Nazi lideri Adolf Hitler’in koskoca bir ulusu, yaklaşık seksen milyon insanın hayatına mâl olan savaşlara sürüklemesinin ardından Almanlar, ‘bireyin yüceltilmesi’ fikrine karşı aşırı bir hassasiyet geliştirdi. John Kampfner, harika kitabı Almanlar Neden Daha İyi Yapıyor? (Why the Germans Do it Better) da modern Almanya’nın istikrar sırlarından birinin şu olduğunu savunuyor: Ülkenin anayasası ve kurumları; geçmişte olduğu gibi hiçbir ‘dehanın’, ‘kurtarıcının’ veya ‘ilham veren liderin’ devleti bir kez daha rehin alamayacağı şekilde tasarlandı.
Küresel bir anket yapsanız belki de pek çok insan Almanya Şansölyesi’nin adını söyleyemez; ancak ülkenin sanayi kalitesini, ekonomik gücünü ve kurumsal istikrarını çok iyi bilirler. İronik bir şekilde, Almanya’yı yöneten kişi alışılageldiği gibi ‘Başkan’ değil, ‘Şansölye’ unvanını taşır; zira bu unvan liderlikten ziyade danışmayı, ortak aklı çağrıştırır. Orada bir devletin başarısı liderinin parıltısıyla değil, yüzler değişse bile sistemin verimli çalışabilme kapasitesiyle ölçülür.
Bu yüzden kişilerden ziyade prosedürleri kutsayan, doğaçlama yerine kuralları tercih eden bir kültür doğmuştur. Almanlar, genel kurallarla ve yerleşik doğrularla oynanmasından son derece endişe duyarlar; çünkü bunun varlıklarını yeniden tehdit edebileceğini bilirler. Savaş sonrası Almanya’nın yeniden inşası bile kendisini ayağa kaldıracak bir kahramanı beklememiş, bireylerden önce kurumların yeniden inşasıyla başlamıştır. Kampfner, müzelerin, tiyatroların ve kültürel kurumların başkentte toplanmak yerine eyaletler arasında dağıtılmasına dikkat çekiyor. Bu durum, başarının tek bir coğrafi noktada toplanmaması ve belirli kişilere hapsedilmemesi gerektiğine dair derin bir felsefeyi yansıtır. Nihai amaç, herkesin başarılı olmasına zemin hazırlayan bir ekosistem inşa etmektir.
Bu durum sadece ülkeler için geçerli değil, şirketler ve kurumlar için de geçerlidir. Tüm işler tek bir çalışanın zihninde toplandığında veya kararlar sadece belirli bir müdüre bağımlı hale geldiğinde, o kurum bir bireyin dehasına rehin kalmış demektir. Bu nedenle birçok kuruluşun çalışanlarını yıllık izinlerini kullanmaya zorladığını görürüz. Bu sadece dinlenmeleri için değil, aynı zamanda onların yokluğunda işlerin yürüyüp yürüyemediğini test etmek ve sadece belirli kişilerin tekelinde kalmış bilgi ve prosedürleri tespit etmek içindir. Üst düzey bir yönetici bana, tatildeki yöneticinin e-posta erişimini bilerek kestiklerini anlatmıştı; amaç, sistemin sorunsuz işleyip işlemediğini yahut hâlâ sistemden ziyade bireye mi bağımlı olunduğunu görmekti.
Gerçek lider, imza attığı başarıların sayısıyla değil; kendisinden sonra da devam eden başarıların sayısıyla ölçülür. Çünkü o, sürdürülebilir bir sistem inşa etmeyi başarmıştır.