Halid Kıştini
Iraklı gazeteci - yazar
TT

Semantik kelime akışı

Batıdaki bilim adamlarıyla ile aramızda, diller arasındaki semantik kelime alışverişleri ve bu kelimelerin bizde ve onlarda kullanımı konusunda pek çok konuşmalar geçmiştir.
Bir İngiliz bana bir gün Kraliyet üniforması ve nişanı anlamına gelen “ricaliye/ regalia” kelimesinin İngilizler tarafından Arapça "ricaliye/erkek elbisesi" kelimesinden alınıp alınmadığını sordu. Avrupalılar ile aramızda gerçekleşmiş kelime alışverişlerinden en son dikkatimi çeken kelime bu olmuştu. Aramızda alıp verilen kelimelerin haddi hesabı yoktur.
“Semantik akış” son derece ilginç bir nehirdir.
Babil ve Firavun Mısır’ı çağlarında olduğu gibi bazen Doğudan Batı'ya, İslam’ın doğuşunda olduğu gibi bazen de batıdan doğuya akıyor. Orta Çağda ise yeniden Doğudan Batı'ya doğru akmaya başladı.
Son olarak, çağımızda, doğuya olan akış yeniden başladı.
Söylediklerime güzel bir örnek “Amiral” kelimesidir. Kökeni Arapçadır, "emiru’l-Ma/su komutanı" anlamındadır.
Batılılar onu alıp “admiral” yaptılar. Sonra onlardan yeniden ödünç aldık ve biz de “amiral” şeklinde kullanır olduk.
Bu ödünç almalar ince bir zekâ ürünüdür. Irak'taki otomobil tamircileri, karbüratör iğnesi için "nezul/alçak" kelimesini kullanırlar.
Bu kelime İngilizce “needle” kelimesinden alınmadır ve tabii ki iğne anlamına gelmektedir. El-Muncid sözlüğünde “nezul” kelimesinin anlamı “hasis” olarak geçer, anlamı da “alçak” demektir. Karbüratör iğnesi "nezul/alçak" kelimesinden daha güzel anlatılamazdı, zira tamircileri ve araba sahiplerini çok uğraştırmaktadır. İsmiyle müsemma derler ya! Bu kelime Iraklıların şiirle/edebiyatla ne kadar içli dışlı olduklarını göstermektedir.
Körfez bölgesinde yaygın olarak kullanılan kelimelerden biri de “Miz" kelimesi yemek masasını ifade eder. İngilizce’de “mess” olarak geçen bu kelime, İngiliz askerlerinin kamplarda yemek masasına verdikleri bir isimdir. Haşir neşir olduğumuz İngilizlerin kalitesini ortaya koyuyor. Eğer üst sınıfla haşir neşir olsaydık "table/mükellef sofra" kelimesini kullanırdık...
Fakat neden onlardan bu kadar basit bir kelime ödünç alma durumunda kaldık? Çünkü masada yemek yeme alışkanlığımız yoktu.
Rahmetli Dr. Safa Hulusi’den hatırladığım edebi bir katkı da onun Shakespeare'in esasında Şeyh Zübeyr adlı bir Bedevi Arap olduğunu söylemesiydi.
Bu da beni Dr. Hulusi'nin de İtalyan Maria Callas ailesinden geldiği fikrine götürdü. Zira konuşurken dahi sesi oldukça gür çıkardı ve sesinin gücü bu opera şarkıcısından hiç de az değildi!
“Miz” kelimesini İngilizce'den ödünç almamız, yemeğin olağan Arap-İngiliz toplantılarında yendiğini göstermektedir. Ayrıca Arap elçiliklerinin Londra'daki yemekli kutlamalarını da dikkate almak gerekir.
İngilizlerle Devrim Günü münasebetiyle düzenlenen kutlamalarda bir araya geliyorlardı, bir sonraki yılın kutlamalarına kadar bir daha görüşmüyorlardı.
Bu tür kutlamalarda, devrimin liderlerinden biri yabancı bir ziyaretçinin yanına oturdu.
Misafir, muzaffer komutan karşısında ne söyleyeceğini bilemedi. O sırada dondurma ikramı başlamıştı. Yüzü de heyecandan kızarmıştı.
Komutana söyleyebileceği bir şey buldu. Dondurmayı işaret etti ve komutana: “Arapça’da buna ne diyorsunuz? Dedi. “Biz kesinlikle ice cream diyoruz” diye yanıtladı.
Muzaffer lider böyle bir iltifata ve hoşgörüye aynen cevap vermek istedi ve İngiliz misafirine şu soruyu sordu:
“Sizler kendi dilinizde buna ne diyorsunuz!?”