Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Körfez NATO’su fikri

Savaşlar ve diğer varoluşsal riskler (örneğin büyük salgınlar), yeni ve cesur fikirlerin ortaya çıkmasını, gelişmesini ve uygulanmasını doğrudan teşvik eden başlıca etkenlerdir. Bu da zamanın kısalması ve süreçlerin hızlanması anlamına gelir.

Bu inkâr edilemez bir gerçektir. İnsanlık toplumlarının deneyimleri bunun sayısız örneğini sunmaktadır. Bugün Arap Körfezi de bu tür varoluşsal anlardan birinden geçmektedir. İran rejimi, şer ve saldırılarını Körfez ülkelerine yöneltmiş; elindeki yıkım araçlarının en kötülerini sahaya sürmüş ve kısa sürede unutulmayacak bir kin ve düşmanlık enerjisini serbest bırakmıştır. Bu durum, önce karar vericileri, ardından da fikir insanlarını Körfez’i ve halkını bu tür kötü niyetli hava saldırılarının -füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen saldırıların- tekrarından korumak için ‘alışılmışın dışında’ düşünmeye sevk etmiştir. Bu saldırılar adeta hastalık taşıyan kara yarasalar gibi gökyüzünde dolaşıp felaket saçmaya çalışmaktadır. Ancak Körfezli savaşçıların uyanıklığı ve kararlılığı olmasaydı, ayrıca İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) fanatik unsurları başlarına ve silah depolarına inen ağır darbelerle sarsılmasaydı, sonuçlar çok daha farklı olabilirdi.

Bu atmosfer içinde, söz konusu tehlikeyle yüzleşmek için kalıcı ve stratejik bir Körfez askeri ittifakı kurulması yönünde çağrılar ortaya çıktı. Zira bu tehdit, herhangi bir Körfez ülkesini diğerlerinden ayırmadan hepsini hedef almış durumda. Bu çağrılar arasında, emekli bir Körfezli siyasetçinin ‘yeni bir Körfez NATO’su’ kurulmasını önerdiği görüş de yer alıyor. Söz konusu öneri, tüm anlaşmazlıkların aşılmasını ve bölge ülkelerinin kendi imkânlarına dayanmasını öngörüyor.

İlk bakışta güzel bir çağrı gibi görünse de, söz konusu öneri bazı hususları göz ardı ediyor. Bunlardan biri, Körfez liderlerinin ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) kurumlarının aslında bu yönde belirli adımlar atmış olmasıdır. Her ne kadar bu girişimler ‘NATO’ seviyesine ulaşmamış olsa da, kısa bir hatırlatma yapmakta fayda var:

‘Yarımada Kalkanı Gücü’ fikri, 1980’lerin başında KİK’in kuruluşuyla eş zamanlı olarak ortaya çıktı. 2013’te Kuveyt’te düzenlenen zirvede ise KİK ülkeleri için ortak bir askeri komutanlık kurulması kararlaştırıldı. Bunun yanında Körfez ülkeleri arasında ortak savunma anlaşmaları da bulunuyor. Ayrıca Yarımada Kalkanı Gücü, 2011 yılında Arap Baharı sürecinde İran bağlantılı olduğu ileri sürülen gelişmeler sırasında Bahreyn’de sahaya inmişti.

Bir diğer mesele ise bu güzel fikrin hayata geçebilmesi için Körfez ülkeleri arasında büyük meseleler ve kritik konular hakkında siyasi kararın ortaklaştırılmasını gerektirmesidir. Bugün İran konusunda yaşanan durum bunun en güncel örneklerinden biridir.

Öte yandan, varsayalım ki bir Körfez NATO’su kuruldu ve görüşler tamamen uyumlu hâle geldi -ki bu en büyük temennidir- bu durum, bugün dünyanın en büyük askerî, ekonomik ve bilimsel gücü olan ABD’den vazgeçilebileceği anlamına gelmez. ABD, Körfez ülkelerine bir müttefik gözüyle bakmaktadır; Körfez ülkeleri de ABD’ye aynı şekilde yaklaşmaktadır. Nitekim hatırlatmak gerekir ki, asıl NATO da temelde ABD’ye dayanır; ABD bu ittifakın ana direği ve temel taşıdır.

Güçlü ve sürdürülebilir gerçek bir Körfez NATO’sunun kurulabilmesi için dünyanın güçlü aktörleriyle ittifak ve iş birliği içinde olmak gerekir. Bu alanda da ilk sırada yer alan güç ABD’dir.