Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Suriye'den esen sessiz rüzgarlar

1958'de Mısır ve Suriye'nin birleştiğini ilan ederken Cemal Abdunnasır, Suriye'nin Arapçılığın atan kalbi olduğunu söylemişti. Daha önce ne Suriye ne de birlik veya Arapçılık bu gerçeğe hiç bu kadar yakın olmamıştı. Bundan sonra olanlar sayısız kez yazıldı ve binlerce kez yorumlandı. Nasır ilk birliğin ölümünü de açıklamak zorunda kaldı ve ardından Suriye, birlik ve Arapçılık darbeler, ayrılıklar, kışla ve tanklar döngüsüne girdi; bu olaylar Hama ve Golan Tepeleri'ndeki olaylarla ve nihayetinde Dera ve sonrasındaki olaylarla doruğa ulaştı.

Bu olaylar, Suriye, Arapçılık ve birliğin yaşadığı sancıların en kötü sonuçlarındandı. Birçok gücün onu parçalamaya çalıştığı açıkça ortaya çıktığında Suriye'nin yüzü ve özellikleri değişti. Suriye'nin tarihi sınırları çöktü ve ayrılıkçı eğilimler ile Arapçılıktan kopuş ortaya çıktı. İran, Suriye'nin ve dolayısıyla bölgenin kalbine yerleşti. Bu sayede, Kürt ve Türk örneklerinde olduğu gibi, tarihsel güçler ülkenin yeni imajını şekillendirmeye geri döndü. Suriye'de ve çevresinde dramatik bir bölgsel döngü yaşandı.

Suriye'yi çevreleyen tüm çatışmalardan sonra, birdenbire istikrarlı bir rejim ortaya çıktı. Ardından Ahmed eş-Şara'nın ciddi diyalog kurmayı ve iyimser Arap ve uluslararası ilişkiler geliştirmeyi başardığını gördük. Suriye, on yıllardır böyle bir sahneye tanık olmamıştı; diğer ülkeler çatışmalara, anlaşmazlıklara ve bölgeyi tehdit eden endişe verici aşırılıklara saplanıp kalmışken, o ilk kez gerçek bir siyasi yola girmişti.

Durumun tamamen tersine dönmesi garip; Suriye istikrara ve uluslararası güvene giden yola yeniden girerken, diğerleri birliği temel köklerine döndürmekte başarısız oluyor. Düne kadar böyle bir şey imkansız görünüyordu. Bugün ise önünde uzun bir yol olmasına rağmen, oldukça olası görünüyor.