ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü savaşın ekonomik ve mali sonuçları, şüphesiz Demokrat Parti'nin ABD Kongresi'nin her iki kanadında (Senato ve Temsilciler Meclisi) çoğunluğu elde ederek zafer kazanmasına katkıda bulundu. Ancak, bu sonuçlara rağmen dış politika ve savaş kararları başkanın elinde olmaya devam ediyor; ama Kongre de özellikle mali veya uygulamalı alanlarda bazı kararların uygulanmasını engelleyerek belirli politikalarda kendisine baskı uygulama gücünü elinde tutuyor.
Şimdi soru şu: Seçim sonuçları, ABD Başkanı Donald Trump'ı, belki de en önemlisi olan Ortadoğu dosyaları, özellikle de Lübnan dosyası ve bizzat Washington'un formüle ettiği “Çerçeve Anlaşması” adı altında yürüttüğü müzakere süreci de dahil olmak üzere, bazı politikalarını, önceliklerini ve yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmeye sevk edecek mi? Bahsi geçen müzakere sürecinin, İsrail'in devam eden savaşını durdurması için herhangi bir Amerikan baskısının olmaması nedeniyle -ki bu etkili müzakereler için hayati bir ön koşuldur- gerçek bir ilerleme kaydetmediğini hatırlatmakta fayda var.
Beklenen İsrail seçimleri yapıldı ve aşırı sağa mensup siyasi gruplardan oluşan yeni bir hükümetin kurulmasına ilişkin çeşitli senaryolar gündemde. Bu gruplar, savaşa bakış açıları ve ulaşılmak istenen hedefler konusunda birbirinden farklı değil, keza ana figürleri Netanyahu ve Eisenkot, özellikle stratejik hedeflerde ve başta Lübnan cephesi olmak üzere “ertesi gün” konusunda da farklı düşünmüyorlar, sadece İsrail yaklaşımının bazı yönleri hakkında farklı düşünüyorlar.
Önceliklerin yeniden belirlenmesi, gerekli yaklaşım, stratejik hedeflerin nasıl ele alınacağı konusundaki bu değişiklikler, hükümetin kurulamaması halinde yeniden seçimlere gitmek de dahil olası senaryolar arasında, yeni bir İsrail hükümetinin kurulmasını beklerken “ertesi gün”den çıkarılan dersler göz önüne alındığında, şu soru öne çıkıyor: Lübnan-İsrail hattında “yarına” dair olası senaryolar nelerdir? Zira tüm bunlar, Ortadoğu'da birbirine bağlı ve bazı durumlarda altta yatan neden olmasa bile, seyri iç içe geçmiş savaşlar, çatışmalar ve mücadelelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Bu bağlamda, Lübnan açısından, yeni bir İsrail hükümeti kurulana kadar müzakerelerin askıya alınması nedeniyle “bekleme dönemi” olarak adlandırılan bu süreçte dört olası senaryo üzerinde durulabilir.
Birinci senaryo: İsrail savaşının devam etmesi; bu, Netanyahu için kesinlikle faydalı ve liderliğinde bir hükümet kurmak için en önemli kozlarından biri. Bu savaşı durduracak hiçbir caydırıcı unsur yok - özellikle de ABD'den - ve yine bu savaşın, İsrail'in güvenliği açısından, İsrail siyasi liderliğinin tüm bileşenleri tarafından defalarca belirtildiği gibi, sahada statükoyu değiştirme hedefleri var. Bu, gerek gerilimi tırmandırma ve azaltma gerekse ateş gücü ve çatışmanın coğrafi kapsamı açısından kendi kendini sınırlayan, İsrail'in bakış açısından gelecekteki müzakerelerde önemli bir pazarlık kozu, müzakereleri etkili bir şekilde engelleme aracı olan bir savaş.
