Donald Trump’a yönelik sergilenen tutumlar, barındırdığı dalgalanmalarla Trump’ın kendi doğallığı ve öngörülemezliğiyle birebir örtüşüyor. Bazen bu değişken durumlar büyük bir sürprizi de beraberinde getirebiliyor: ABD Başkanı, Binyamin Netanyahu’yu arıyor, onu azarlıyor ve Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesini bombalamaması konusunda kesin bir dille uyarıyor. Bu hadise, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın savaşın başından bu yana yayımladığı en sert tonlu bildiriden kısa bir süre sonra gerçekleşti. Doğrudan Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler’deki (BM) dostlarını hedef alan o bildirinin özeti, büyük bir öfkeyle haykırılan tek bir kelimeden ibaretti: “Yeter!”
Söz konusu bildiri, Netanyahu ve gözü dönmüş ekibinin Lübnan topraklarına girip, oradan Dahiye’yi -yani aslında Beyrut’u- bombalama emri verdiğini duyurmasının hemen ardından geldi. Zira Dahiye ile Beyrut’un ticari merkezi arasındaki mesafe topu topu 5 kilometre. Dahiye sakinlerinden bölgeyi tahliye etmeleri istenince, Beyrut sokakları bir kez daha mültecilerle, evsiz kalanlarla ve üzerine eski püskü yatak yorganların yüklendiği araçlarla dolup taştı.
İnsanlar, yüz kasabanın yerle bir edilmesinden, 200 bin evin yıkılmasından, Lübnan topraklarının yüzde 10’unun işgal edilmesinden ve binlerce ölü ile yaralıdan sonra dehşet içinde Netanyahu’nun bir sonraki adımını bekliyordu. Ancak aniden Beyaz Saray, sahibinin bu çağdaş Hülagü’yü azarladığını ve ona bu ölümcül emirlerini geri çekme talimatı verdiğini duyurdu.
Trump, bitirdiği savaşlar hakkında çok konuştu; bunların sekiz tane olduğunu söyledi. Birçok kişi bu sözleri yorumladı ve şüpheyle yaklaştı. Gelgelelim, Beyrut’un yerle bir edilmesinden ve halkının topyekûn sürülmesinden geri adım atılmasında hiçbir şüphe yok. Bu kararda Trump’ın rolü ve iradesi de tartışmasız. İsrail’e karşı sergilenen bu nadir Amerikan duruşu sayesinde ne kadarlık bir kaybın önüne geçildiğini ise kimse tam olarak kestiremez.
Önleyici kararlar, savaşların son derece hayati bir parçasıdır. Bir an için Netanyahu’nun o vahşi sadizmini sürdürdüğünü hayal edin: Mesele sadece Dahiye ile sınırlı kalır mıydı? Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın bildirisine tekrar dönün. O bildiri, sorumluluğu tamamen uluslararası toplumun omuzlarına yüklüyordu. Bu çıkış, Fransa’nın Lübnan’a yönelik saldırganlık ve İsrail’in ülke egemenliğini ile topraklarını hiçe sayması konusunda BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı şikayetle, yani bir başka uluslararası duruşla da örtüşüyordu.
Pazartesi akşamı Lübnanlılar evlerinin duvarları arkasına sığındı, Dahiye sakinleri sokaklara döküldü; herkes Netanyahu ve ekibinin toplarını, füzelerini duymayı bekliyordu. Donald Trump bizi de şaşırttı, onları da... O halde: “Thank you.”