Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dünyayı denizdeki tehlikeler ve fırtınalar tarafından tehdit edilen bir gemiye benzettiği hadis-i şerifi giderek daha çok alıntılanıyor. Bu hadiste, Peygamberimiz (s.a.v.) dünyayı tanımlamak için iki katlı bir gemi metaforunu kullanmaktadır. Alt güvertede bulunanlar, suya ihtiyaç duyduklarında üst güverteye çıkar ve kovalarını su ile doldururlardı. Bu uzun süre devam edince, “Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz” dediler. Hadiste “Eğer üst kattakiler bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar, helak olurlar. Eğer bunu önlerlerse< hem kendileri kurtulur hem de onları kurtarmış olurlar” denir. Peygamberimiz (s.a.v.) bu benzetmenin sonunda Kuran'dan şu ayeti delil göstermiştir: “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir.”
Yaklaşık yirmi yıldır, İslami dini kurumlarındaki alimler bu benzetmeyi, bilge ve etkili Müslümanların sorumluluklarını üstlenmeleri ve şiddet yanlısı, radikal bir azınlığın hayatlarını, güvenliklerini ve dünyanın refahını ve güvenliğini tehdit etmesini engellemeleri gerektiğinin altını çizmek için kullanıyorlar. Ancak bu benzetmenin ayrıntılı yorumları farklılık gösteriyor. Gemiyi Müslüman toplumlarının bir temsili olarak yorumlayanlar, tehdidin içsel olduğunu, Müslüman toplumunun barışını bozmayı ve onu kaos ve şiddete sürüklemeyi amaçlayan küçük bir radikal gruptan kaynaklandığını düşünüyorlar. Tek gemiyi dünyanın birliğinin ve dolayısıyla kaderinin birliğinin sembolü olarak yorumlayanlar ise küresel istikrara ve insan hayatına yönelik tehditleri önlemek için radikallerin ve muhaliflerin isyan ve şiddetiyle mücadelede küresel iş birliği ve dayanışmanın gerekli olduğunu düşünüyorlar.
Bu hadisi çocukluğumuzdan beri okuyoruz, ancak büyük güçler arasındaki çatışma döneminde Müslüman sorumluluk savunucuları tarafından kullanıldığını hatırlamıyorum. Keza 1990'larda medeniyetler çatışması teorisi ortaya atıldığında, Müslümanların Yahudi-Hristiyan medeniyetinin Sovyetler Birliği’ne karşı zaferinden endişe duydukları, galip gelen medeniyetle ittifak kurmamakta ısrar ettikleri ve hatta ona karşı şiddete başvurdukları şeklinde tasvir edildiği dönemde kullanıldığını da hatırlamıyorum. Ne yazık ki, Samuel Huntington'ın Müslümanlar hakkındaki şüpheleri ve endişeleri, 2001'de el-Kaide'nin ABD'de düzenlediği ve Müslüman ülkeler de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında şiddet dalgalarını tetikleyen saldırıyla doğrulandı.
El-Kaide olaylarını on yıl sonra DEAŞ olayları takip ettiği için bahsi geçen hadisin veya benzetmenin el-Kaide, DEAŞ ve diğer tüm radikallere, hatta bu korkunç şiddeti uygulamayanlara karşı bile sık sık kullanılması doğaldı. Ancak, bu radikallerin şiddet eylemleri, yalnızca Batı saldırganlığına ve saldırılarına, örneğin Afganistan ve Irak'ın Amerikan işgallerine bir yanıt olarak haklı çıkarmaya çalışıldı. Bu arada, bazı Batılı araştırmacılar bu olayları, geminin yolcuları arasındaki bölünmelerden kaynaklanan “Müslüman dünyası içindeki savaşlar” olarak değerlendirdiler. Buna göre, dünya bu nedenle bu şiddetle mücadele etmek ve İslam'ın ruhunu gasp eden aşırıcılara karşı ılımlıları desteklemek için müdahale etmelidir. Bu görüşe göre, (İslami) terörizme karşı küresel savaş, ılımlıların şiddetin savunucularını, faillerini veya kışkırtıcılarını dizginleyememesinden kaynaklanmıştır.
Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Fas ve Pakistan'daki dini kurumlardan alimler ise gemi benzetmesini orijinal anlamıyla veya anladıkları gibi, faillerin iyi niyet, işgalcilere karşı direniş veya İslami bir devlet kurma gibi iddialarda bulunmalarına rağmen, radikalizm ve şiddetle mücadelede sorumluluk üstlenme çağrısı olarak kullandılar! Bu alimler alanlarında geliştikçe, gemi benzetmesi aracılığıyla sadece Müslümanlara değil, tüm dünyaya seslenmeye başladılar ve diğer dini ve kültürel kurumları da bu sorumluluğa ortak olmaya ve İslamofobi’den kaçınmaya davet ettiler.
Peki, günümüzde geminin güvenliğini, emniyetini ve refahını kim tehdit ediyor?
Son zamanlarda, bir dizi alim, vekilleriyle birlikte gemileri ve seyrüseferi tehdit eden İran'a karşı seslerini yükseltti. İran'ın enerji, gıda ve gübre taşıyan gemilere karşı silah kullandığını, diğer Müslümanlara ve küresel güvenliğe zarar verdiğini ve hatta öz savunma bahanesiyle vekillerini de aynı şeyi yapmaya teşvik edip desteklediğini belirttiler.
Gemi benzetmesi, şiddete ve sivil gemilere yönelik saldırılara karışan diğer tarafları etkiliyor mu? Etkisi şu anda belirgin olmayabilir; ancak “zarar vermemek, kötülük yapmamak” ilkesine dayanan ve “kargaşa”nın yalnızca İran'ın düşmanlarına değil, İran'ın kendisine de zarar verdiği anlayışına dayanan dini ve insani bilinç, istikrar, barış ve dünyanın ilerlemesine ve güvenliğine katılmayı arzulayan herkesin zihninde yer etmiş durumda.