İran’ın Suriye’deki iç savaşa müdahalesinin Esed rejimini kurtardığı inkâr edilemez. Bölgesel politikaları belirleyenler, Şam hükümetinden İran’ı dışarı çıkartmasını talep ettikleri zaman bu durumu görmezden gelemezler. Suriye hükümeti, gelecekte kendi yıkılışını engellemek için İranlılarla ilişkinin gerekli olduğuna inanıyor gibi. Bunun için İranlıların beşeri ve maddi kayıp vermelerinin ve Suriye’yi dış politikalarının –ki İran, nüfuzunu sınır dışına yaymaya yönelik bir dış politika izliyor- temel parçası haline getirmelerinin ardından kendi rızalarıyla Suriye’den ayrılmaları uzak bir ihtimaldir.
İran’ın uzaklaştırılması gerçek dışı bir şart mı?
Bu soruyu cevaplayabilmek için tarihi çerçevede iki müttefik arasındaki ilişkiye bakmamız gerekiyor. Devlet Başkanı Hafız Esed, o dönemde iki önemli sebepten dolayı İran devrim liderleriyle ilişki kapısını araladı. İlki, Suriye’nin Lübnan’da meydan okumaya başladığı İsrail’e karşı gücü dengelemek, diğeri ise, Esed ve Ayetullah Humeyni’nin ortak düşmanı olan Saddam Hüseyin rejimini kuşatmaktı.
Esed ve Humeyni arasındaki ittifak olmasaydı Saddam, Kuveyt’e yaptığı gibi 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından yararlanarak Suriye’yi işgal edebilirdi. Nitekim Saddam, İran-Irak savaşında Suriye’nin kendisine karşı komplo kurduğunu düşünüyor. İki Baas rejimi, Lübnan’da gizli savaşlara girdi. Daha önce de Bağdat, Şam’ı darbe düzenlemeye çalışmakla suçladı. Öyle ki darbe girişiminin ardından Irak Baas Partisi liderlerinden çok sayıda kişi idam edildi.
Suriye ve İran, Lübnan’da ortak hareket etmeye başladıklarında Suriye kuvvetleriyle İran’a bağlı Hizbullah arasında çatışmalar meydana geldi. Esed, Lübnan topraklarında angajman kurallarını belirleyerek son sözün kendisine ait olduğunu belirtti.
1980’lerde ve 90’larda İran milislerinin Lübnanlılara, Araplara ve Batılılara karşı düzenlediği onlarca terör eylemi gerçekleşti. Bu eylemler, Şam’ın bilgisi dâhilindeydi ya da en azından Şam, bu eylemlere karşı çıkmıyordu. Suriye, İran milisleri için bir koridora ve siyasi bir desteğe dönüştü. Diğer yandan Esed, İran’ın nüfuzundan istifade ederek bölgesel nüfuzunu pekiştirdi. Böylece Esed, arabuluculuk yapan, rehineleri serbest bırakan ya da İran ve milislerle müzakere yapan bir otoriteye dönüştü.
Coğrafi haritaların değiştirilmesine izin verilmediği ve hiç kimsenin neredeyse doğrudan çatışmak istemediği soğuk savaş döneminde angajman kuralları Esed’i korudu. Lübnan, çatışma alanına dönüştü. Sovyetlerin ayrılması ve Baba Esed’in ölümüyle birlikte Beşşar Esed’in karşı tarafa geçmesi temenni ediliyordu.
Gerçekten de Esed, Körfez ülkeleriyle Ürdün’le ve Batı ile ilişkilerini geliştirdi. Fakat İran, Şam’da kaldı. Bunun için İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesi, beklenen rahatlamayı gerçekleştirmedi.
Lübnan’daki Suriyeli generaller, politik detayları daha fazla kontrol ettiler. Lübnanlı Sünni ve Hıristiyan liderlere yönelik suikast dalgasıyla birlikte temel faydalanıcının İran olduğu anlaşıldı. Öyle ki Hizbullah’ın gücünün artmasıyla birlikte İran’ın gücü de doğrudan artmıştı.
“Şam’ın Tahran’la ilişkisinde istifade eden taraf kim?” sorusundaki en önemli nokta şudur: Belki de Tahran ittifakı olmasaydı Suriye intifadası başlayıp büyümez ve 7 yıldır devam etmezdi. Özel ilişki, Hamaney rejimini askeri müdahaleye ve müttefikini kurtarmaya sevk etti.
Şam rejiminin Suriye-İran ilişkisinde kurban ya da şanslı taraf olduğunu söyleyebilir miyiz?
Hepimiz bir görüş beyan edebiliriz. Fakat sonuç, bugün çözüme kavuşturulan Suriye’nin geleceğini oluşturabilir. Savaşı sonlandırmada, rejimin otoritesini tanımada ve Şam’la bölgesel ve uluslararası ilişkilerin yeniden kurulmasında tek engel, Tahran’ın Şam’la olan ilişkisidir. Kendi işlerini nasıl yöneteceği konusunda başkalarının direktif vermesini istemediğinden dolayı bölge hükümetlerinin çoğu, Şam rejiminin kendi ülkesini nasıl yöneteceğine karışmak istemiyor. Ancak İran, önceden olduğu gibi şu an da bu devletlerin varlığı ve istikrarı için tehlike arz ediyor.
Şam, Tahran’la ilişkisinde geçmişe göre farklı ve yeni bir pozisyonda bulunuyor. Her şeyden önce İsrail, yakın coğrafyasında İran’ın askeri varlığına karşı çıkıyor. İsrail, 1973 savaşından beri en yüksek seviyeye ulaşan askeri operasyonlarına devam edecek.
İran’ın varlığı, birçok Arap ülkesini İsrail’in yanında yer almaya sevk ediyor. Zira Arap ülkeleri, İran’ı Suriye ve Lübnan’dan çıkarmak istiyor. Öte yandan İran, önemli değişimlere işaret eden iç sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. İslam Cumhuriyeti içerisinde meydana gelen günlük tehlikeli ayaklanmaları hafife almamalıyız. Öyle ki bu ayaklanmalar, İran’ı zayıflatıp dış nüfuzunu azaltmak zorunda bırakacak. En nihayetinde İran’ın yörüngesinden çıkıp çıkmamak Suriye’ye kalmış.
TT
Tahran, Esed için vazgeçilmez mi?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة