Ağustos ortasında, “harika çocuk” Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX, USSF-366 adlı askeri bir misyon için Falcon 9 roketini uzaya gönderdi.
Roketin görevi veya yükü hakkında objektif bir bilgi olmamasına rağmen, bazı sızıntılar roketin yüz adet Starlink uydusu taşıdığını ve fırlatmanın ABD'nin yaklaşan önleyici bir eyleminin parçası olduğunu öne sürüyor.
Yükün ve amacının bilinip bilinmemesi (ikincisi daha olası) önemli değil; bu durum birkaç gerçeğe işaret ediyor.
Birincisi, SpaceX şirketi kesinlikle Amerikan derin devletinin bir kolundan başka bir şey değildir. Dolayısıyla Dünya’nın yörüngesinin şu anda belirsiz veya anlaşılmaz görünen operasyonlar için bir arena olduğunu doğrulamaktadır. Daha da önemlisi, uzay yarışı artık sadece Amerikan değil. Çinliler, Ruslar, Avrupalılar ve aslında dünyanın geri kalan halkları artık Dünya'da yaşamı sürdürmenin yollarını arıyorlar, gezegenin atmosferini sabote edip sakinlerini yok etmeyi değil.
Uzay gelişmeleri bizi önemli bir soruya götürüyor: İnsanlığı yukarı çıkmaya sevk eden yeni bir şey mi var?
Evet, insanlık için yeni kaynaklar sağlamak üzere kullanılabilecek uzay enerjisinden bahsediyoruz. Bu enerji hem Doğu'da hem de Batı'da giderek artan bir ilgi görüyor ve şirketler, dünya için enerji sağlamak üzere uzayı kullanan sistemler geliştirmeye çalışıyorlar. Örneğin; yörüngeye yerleştirecek ve güneş ışığını yeniden yönlendirecek aynalar, güneş enerjisini toplayıp Dünya'ya ileten uydular gibi. Hükümetler ve yatırımcılar, fırlatma maliyetlerindeki önemli düşüş ve uydu teknolojisindeki gelişmelerin etkisiyle bu teknolojilere yatırım yapmaya yöneliyorlar. Buna, çevremizdeki gezegenleri anlamada daha fazla verimlilik elde etmek için yapay zekanın kullanılması da eşlik ediyor. Fizik ve bilgisayar biliminin birleşimi olan kuantum hesaplama, çok önemli bir rol oynuyor.
Bu, başka bir soruyu gün yüzüne çıkarıyor: Uzay sahnesi artık başımızın üstündeki trafiği yönetmek, kalabalıkta çarpışmaları veya karanlıkta yaşanabilecek kazaları önlemek için bir trafik polisine mi ihtiyaç duyuyor? Bu tür kazaların maliyeti, zaten acı çeken insanlık için çok yüksek olacaktır.
Özellikle Washington ve Pekin, şu anda Dünya yörüngesinde ve ötesinde varlıklarını genişletmek için yarışıyorlar.
Bu yarış, kalabalık bir uzay ortamı yaratıyor ve uzun zamandır hava ve denizlerde seyrüseferin dayandığı şeyi, yani ortak kuralları ve standartları belirlemeyi gerektiriyor. Bunlar, rekabeti daha güvenli ve daha tahmin edilebilir hale getirecektir. Diğer taraftan bu yarış daha da verimli olacak, Dünya'da sürdürülebilir kalkınma fikrini destekleyen somut ekonomik getiriler sağlayacaktır.
1969'da Apollo 11’in Ay'a inişinden son on yılda SpaceX'in yükselişine kadar, Amerika Birleşik Devletleri'nin keşif ve ulusal güvenlikten uzay ekonomisine kadar küresel uzay sahnesine hâkim olduğu aşikâr.
Ancak bu Amerikan hegemonyasının kalıcı olacağı garanti değil. Çin, bu hakimiyete meydan okuyor ve uzay yeteneklerini geliştirmeyi amaçlayan iddialı bir uzay ajandasını hızla hayata geçirdi. Söz konusu ajanda; dünyadaki benzer başarılarını tamamlayacak bir Çin uzay ekonomisi geliştirmek ile önümüzdeki yıllarda astronotları aya indirmek için özel bir Çin uzay sektörünü kullanmaya dayanıyor.
Uzay yarışı, şüphesiz gelecek nesiller boyunca jeopolitik ve ekonomik sahneyi şekillendirecek değişikliklere yeni bir boyut katıyor. Bu yeni uzay sahnesinin gerçekten dikkat çekici yanı, mevcut ve yükselen süper güçlerin davranışlarını düzenleme vizyonunu sunmasıdır. Bu konunun, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ziyaretinin ardından eylül ayında Washington'da yapılacak olan Çin-ABD zirvesinde en önemli konulardan biri olması oldukça muhtemeldir.
Bir sonraki aşamada insanlık uzaya doğru yarışacak ve uzayda bir trafik polisi ihtiyacı güçlenecek mi?
Bu aşama büyük ihtimalle, Kızıl Gezegene ulaşma ve orada insanların yaşaması için yerleşim yerleri kurma hayaliyle bağlantılıdır.
Mars'a ulaşmak hem Washington hem de Pekin için gerçek hedef olmaya devam ediyor. Ve son zamanlarda Ay'a yönelik misyonlar, insanlık için bir dayanak noktası ve üs kurma çabasından başka bir şey değil, çünkü insanlık, ekolojik değişimlerin belirli bir noktasında, sadece Dünya’da yaşamaya bahis oynaması halinde bu bahsi kaybetmekten korkuyor. Bu nokta, Amerikalı astrofizikçi Carl Sagan tarafından ayrıntılı olarak ele alınmıştı.
Sonuç olarak, uzay ve ötesi, çatışan bir insanlık yerine iş birliğine dayalı insanlık için muazzam bir fırsat ve Allah'ın yeryüzündeki vekili olarak insanlığın ilerlemesi için bir umut kaynağı olabilir.
Tek gereken, günümüzün yıkıcı öz çıkarlarından veya aydınlanmamış narsisizmden arınmış, iyi ve açık niyetlerdir.