Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Irak'ın, İran'ın muz cumhuriyeti haline gelmemesi için

Amerikan ve diğer müttefik uluslararası kuvvetlerin çekilmesi, Amerikan-İran çatışmasının ortasında, en zor ve tehlikeli günlerde gerçekleşiyor.

Son on yıl boyunca Irak güçleri ve kurumları, Irak'ın egemenliğini ve karar alma bağımsızlığını korumaya çalıştı. ABD’nin çekilmesiyle birlikte İranlılar onun yerini almak istiyor. Tahran'ın projesinin kanıtları, Bağdat'ın karar alma süreçlerini kontrol etmeyi ve ordu, güvenlik aygıtı ve parlamento gibi kilit devlet kurumlarına hâkim olmayı hedeflediğini gösteriyor.

Amerikan güçlerinin çekilmesiyle birlikte Iraklılar, farklı koşullar ve bağlamlar altında olsa da benzer çekilmelerden sonra Afganistan ve Somali'de meydana gelen boşlukları hatırlatan bir güvenlik ve siyasi boşluk tehlikesiyle karşı karşıya.

İran’ın, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler gibi paralel devlet güçleri oluşturarak hedef ülkelerin karar alma süreçlerini kontrol etme örnekleri bulunuyor. Şimdi de Irak, bağımsızlığını ve egemenliğini koruma zorluğuyla karşı karşıya bulunuyor.

Bundan sonra ne olacağı, Irak halkının büyük çoğunluğu ve Suriye, Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt gibi komşu ülkeler için endişe kaynağı oluşturuyor.

Irak vatandaşlarının, siyasi eğilimleri veya bağlılıkları ne olursa olsun tercihleri ​​geleceklerini, çocuklarının geleceğini ve ülkelerinin geleceğini belirleyecek. Irak, Tahran'ın hegemonyasının başarısızlığa, iflasa ve kaosa yol açtığı Lübnan ve Yemen gibi bir ülke mi olmak istiyor? Yoksa Arap ve Türk komşuları gibi istikrarlı ve ekonomik olarak başarılı bir ülke mi olmak istiyor? İran tehdidi çemberinden kurtulmanın yolu kolay olmayabilir; dürüstlük ve Irak egemenliğine sağlam bir bağlılık gerekiyor. İran, Irak halkının oybirliğiyle kendisini reddettiğini hissederse, egemen olamayacağını anlayacaktır ve bu zengin komşu ülkedeki hırsları ne kadar büyük olursa olsun, sonuçta Irak halkının çoğunluğunun düşmanı olmak istemez.

Başbakan Ali el-Zeydi'nin devletin güç kullanımını ve silahı tekeline alması çağrısıyla cesurca başlattığı girişim, güvenlik aygıtını güçlendirmeye yönelik çok önemli bir ilk adım ve Irak'ın istikrarının anahtarıdır.

Irak'ın ihtiyaçları arasında, yabancı nüfuzu azaltmak için dünyaya açık, çeşitlendirilmiş bir ekonomi inşa etmek de yer alıyor. Zeydi'nin de belirttiği gibi, Irak'ın geleceği, milislerden oluşan bir ülke veya yabancı yardıma bağımlı olmakta değil, başarılı bir ekonomik güçte yatmaktadır. Ekonomik güç, İran da dahil olmak üzere bölgesel güçlerle dengeleyici bir rol oynar; İran, Irak'ı kendisine bağlı bir muz cumhuriyetine dönüştürmek yerine, ekonomik bir ortak olabilir.

Amerikan çekilmesinden sonraki aşama, tam olarak iyileşmemiş iç yaraları ele almayı ve mezhepsel etki için rekabet etmek yerine, anayasaya, sınırlara ve egemenliğe saygı da dahil olmak üzere ulusal ilkeler üzerinde anlaşmak için diyaloğa geri dönmeyi gerektirecektir. Milislerin İran desteğine sahip olma çabası, yalnızca mezhepsel ve bölgesel güçleri yeniden etkinleştirecek ve ülkeyi başka bir şiddet döngüsüne sürükleyecektir.

Başbakan, Irak'ı sadece dört aydır yönetmesine rağmen, yolsuzluk ve kontrole karşı aldığı kararlar ve ekonomik kalkınma programı sayesinde yerel çevrelerin çoğunun güvenini kazandı.

Bölgesel ilişkiler, coğrafya ve ortak çıkarlar göz önüne alındığında, Irak'ın bağımsızlığını desteklemede temel bir rol oynuyor. İran, Irak'ın önemli bir komşusu ve herkes onunla ilişkilerin güçlü olmasını bekliyor ama Amerikan çekilmesinden sonra ilişkilerin bölgesel hegemonyaya ve sömürüye dönüşmemesi şartıyla. Aynı şekilde, Körfez ülkeleri ve Ürdün, komşuları Irak’ta işlerin nasıl gelişeceğini yakından takip ediyorlar. Bu ülkelerin çıkarı, Bağdat'ta komşu ülkeleri hedef almak için kendisini düşmanca bir cephe olarak kullanmaya çalışan bölgesel güçlere boyun eğen bir devlet değil, kararları üzerinde gerçek egemenliğe sahip, başarılı ve merkezi bir devlet gerektiriyor. Aynı durum, uzun bir sınırı paylaştığı Suriye ile olan ilişkiler için de geçerli.

İki büyük olayın –İran ve ABD savaşı ile ABD'nin Irak'tan çekilmesi- bir araya gelmesiyle, bölge ülkelerine yönelik düşmanca faaliyetler ve tehditler arttı. Suriye ve Körfez ülkelerini tehdit eden, resmi olmayan Irak platformlarında söylenenleri ciddiye alamayız, ancak bu kışkırtıcı sesler gerilim ve siyasi seferberlik düzeyini artırmaya katkıda bulunuyor.

Ne yazık ki, yaklaşık kırk yıllık Baas rejimi döneminde, bölge Irak'ı Türkiye'den Kuveyt ve Suriye'ye kadar komşu ülkeler için bir kriz kaynağı olarak gördü. Baas rejiminin saldırgan politikaları nedeniyle, birçok kişi değişimin Amerikan işgaliyle gelmesini istemese de rejimden kurtulmak Irak ve bölgenin ortak talebiydi.

Herkes Iraklıların nihayet istikrarlı ve müreffeh bir devlete sahip olmasını, dünyanın geri kalanıyla birlikte kalkınmaya katılmasını ve bölgesel iş birliğinin ve barışın pekiştirilmesini görmek istiyor. Irak ve bölge, herkesin zarar görmeden çıkabilmesi için açıklık ve iş birliği gerektiren hassas ve tehlikeli bir aşamadan geçiyor.