İsrail ile olan çatışma neredeyse bir yüzyılı tamamlamak üzere. Bu uzun süren çatışma boyunca, düzenli devlet orduları ile milisler ve silahlı güçler arasında pek çok savaş yaşandı.
Süregelen çatışmada İsrail, liderleri ve komutanları olduğu kadar alt kademedekileri de hedef alarak suikastı bir silah olarak kullandı. Birçok durumda, bireyler sadece bir silahın menzilinde oldukları için suikasta kurban gittiler.
İsrail’in tabanca, patlama, zehir ya da insansız hava araçlarının (İHA) yaygınlaşmasından önce savaş uçaklarıyla gerçekleştirdiği suikastlar o kadar çoktu ki, kaç kişinin öldüğü bilinmiyor.
Suikast birinci sınıf hedefleri vurduğunda, bunun savaş cepheleri üzerindeki olumsuz etkisi göz ardı edilemez. Çoğu zaman suikastın etkisi iki yönlüdür: Bir yandan öldürülen liderlerin destekçilerinin kendilerini ve yanındakileri koruma yeteneklerine olan güvenini sarsar; diğer yandan İsrailliler, kendi orduları ve halklarının moralini yükseltmek için bunu kullanır; çünkü moral, saldırı ve savunmada üstünlüğü kanıtlayamamanın etkisiyle sarsılmıştır.
İsrail’in her suikast operasyonunu medyada ele alış biçimi de bunu açıkça gösterir; öyle bir heyecanla aktarılır ki, sanki zaferin eşiğine gelinmiş gibi bir izlenim yaratılır.
Suikast, özellikle öne çıkan isimler söz konusu olduğunda, İsrail’de seçim dönemlerinde abartılı bir gösteri aracı olarak kullanılır. Çünkü ‘süper kahraman’ etkisi, seçmenleri etkilemenin en güçlü yoludur. Netanyahu’nun görevde kalma mücadelesinde suikastları nasıl ses ve görüntüyle siyasi bir araç olarak kullandığına bakın.
Liderlerin öldürülmesi, yoğun çatışma ortamında ve güç dengelerinin sürekli İsrail lehine bozulduğu durumlarda boş bir çaba olarak görülemez. Filistin örneğine bakın; Arafat dönemiyle sonrasını kıyaslayın. Aynı ölçekte, Hizbullah’ta Hasan Nasrallah dönemini, ardından yaşananları; İran’da Ali Hamaney ve çevresine yönelik suikastları, ayrıca Laricani’nin öldürülmesini düşünün. Suikasta uğrayanların takipçileri bunu basitçe ‘ön saflarda yer almak, fedakârlık ve özveri örneği sunmak’ gibi ifadelerle açıklayabilir. Ancak artlarında bıraktıkları boşluk, gerçekte kolay doldurulamaz. Yerlerine isim koymak mümkün olsa da, uzun yıllara dayanan liderlik deneyimlerini ve kazandıkları bilgeliği kim sağlayabilir?
Daha derin ve geniş bir açıdan bakılması gereken soru şudur: Suikast silahı, liderlik seviyelerinin performansını ve moralini etkileyebilse de, güç dengelerini değiştirebilir veya kesin bir zafer ya da yenilgi sağlayabilir mi?
Uzun süreli çatışmaların gösterdiği gibi, suikast ne kadar maddi ve manevi etkili olursa olsun, uygulayanların hedeflediği sonuçları değiştirme noktasına ulaşamaz. Bu operasyonlar seçimlerde başarı sağlayabilir, takipçilerini coşturup güven verebilir, düşman saflarında liderin korunması ve yetkinliği hakkında soru işaretleri yaratabilir. Ancak bunlar, siyasi veya askeri yeni bir olay gerçekleştiğinde hızla geçer. İsrail özelinde, nüfus fazla koruma ve ayrıcalıkla büyütüldüğünden, en küçük darbe bile korku yaratabilir, güven duygusunu sarsabilir.
İsrail, gösterişli suikastları bir güç ve etki kaynağı olarak kullanmaya alıştı. Bunlar eski ve sürekli bir seçim gerekliliği, savaşların yol açtığı psikolojik çöküntüyü gidermek için bir araç ve dünyaya ‘olağanüstü güç’ göstermek için bir yöntemdir. Bu nedenle suikast silahı, havacılık ve teknoloji kadar öncelikli bir araç olarak kullanılmaya devam edecektir.
İsrail bundan vazgeçmeyecek. Başarısının ardında, hedeflerin kayıplarını küçümseme ve fedakârlıkla övünme olgusu yatar. Her suikast, liderin askerleri ve vatandaşlarıyla eşit olduğunu kanıtlayan bir örnek olarak sunulabilir. Böylece, lider artık yalnızca yönetim gerekliliği değil, aynı zamanda ‘şehit adayı’ olarak bir kavram haline gelir.