İkinci senaryo: İsrail'in, tehdit ettiği gibi işgali genişleterek ve gelecekteki müzakerelerin temelini oluşturacak yeni bir gerçeklik dayatmak amacıyla, coğrafi olarak geniş çaplı, ucu açık bir savaşa yönelmesidir. Buna göre İsrail, müzakerelere kadar, “Lübnan savaş sahnesinde” yeni bir gerçekliğin pekiştirilmesi için çaba sarf edecektir. Bu gerçeklik, “ertesi gün” ne zaman gelirse gelsin, sadece Lübnan cephesinde değil, daha geniş düzeyde Maşrık (Levant) ve genel olarak Ortadoğu'da da daha fazla karmaşa ve zorluk yaratacaktır.
Üçüncü senaryo: Washington'un, haziran ayında Pakistan arabuluculuğuyla iki taraf arasında uzaktan imzalanan ABD-İran anlaşmasını kabul etmesidir. Bu anlaşmanın ilk adımı Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkestir.
Bu pratikte, Washington İsrail'i bunu kabul etmeye zorlarsa bir “geçiş dönemi çözümü” olacaktır. İsrail'in sınır şeridini işgal etmeye devam ettiğini ve statükonun sürdüğünü söyleyerek bunu kabul etmeyi haklı gösterenler olabilir. Ama bu, İsrail işgali altında “savaş alanını” düzenlemek ve yönetmek için Nisan 1996'da varılan yazılı “Nisan Anlaşması”nı anımsatan ve gerçekte, İsrail güvenlik bölgesinin kurulmasıyla Gazze’ye Destek savaşı öncesindeki duruma dönüşü temsil edecek bir anlayıştır. Buna geçici ve çatışmaya dahil olan tarafların hedeflerindeki değişikliklere bağlı garantiler de eşlik edebilir ve sonuç; zaman açısından ucu açık ama bölgesel duruma da bağlı bir ateşkes olacaktır. Bu, kırılgan olmayı sürdüren ve ilk engelde bu ateşkesin çökmesine yol açabilecek bir durumdur. Bu senaryo, müzakerelerin başlangıcından bu yana yaşanan gelişmeler ve değişiklikler sonucunda sahada değişikliklere uğrayacaktır, ancak durum savaş, barış ve stratejik kararlar açısından temelde farklı olmayacaktır.
Dördüncü senaryo: Müzakerelerin tıkandığı noktadan veya üçüncü senaryoya, yani ateşkese ulaşılması halinde yeniden başlamasıdır. Bu ateşkes, Lübnan yönetimi için yolun sonu olarak görülemez, belirttiğimiz gibi bir oldubitti olarak da pekiştirilemez. Aksine, bu yeni gerçeklik (ateşkes) üzerinden müzakereleri yeniden canlandırmak için bir başlangıç noktası olabilir; bu senaryonun yarattığı yeni gerçeklerle başa çıkma zorunluluğunu da dikkate alarak. Buna ek olarak, Lübnan'ın son müzakerelerden ders çıkarması ve benim “müzakere çerçeveleri” olarak adlandırdığım ve Lübnan’ın sıkı sıkıya tutunması gereken çerçeveleri açık ve kesin bir şekilde teyit etmesi gerekiyor. Bu çerçevelerden ilki, hangi şekilde olursa olsun meydana gelen savaşlarla yasal olarak geçersiz kılınamayacak 1949 Ateşkes Anlaşması'dır. Bu, savaş halindeki iki taraf arasındaki ilişkileri düzenleyen uluslararası bir yasal çerçeve olmaya devam etmektedir. Aynı durum, en önemlisi 1701 sayılı karar olmak üzere ilgili Birleşmiş Milletler kararları için de geçerlidir. Son olarak, müzakereler için bir yol haritası ve esnek, ancak ucu açık olmayan bir zaman çizelgesi geliştirilmesinin önemini vurgulamak gerekir. Uluslararası meşruiyete, kararlara, hükümlere, ilkelere ve geleneklere dayanan bu noktalara bağlı kalmak, müzakerelere etkin bir şekilde geri dönmek için fazlasıyla gereklidir.