Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Duyuların Kaosu

Dünkü makale, daha önce eşi görülmemiş bir olgudan söz ediyordu: ‘Füzeyle vurulan daireler.’ Yani bütün bir binanın değil, belirli bir dairenin hedef alınması. Bir bakıma zevk ve ahlak meselesi. Yazının yayımlanmasının ardından başka bir olgu daha ortaya çıktı: Füzeler bu kez Lübnan Üniversitesi’nin hocalarını, üstelik üniversite kampüsünün içinde kovalamaya başladı. 7 Ekim’den beri süren bu kızışmış savaşta artık hiçbir şeyin, hiç kimsenin dokunulmazlığı yok. İsrail Savunma Bakanı Beyrut’un Han Yunus’a dönüşeceğini söylerken şaka yapmıyormuş. Ama bunun üniversite hocalarını da kapsayacağı aklımıza gelmemişti. Aklımıza gelmeyen ne varsa şimdi televizyon ekranlarında son dakika haberi olarak karşımızda.

Aradan bir an bile geçmeden ölüm sirenleri yeni bir saldırının habercisi oluyor. Eski Beyrut’un unutulmuş köşelerinde -bir zamanlar dağ halkının ve bazı Arapların yaşadığı, sonra her yönden gelenlerle dolup taşan o Beyrut’ta- herkes kentin kimliğini yanında getiriyor ve onun adına savaş veriyor. Açık bir şehir olan Beyrut, giderek daralan ve gerilen bir kente dönüştü. Beyrutlular bir zamanlar ölümden daha zor bir şey olmadığını sanırdı. Oysa var: Kendi evinde sürgün olmak. Kendini iftar saatini bekleyen bir milyon yerinden edilmiş insanın arasında görmek.

Kuşatma altındaki şehirler gibi Beyrut’un da bir ‘günlüğü’ var artık. Saatleri, randevuları var. Gece boyunca gökyüzü vızıltı ve korkuyla doluyor. Sonra aynı şey gün boyunca sürüyor. Karanlığı ise eski ve inatçı; bir zamanlar ülkenin tamamını karanlığa gömen eski Enerji Bakanı’nı hatırlatıyor.

Bir zamanlar Beyrut’a ‘Işıklar Şehri’ denirdi. Sonra o adam geldi ve neredeyse güneşle ay dışında ışık kalmadı. Enerji Bakanlığı yıllarca aynı partiden gelen bakanların elinde dolaştı; sonuç ise aynı oldu: israf ve 60 milyar doları aşan bir açık.

Cezayirli romancı Ahlam Mosteghanemi’nin etkileyici bir romanı vardır: ‘Duyuların Kaosu’. Bireysel ya da toplu bir kıyamet sahnesi gördüğümde hep o romanın boğucu atmosferine dönerim. Beyrut’u bu halde ilk kez görmüyoruz. Ama bu kez mesele duyuların kaosu değil; belki de onların tamamen yokluğu.