Lahsan Haddad
Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu Parlamento Ağı'nın yönetim kurulu üyesi ve eski Fas Turizm Bakanı.
TT

Göç ve anlatılar savaşı

Göç krizi küresel bir takıntı ve korku haline geldi. Diğer büyük krizler gibi, gerçekler tam olarak ortaya çıkmadan önce anlatıların nasıl oluşturulduğunu ve kanaatlerin nasıl şekillendiğini gösteriyor. Bu nedenle, ne kadar eksik veya aceleci olursa olsun, ilk anlatı kamuoyunu etkileyebilir ve gerçekler tam olarak ortaya çıktıktan sonra bile kalıcı olabilecek izlenimler yaratabilir.

Bu göç krizinin ilk kurbanları insanlardır. Göç her zaman aşırı yoksulluğun sonucu değildir; umut ve fırsat arayışının sonucu da olabilir. Bu nedenle, göçmenler sadece sayılara indirgenmemeli veya siyasi çekişmelerde araçlara dönüştürülmemeli. Bu olguya yönelik herhangi bir insancıl yaklaşım, siyasi veya güvenlik hususlarından önce insan onuruna saygıyla başlamalı.

Dijital platformlar, göç dinamiklerinin önemli bir parçası haline geldi. Söylentiler, yanlış bilgiler, kışkırtıcı içerik ve kaçakçılık ağları, en az yoksulluk, işsizlik ve yeterli iş fırsatlarının yokluğu gibi ekonomik ve sosyal faktörler kadar önemli olan etkili unsurlara dönüştü.

Sosyal medya artık sadece haber iletim kanalı değil; harekete geçirme ve beklentileri şekillendirme aracı haline de geldi. Başarılı olarak sınırı geçen göçmenin tek bir görüntüsü veya güzergahın açıkmış gibi gösterildiği bir video, saatler içinde yayılabilir ve binlerce kişinin kararlarını etkileyebilir. Böylece, doğru bilgiler söylentilerle iç içe geçiyor ve kaçakçılık ağlarının çıkarları, dijital yayılımın dinamikleriyle kesişerek sanal alanı bireysel ve kolektif göç kararlarında doğrudan bir faktöre dönüştürüyor.

Bunlar itici güçlerden bazıları olsa da denklemin diğer tarafında, “Avrupa El Dorado'su” efsanesi ve İspanya'ya ulaşmanın kolaylığına dair yaygın izlenim yer alıyor. İspanya Yüksek Mahkemesi'nin yakın zamanda aldığı, kimlik doğrulama prosedürleri ve diğer idari ve yasal formalitelere uyulması koşuluyla, yüzerek Ceuta'ya (Sebte) ulaşanların hemen iade edilmemesine dair kararı gibi çekici faktörler de bulunuyor. Ancak bu faktörler, sahadaki ve medyadaki koşullarla etkileşim halinde. Büyük krizler nadiren tek bir nedenden kaynaklanır, dahası bunlar tek bir açıklamaya veya önceden hazırlanmış bir siyasi anlatıya indirgenemeyen çok sayıda faktörün etkileşiminden kaynaklanır.

Bu tür durumlardaki en büyük tehlike komplo teorisi, yani her istisnai olayın kasıtlı bir komplonun sonucu olması gerektiği inancıdır. Komplo teorileri, anlaşılması zor olan karmaşık, iç içe geçmiş bir gerçekliğe basitleştirilmiş bir açıklama sunar. Ayrıca, bu gerçekliği tek bir nedene ve tek bir aktöre indirgeyerek sahte bir kesinlik duygusu da sağlar. Bu nedenle, kanıt eksikliği sahte bir kesinlikle telafi edilmemeli ve entelektüel alçakgönüllülük her zaman temelsiz kesinliğe tercih edilmeli. İşte bu yüzden, doğrulanması zor olan çok miktarda içerikle dolu günümüz dünyasında, eleştirel düşünme ve yargıda bulunmadan önce metodolojiye saygı nadir bulunan değerler haline geldi.

Medyanın sansasyon yaratmaktan kaçınma sorumluluğu vardır. Araştırmacıların ve analistlerin hipotezleri gerçeklere dönüştürmekten kaçınma sorumluluğu vardır ve toplumların da yanlış bilgilere karşı koyma sorumluluğu vardır. İş birliği ve bilgi paylaşımı, uluslararası hukuka saygı ve medya etiğine bağlılık, krizlerin tekrarını önlemek ve insani etkilerini hafifletmek için vazgeçilmez unsurlardır.

Anlatı savaşları başka dönemlerde de tekrarlanacaktır. Asıl zorluk, gerçek ile görüş, kanıt ile izlenim arasında ayrım yapabilen bir kültür oluşturmaktır. Bu nedenle, ders sadece sınırları yönetmekle ilgili değil, aynı zamanda bilgiyi yönetmekle de ilgilidir, çünkü anlatılar olayın kendisi sona erdikten sonra bile etkisini sürdürebilir.

 Herhangi bir krizin ilk kurbanı sadece canlar değil, insanların kendi arzularına uyan anlatılar lehine eleştirel düşünmeyi terk etmeleri durumunda gerçeğin kendisidir. Dijital çağda, göç artık sadece sınırları aşmakla kalmıyor, aynı zamanda anlatılar aracılığıyla da akıyor. Bu nedenle, bilginin durmaksızın aktığı bir çağda gerçek, her zamankinden daha fazla ilk kurban olmaya devam ediyor. Gerçekler ile izlenimler arasında ayrım yapmak, kriz yönetiminin kendisi kadar önemli bir kolektif sorumluluk haline geliyor.