İsrail ile İran arasında Suriye hava sahasında neler olup bittiğini nitelemedeki isabete ya da yanlışlığa bakmaksızın, aralarındaki çatışmanın iki seçenekten birine evrildiği söylenebilir:
Ya sonuçları korkunç olan bölgesel ve uluslararası bir mücadeleye dönüşen doğrudan bir askeri savaşın patlak vermesi,
Ya da sınırlı bölgelere belirli aralıklarla etkili vuruşların gerçekleştirildiği açık, provakatif ve 'aralıklı' yıpratma savaşının devam etmesidir.
İki seçenekten birinde karar kılmak gerçekten zordur, çünkü doğrudan ve büyük bir askeri savaşın patlak vermesi istenmeyen korkunç neticeler doğurabilir. Açık ve 'aralıklı' provakatif savaşın da kendince olumlu ve olumsuz tarafları vardır.
Bu çatışmanın niteliği ne olursa olsun, kesinlikle bir Rus-Amerikan bağlamından söz edilebilir ve her iki ülkenin de İran’a yönelik stratejileri var.
İsrail’in kendi iç politikasına yönelik hamlelerini de göz ardı etmemek gerekir. Bu bağlamda aşağıdaki başlıkları hatırlatmak gerekir:
Birincisi, İsrail, Suriye’deki ABD politikasının istikrarsızlığından endişe duymaktadır.
Zira bölgedeki tarihi müttefiki ile koordineli kararlar almamaktadır. Tel Aviv’deki sonuçlarını göz önünde bulundurmadan Suriye’den çekilme kararı alınması, Hizbullah’ın ve dolayısıyla da İran’ın Şam’daki konumunun güçlenmesine göz yumulması koordinesiz kararlardan bazılarıdır.
ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikalarındaki dalgalanmalarını da buna ilave etmek gerekir.
Kürtlerin pahasına Türk genişlemesine izin verilmesi, Ankara ile Moskova arasında yakınlaşmaya göz yumulması, Türkiye’nin Astana yoluna girmeye mecbur bırakılması Washington’un tutarsız politikalarından bazılarıdır. Ve bu tutarsız politikalar, İsrail’i kontrolü ele almaya ve İran’a doğrudan bir savaş başlatmaya zorlasa da, böyle bir savaşın iki normal ordu arasındaki konvansiyonel bir savaş olmayacağının da farkındadır.
Hatta İran uzantılarının bu savaşa dâhil olması kuvvetle muhtemeldir.
Öte yandan İsrail, özellikle İran’a yönelik politikalar bakımından, istikrarsız ve kendi içinde bölünmüş bir ABD yönetimine güvenmenin zorluğunun farkındadır.
Bu çerçevede, Amerikan yönetimi içinde iki eğilim var: ilki ABD Başkanı Donald Trump tarafından temsil edilmektedir.
İran rejimi ile uzlaşmaya ya da anlaşmaya varmak için İran'a çeşitli yollarla baskı yapılması amaçlanmaktadır.
İkincisi, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton tarafından temsil edilmektedir.
Rejimi değiştirmeyi, hatta askeri harekât da dâhil olmak üzere tüm araçları kullanarak onu ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Bu ikinci eğilimi sahada uygulamaya koymak, çeşitli nedenlerden dolayı son derece zordur.
Trump'ın stratejisi daha gerçekçi olmasına rağmen, İran rejimi içindeki radikallerin gücünü ve etkisini unutuyor. Washington'daki bazı politikacıların inanmak istediği gibi, Amerika ve müttefikleri ile uzlaşmaya ya da normalleşmeye istekli olmayabilir. Ayrıca uluslararası topluluğa sıradan bir devlet olarak dönmek de istemeyebilir.
İkincisi, İsrail’in, Suriye sorununa dâhil olan tarafları yönetmede başarırız olan Rusya’ya yönelik endişeleri vardır.
Özellikle de bu ülkedeki İran rolünü kontrol etme konusundaki isteksizliği veya yetersizliği ortaya çıktıktan sonra…
Rusya’nın vaatlerine göre İran’dan arınmış olduğu düşünülen bir bölgeden füzeler ateşlenmiştir. Bu durum Moskova’nın, İran ve milislerini İsrail sınırından 70 kilometre uzakta tutma konusundaki taahhütlerinin henüz gerçekleşmediğini gösteriyor.
Rusya’nın, Amerikan baskısı ile bölgesel baskı arasında sıkışıp kaldığı anlaşılıyor, zira Suudi Arabistan gibi Moskova ile bölgesel çıkarları olan ve bölgede etkili ülkelerle iyi ilişkilerini de korumak istiyor.
