Göçmenler ile dolu bir ailede doğdum; göç edenlerin sayısı kalanlardan çok daha fazlaydı. Babamın ailesinde, dedem, erkek kardeşleri ve kız kardeşi, Michigan'a göç etmişti. Babaannemin erkek kardeşleri de Brezilya'ya göç etmişti. Annemin ailesinde ise en büyük erkek kardeşi Lansing, Michigan'a göç etmişti.
Köydeki erkeklerin en az yarısı, derme çatma vapurlara binip dalgalara ve bilinmeyene meydan okumuştu. Okuma yazma bilmiyorlardı, yabancı bir harf, bir meslek veya bir zanaat bilmiyorlardı. Ve o uzak diyarda, Allah onlara yardım etti ve her biri “Amerikan Rüyası”ndan payını aldı.
ABD o zamanlar, makinelerin bireyin yerini aldığı sanayi harikalarının ilk aşamalarındaydı. Büyükbabam (Tamer) bir Buick montaj fabrikasında iş buldu. Diğerleri sokak satıcısı olarak çalıştı. Ama Amerikan Rüyası'ndan paylarını oğulları ve torunları aldı. 1974'te büyükbabamın vasiyetini yerine getirerek Flint, Michigan'a gittiğimde, ailemde doktorlar, mühendisler, üniversite mezunları ve hatta sert rugby oyuncuları bile vardı.
Bu, neredeyse bütün göçmen ailelerde klişe görüntüydü. İlk dalga çok çalıştı ve sonraki nesiller eğitim aldı. Görme engelli olmayanlar bile. Mümkün olduğunca çok akrabamı ziyaret ettim. “Yargıç” ile randevumuz, yoğun programı nedeniyle Michigan’dan ayrılışımızdan bir gün öncesine ertelendi. Ailedeki herkes “Yargıç”tan büyük bir hayranlıkla, sanki tüm ailenin evladıymış gibi bahsediyordu.
Yargıç bizi akşamın erken saatlerinde kabul etti. Geniş omuzlu, sert yüzlü ve akademisyen havası olan bir adamdı. Karşılamanın soğuk mu yoksa normal mi olduğunu anlayamadım. Ama karşılıklı söylenen birkaç sözden ve evde bir akrabalık duygusunun dolanmaya başlamasından hemen sonra, “Yargıç” bana adımla hitap etmeye başladı. Bana duvarlarda gördüğüm fotoğrafların Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra babası ve annesine ait olduğunu söyledi. Babasından köy hakkında çok şey duyduğu için her zaman o köyü ziyaret etmeyi çok istediğini, ancak görme engelli olarak doğmanın kaderi olduğunu söyledi.
Yargıç, devletin eğitimini nasıl desteklediğini ve avukatlıktan yerel yargıçlığa, oradan da federal yargıçlığa kadar tüm kariyeri boyunca kendisine yardım için eğitilmiş bir köpeğe nasıl güvendiğini anlattı. Yargıç, “Amerikan Rüyası”nın bir modeliydi. Zira babasının ülkesinde, görme engelli doğanlar sokaklarda bir refakatçi eşliğinde dolaşır, aşağılanma ve umutsuzlukla dolu, kederli bir sesle sadaka dilenirlerdi.