İki eski sahne, bugünü anlamamıza yardımcı olmaktadır. Birincisi, Humeyni'nin devrimin zaferinden sonra Tahran'daki İsrail büyükelçiliğinden İsrail bayrağının indirilmesini ve yerine Filistin bayrağının asılmasını emretmesiydi. Bu adım, ülkesinin Ortadoğu'daki en zorlu meseleyle olan ilişkisinin çehresini değiştirdi. İkincisi ise dünyanın Amerikalıların Tahran'daki büyükelçiliklerinde rehin alınmasına tanık olmasıydı. Amerikan rehine krizi uzadı ve Tahran ile Washington arasındaki iletişim dilini değiştirdi. Duygular ve niyetler gizli değildi. İran anayasasının kendisi, devrimi ihraç etmeyi ve ezilenleri desteklemeyi öngörüyor, benimsenen sloganlar İsrail'in ortadan kaldırılmasını ve “Büyük Şeytan” ABD'nin bölgeden kovulmasını istiyordu.
Humeyni devriminin zaferi sıradan bir olay değildi. İki kutuplu dünya düzeninin dışında, önemli bir potansiyele sahip ve kaynakların, boğazların ve stratejik su yollarının kesişme noktasında bulunan bir ülkede doğan devrimdi. Deneyimler de bize gösteriyordu ki, Şah gibi rejimlere karşı kazanılan kesin zaferler, galip gelenlere olağanüstü bir kibir ve doyumsuz bir hırs aşılar. Nitekim tam olarak böyle oldu. Galipler, Ortadoğu'nun çehresini değiştirme arzusuna kapıldılar ve bazıları daha da ileri gitti.
Saddam Hüseyin endişeye kapılmıştı, çünkü Humeyni, “kafir Baas rejimine” Pehlevi hanedanı ile aynı kaderi yaşatmakta kararlı olduğunu gizlemiyordu. Saddam, gelecekten yani Bağdat sokaklarında İran'ın müttefikleriyle savaşmak zorunda kalma ihtimalinden korktuğu için savaşı ana sahneye, İran topraklarına taşımayı tercih etti. Gerçek şu ki, Irak rejiminin çehresini değiştirme sürecini bu yüzyıla kadar erteleyen de İran-Irak Savaşıydı.
Irak savaşı, Humeyni İranı'nı bölgenin ve ülkelerinin, özellikle de yapıları mezhepsel avantajlar sunanlarının çehresini değiştirme projesinden caydırmadı.1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesinin yarattığı kargaşa ortamında, İran tarafından desteklenen ve Suriye’nin kuruluşunu kolaylaştırdığı Hizbullah doğdu. Bazıları, bu tutumunu haklı çıkarmak için sayısız gerekçe sunan Hafız Esed'in, aslında bölgedeki Sünni çoğunlukla hesaplaşma arzusundan asla vazgeçmediğine inanıyor.
Üçüncü bir sahne daha bugünü anlamamıza yardımcı olmaktadır; o da Ebu Zeynep lakaplı bir intihar bombacısının, Beyrut'taki ABD Deniz Piyadeleri kışlasında bomba yüklü bir kamyonu patlatmasıdır. Washington, nihai olarak ayrılmadan önce, çok uluslu kuvvetler kapsamında orada bulunan birliklerini gemilerine çekmeye karar verdi. Lübnan bir kez daha Esed Şamı ile Humeyni Tahranı'nın eline düştü.
Hafız Esed, Lübnan'daki güvenlik aygıtının Lübnan Ulusal Direniş Cephesi'ne karşı bir suikastlar dalgası başlatması veya suikastları kolaylaştırması yoluyla Hizbullah ve İran'a altın bir hediye sunmuş oldu ve güney Lübnan cephesini fiilen tamamen Hizbullah'ın kontrolüne bıraktı.
İsrail ile yaşanan çatışmaların ortasında, Hizbullah'ın Lübnan denklemindeki varlığı pekişti ve nihayetinde karar alma süreçlerini kontrol etmeye başladı. Eş zamanlı olarak, İran'ın Akdeniz kıyısındaki etkisi arttı ve Suriye'nin oğul Esed dönemine geçmesinden sonra daha da kökleşti. Bu yüzyılda, Lübnan'ın çehresini değiştirme süreci hızlandı. İsrail, herhangi bir kazanım elde etmeden güney Lübnan'dan çekildi. Amerikan ordusu Saddam Hüseyin rejimini devirdi. Refik Hariri suikastı bu değişimi daha da derinleştirdi. Lübnan'ın çehresini değiştirme mücadelesi başarılı oldu ve 2006'daki İsrail savaşı, Hariri suikastından sonra kurulan güç dengesini ayarlamak için bir araç görevi gördü. Bundan sonra, Hizbullah kontrolü ele geçirdi ve cumhurbaşkanları ve başbakanların atanmasında son söz sahibi haline geldi.
Irak'ta ise yeniden şekillendirme mücadelesi muazzam ve belirleyiciydi. İran yanlısı gruplar yönetim konseyi ve hükümette yer alıyordu ve General Kasım Süleymani, Amerikalıların çok kötü bir şekilde kurduğu sistemin istikrarsızlaştırılması görevini üstlendi. Süleymani, ittifakların dağıtılmasını, engellerin kaldırılmasını ve yeni sistemin parçalanmasını hızlandıran, Tahran'ın karar alma mekanizması üzerindeki etkisini artıran anlaşmazlık tohumlarının ekilmesini organize etti. DEAŞ ortaya çıktığında Süleymani, Sistani'nin fetvasını Haşdi Şabi Güçleri'nin kurulması için bir bahane olarak başarıyla kullandı ve onu resmi bir güvenlik kurumuna dönüştürdü. Irak'ın çehresi değişti ve Irak'taki örgütlerin devam eden savaşa dahil olması da bunun kanıtı.
Ali Hamaney'in uzun süren iktidarı, çehreleri değiştirme dönemi oldu. Dini Lider, kalbine ve aklına yakın iki adama güvendi: Kasım Süleymani ve Hasan Nasrallah. Hamaney döneminde, eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in öldürülmesi noktasına varacak kadar, Yemen'in çehresi dramatik bir şekilde değişti. Oslo Anlaşması'nın imzalanmasının ardından Tahran'ın intihar saldırılarını teşvik etmesiyle Filistin'in gidişatı da değişti; bunun sonucunda tüneller yaygınlaştı ve füze ile insansız hava araçları ihraç edildi.
Kasım Süleymani, bölgeyi yeniden şekillendirme sürecini genişletmenin önünde bir engel olarak gördüğü “Amerikan bağını” koparmak için yorulmadan çalıştı. Devrim Muhafızları generalleri, dört Arap başkentinin çehresini değiştirmekle övündüler. Süleymani, İsrail'i birden fazla ülkeden fırlatılan füze yağmuru ile bombalamayı hayal ediyordu. Yahya Sinvar'ın eylemi ancak Donald Trump'ın Bağdat'ta suikast emri vererek cezalandırdığı Süleymani'nin programına bakılarak anlaşılabilir.
Uygulama tarihini kendisinden gizlese bile, Sinvar Tufanı’nın arkasında Tahran mı vardı? İsrail ve ABD'nin gücünü yanlış mı hesapladı? Binyamin Netanyahu'nun Tufan’ı, Arap devletleriyle cephe hatları boyunca bölgenin çehresini değiştirmek için tarihi bir fırsata dönüştürmeye çalıştığı aşikar. Ateş tufanı başladı. Direniş eksenindeki Suriye bağlantısı koptu. İsrail yeni askeri doktrinini uygulamaya başladı; tehlikeler büyümeden önce onlarla yüzleşmek ve İsrail'i tampon bölgelerle çevrelemek.
Netanyahu, bizzat Tahran'ın çehresi değişmedikçe, İsrail'in yakın çevresinin çehresini değiştirme sürecinin eksik ve kırılgan kalacağı sonucuna vardı. Netanyahu, Trump'ı ikna etmek için sayısız girişimde bulundu ve üç aşamalı yaklaşım şekillendi: nükleer emellerinden vazgeçmiş, füze cephaneliği kısıtlanmış, vekil güçleri ile bağları koparılmış bir İran.
Şu anda, çehreleri değiştirme savaşının en yoğun aşamasındayız. İran, devletlerin çehresini değiştirdi, bugün de ABD, İsrail ile birlikte İran rejimini kısmen veya tamamen değiştirmeye çalışıyor. Şüphesiz, mevcut çatışmanın izleri, fırtına dindikten sonra tüm tarafların çehresinde belirgin olacaktır.