Rusya’nın İran’a olan ihtiyacı sadece Suriye’de değil aynı zamanda Kafkaslar ve Orta Asya gibi dünyadaki birden fazla bölgededir. Bu bölgelerdeki çıkarlarını İran aracılıyla korumak istiyor.
Öte yandan Suriye'deki İran rolünü özellikle de milisleri aracılığıyla elde ettiği güçten sonra sınırlandırmanın ne kadar zor olduğunun da farkındadır.
Washington ve İsrail, İran ve milislerinin Suriye’den tamamen çıkarılmasını istiyor, Rusya ise böyle bir talebi karşılamanın da ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyor.
Her durumda, Rus politikasının aynı anda İran’ı frenleme, İsrail’in güvenliğini sağlama, Arap ülkeleriyle umut verici ilişkilerinden ödün vermeme konularında başarılı olamayacağı açıktır.
Ancak, Suriye’deki Rus varlığına bakıldığında, İsrail’in Suriye topraklarında bulunan İran’a doğrudan bir savaş başlatılması seçeneğini düşünmesi kolay değildir.
Üçüncüsü, Nisan ayında İsrail, genel seçimlere tanık olacak. Mecliste çoğunluğa sahip olacak, hükümeti yönetecek, savaş ve barış kararını alacak parti bu seçim sonuçlarına göre belirlenecek.
Bazı gözlemciler, genelkurmay başkanı olarak Lübnan konusunda uzman General Aviv Kochavi’nin atanmasının, İsrail’in, Suriye’de konuşlanan İran’a doğrudan savaş açabileceğinin bir işareti olduğuna inanıyor.
Ancak bu seçenek de zor görünüyor, çünkü şu günlerde Netanyahu'yu hareket ettiren şey askeri faktörlerden ziyade seçimsel faktörlerdir.
Daha önce sözü geçen Amerikan ve Rus faktörlerini de unutmamak gerekir.
Her halükarda, beklentiler tutumların efendisi olmaya devam ediyor ve burada iki şey var:
İlki İsrail’in İran’a yönelik bakış açısının ne olduğudur; sadece askeri ve askeri olmayan baskılar yoluyla İran’ı kontrol etmeyi mi hedefliyor, yoksa onu bölgeden askeri operasyonla kaldırılması gereken varoluşsal bir tehdit olarak mı görüyor?
İkincisi, herhangi bir İsrail kararı Amerika ve Rusya'dan bağımsız alınamaz.
Suriye’de İran’a doğrudan savaş açılması durumunda, bölgeye getirebileceği sonuçlar dikkate alındığında ABD buna destek olur mu?
Rusya, İsrail’in güvenliğinin ciddi şekilde tehdit edilmesine izin vermeyecektir, ancak İran’ın ve müttefiklerinin tamamen yenilgiye uğramasına razı olur mu?
Hem İsrail hem de İran, doğrudan bir savaşa girmenin ne kadar tehlikeli olduğunun farkındalar, provakatif oyunlar oynamaya devam edeceklerdir, zira ABD’nin içinde bulunduğu çıkmaz ortadadır.
Rusya’nın Suriye’deki çıkarları, büyük çaplı bir çatışmanın önündeki en büyük engellerden biridir. Moskova, Suriye ihtilafına doğrudan ve dolaylı olarak dâhil olan birimleri sağlıklı bir pozisyona kavuşturmadan, buradaki nüfuzunu artıramayacağının farkındadır.
Bu türden bir Rus müdahalesi başarılı olsa dahi Amerikan varlığının yerini tutması ve ona alternatif olabilmesi mümkün görünmemektedir.
Hatta Rusya, Ortadoğu’daki çatışmaların yönetiminde ABD’den yardım talep edebilir, belirli çıkarların ve faydaların sağlanmasına yönelik ABD ile ortak hareket etme yoluna gidebilir.
Sözün özü, birden fazla mahfilde dillendirilen bir söz var, o da; açık ve kapsamlı bir savaşa girmenin maliyeti her bir taraf için yüksek olacaktır.
Tarafların savaşa gönüllü veya zorla girmiş olması sonucu değiştirmeyecektir. Bu analiz gerçekten isabetlidir.
Bu nedenle cehennemin kapılarını bu şekilde açmanın alternatifi, sınırlı bölgelere belirli aralıklarla etkili vuruşların gerçekleştirildiği, her türlü kaybın kontrol altında tutulduğu 'aralıklı' yıpratma savaşlarına devam edilmesidir.
Böylece her bir taraf kendi yaralarını sarmaya çalışır, Ortadoğu’da yeni bir harita çizilene kadar da taktiksel birkaç kazanç elde edilmiş olur.
TT
Suriye'de 'Aralıklı' provakatif ayak oyunları
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة