ABD’de kurumun adı ‘Dışişleri Bakanlığı’ değil, ‘State Department’ olarak anılır. Bunun nedeni, kuruluş aşamasında yalnızca dış diplomasi değil, bazı iç sorumlulukların da bu kuruma verilmiş olmasıdır. Bu ayırt edici özellik günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Birleşik Krallık’ta aynı kurum ‘Foreign Office’, Fransa’da ise ‘Quai d’Orsay’ adıyla bilinir. Dışişleri bakanı hükümetlerde her zaman ikinci adam sayılmıştır; çünkü o, devlet başkanının kulağı ve dili gibidir. Başkanın bilmesi gereken sırları ona taşır, ondan aldığı mesajları da başkalarına iletir. Karmaşık sorunların, tehlikeli anlaşmazlıkların ve zor uzlaşmaların çözümü çoğu zaman ona emanet edilir.
Büyük devletlerde bu görevi geçmişte önemli diplomatlar üstlenmiştir: Birleşik Krallık’ta Lord Palmerston, ABD’de George Marshall, Fransa’da Edouard Daladier. Savunma bakanı çoğu zaman savaşın yüzünü temsil ederken, dışişleri bakanı barışın yüzü olarak görülürdü; her ne kadar bu tanımın her zaman gerçeği yansıttığı söylenemese de…
Donald Trump ise yaptığı birçok değişiklik arasında State Department’ın rolünü ve ağırlığını da fiilen ortadan kaldırdı. Kurumun temel görevlerini ya bizzat kendisi üstlendi ya da diplomasi, hatta siyaset deneyimi olmayan bir grup kişiye devretti. Bakan Marco Rubio’nun siyasi ve diplomatik bir geçmişi bulunuyor. Ancak çevresindeki birçok isim golf arkadaşları ya da ticari ilişkilerinden gelen kişilerden oluşuyor ve çoğu daha önce Dışişleri binasının kapısından bile girmemiş. Ne Henry Kissinger gibi bir isim var ortada, ne Averell Harriman, ne George Marshall, ne de benzeri parlak figürler... Her dış ve hatta iç meselede parlayan tek isim başkanın kendisi. Başkan yardımcısının ise yönetimde belirleyici bir rolü olmadığı biliniyor; ancak Lyndon Johnson’ın John Kennedy’nin yerine geçmesi örneğinde olduğu gibi, yalnızca başkanın yerini almak durumunda kalırsa farklı bir durum ortaya çıkabilir.
İşte adam da bu, yöntemi de bu. Donald Trump şimdi kendisini Gazze’de barışın başkanı gibi konumlandırıyor. Oysa bu tür görevler genellikle emekli bir diplomatik temsilciye verilir. Şimdi ise barışın anahtarı bütünüyle onun elinde görünüyor; dünya da Amerikan başkanının kendisine hangi görevi biçmeye karar vereceğini beklemek zorunda.