İnsanlar sık sık “herkesi memnun etmek ulaşılamaz bir hedeftir” sözünü tekrarlarlar. Profesörlerimden biri, başkalarına karşı nasıl düşünceli olunacağından bize bahsederken bu sözü alıntılayarak, “Ve bunun için çabalamak ihmal edilmemesi gereken bir erdemdir” diye eklerdi. Bunun kendi eklemesi olduğunu, yanlışlıkla bu sözle karıştırmamız gerektiğini de her zaman belirtirdi. Profesörümüz vefat etti. Daha sonra, “kamu memnuniyetinin” memnuniyetin anlamı açık ve başka bir şeyle karıştırılmadığı sürece, imkansız olmadığını keşfettim. Günümüzde kamu memnuniyetini ölçmenin birçok yolu var; bunların en ünlüsü bence üç kuruluşun, Oxford Yaşam Kalitesi Araştırma Merkezi, Gallup Şirketi ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SDSN) ortak çalışması olan “Dünya Mutluluk Raporu”dur.
Bu rapor, insanların yaşamlarından memnun olmalarını, gelecek konusunda iyimser veya kötümser olmalarını sağlayan faktörlere odaklanmaktadır. Bunlar arasında yaşam standartları, toplumsal barış, kamusal özgürlükler, adaletin yaygınlığı ve hukukun üstünlüğü ile ilgili faktörler yer almaktadır. Ayrıca, tüketici memnuniyeti ve iyimserliği üzerine uluslararası raporlar ile satış yöneticilerinin beklentileri üzerine raporlar da bulunmaktadır; bunlar, insanların daha fazla mı yoksa daha az mı harcayacaklarını, yani yakın gelecek konusunda iyimser mi yoksa kötümser mi olduklarını göstermektedir. Bu, memnuniyetin bir yönüdür ve birçok toplumun üyelerinin yaşamlarından bir dereceye kadar ve bazen artacak bazen gerileyecek şekilde memnuniyet duyduğunu ortaya koymaktadır.
Kısacası, kamu memnuniyeti ulaşılabilir bir hedeftir. Ancak buna ulaşmak, memnuniyeti genellikle belirsiz olmaya meyilli genel söylemin ötesine, memnuniyetin konuları ve sınırları ile ilgili göstergelerin geliştirilmesine olanak tanıyan daha spesifik bir söyleme taşımayı gerektirir.
Peki, neden kamu memnuniyetiyle ilgileniyoruz?
Cevap; kişilerin yaşam koşullarından duyduğu memnuniyet, siyaset biliminde “siyasi meşruiyet” olarak adlandırdığımız şeyin en belirgin göstergesidir. Bu memnuniyet, ya insanca bir yaşam için gerekli araçları sağladıkları ya da adil rekabet için yeterli fırsatlar sundukları veya bu konuda takdire şayan çabalar gösterdikleri için halkın devlet politikalarından duyduğu memnuniyeti yansıtır. İmam Ali İbn Ebu Talib'in Mısır valisine mektubundaki tavsiyesinin, Arap geleneğinde bu kavrama ilk atıf olduğuna inanıyorum: “Halk memnun olduğunda elitlerin hoşnutsuzluğu affedilebilir... Bu gerçekten de dinin, Müslümanların birliğinin ve düşmanlara karşı güçlü olmanın direğidir. Halk ümmettir. Öyleyse, ona kulak ver ve ona meylet.”
Elbette, koşulların her zaman elverişli olmasını beklemiyoruz. Her ülke bir gün siyaset, güvenlik, istihdam, enflasyon, ekonomik durgunluk veya diğer alanlarda bir krizle karşı karşıya kalacaktır. Ve birçok insan kaçınılmaz olarak hoşnutsuz olacak ve birçok kişi hükümeti krizden sorumlu tutacaktır. Peki, o zaman durumu nasıl tanımlayacağız?
Cevabımız şudur; özellikle duygusal boyutu da eklediğimizde, sürekli bir memnuniyet beklemek gerçekçi değildir; çünkü insanlar doğal olarak hem rasyonel hem de irrasyonel çeşitli faktörlerden etkilenirler. İnsanlar, başkalarıyla hemfikir oldukları veya belki de kendilerine özgü nedenlerle memnun olurlar veya öfkelenirler. Bu durumda, “memnuniyeti” doğru yere yerleştirmeli ve onu siyasi meşruiyetin veya toplumsal düzenin refahının tek koşulu haline getirmemeliyiz.
Ben, geçen haftaki yazımda açıkladığım anlamda adaleti savunan bir sosyal sistemin, memnuniyetsizlik karşısında bile meşru olduğu fikrindeyim. Burada özellikle, adaletin en belirgin tezahürü olarak gördüğüm hukukun üstünlüğü ilkesine, özellikle de dağıtımcı ve yargısal adalete atıfta bulunuyorum. Bana göre, adalet temeldir, memnuniyet onun bir tamamlayıcısıdır ve şefkat ve merhamet onların da üstündedir. Devlet ve toplum arasında şefkat ve merhametin hakim olduğu bir sosyal sistem kurabilirsek, nihai hedefimize ulaşmış oluruz. Eğer kuramazsak, uzlaşmayla yetinmeliyiz. Eğer bunu da yapamazsak, o zaman daha önce de belirttiğim gibi, en belirgin tezahürü hukukun üstünlüğü olan adalet ilkesinden ödün vermemeliyiz.