Humeyniciler ve onları nasıl yenebileceğimiz ile ilgili son yazımın devamı olarak bu makaleye; Humeynici propaganda mekanizmasının başarılı olduğunu itiraf ederek başlamak istiyorum.
Çünkü bu mekanizma, faşist ve sömürgeci Humeyniciliğe karşı getirilen tüm eleştiriler "Vahhabiliğin motive ettiği mezhepçi kaygılar taşıyan karalama kampanyaları" olarak yansıtmada mahirdir.
Ne yazık ki Arap medyasının bazı etkili sesleri de Suudi Arabistan’ın Humeynicilerin Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’daki nüfuzlarına karşı ortaya koyduğu güçlü tutumu sonu olmayan “mezhep mücadelesi” kapsamında ele almaktadır.
Bu nedenle, hem resmi hem de halk düzeyinde Humeyniciler ile mücadele konusunda bazı Arap ülkelerinin gevşek bir tutum benimsediği dikkatimizi çekmektedir.
Resmi düzeyde aralarında bölgedeki eksen ülkelerin de yer aldığı bazı Arap ülkeleri, Nusayri kökenli Esed rejimininin İsnaaşeriyye (On İki İmamcı) kökenli Humeyni rejimi ile ittifakının açıkça mezhepçi ve ideolojik bir ittifak olduğunu idrak edemediler.
Dolayısıyla Beşşar Esed rejimi müttefiği Humeyni rejimiyle birlikte, DEAŞ’le mücadele gerekçesiyle iki “mezhepçi” gayeyi gerçekleştirmeye çalışmıştır.
Birincisi; Sünnileri bulundukları şehirlerinden göç etmeye zorlayıp yerlerine Şii nüfusu yerleştirerek Suriye’nin demografisini değiştirmek,
İkincisi ise Nusayrilerin aşamalı olarak Şiiliğin On İki İmamcı Caferi koluna geçmelerini sağlamaktır.
Asıl dikkat çekici nokta ise önde gelen Lübnanlı bir siyasi şahsiyetin anlattığına göre bu talebin bizzat Hafız Esed tarafından yapılmış olmasıdır.
Bu Lübnanlı siyasetçiye göre Humeyniciler, Yemen’de de benzer bir “misyonerlik” çabası içindedir.
Humeyni rejimi; geçmişte misyoner gruplarını ekonomik ve siyasi sömürgeciliğin önünü açan “buldozerler” gibi kullanan Batılı sömürgeci güçler gibi Yemen’de yürüttüğü misyonerlik çabaları ile Zeydi mezhebinden olan Husilerin, Şiiliğin On İki İmamcı Caferi koluna geçmelerini sağlamaya çalışmaktadır.
İran devrimini mezhepçiliği ihya etmekle suçlamamız hiçbir şekilde sebepsiz değildir ve siyasi, mezhepçi düşmanlığa dayanmamaktadır.
Bilakis biz sadece herkes için ciddi bir tehlikeye dönüşmeye başlayan mezhep sorununun köklerini araştırmak için ciddi bir çaba harcıyoruz.
Bunu daha iyi anlamak için Humeyni Devrimi öncesi ve sonrasında Sünniler ve Şiiler arasındaki mezhepçilik olgusunu nesnel ve sakin bir şekilde karşılaştırmak yeterlidir. Irak ve Körfez ülkelerindeki Sünnilerin ve Şiilerin tamamının geçmişte aralarındaki ilişkilerde mezhepçiliğin hiçbir şekilde geçerli olmadığında hemfikir olduklarını görürüz.
Humeyni Devrimi öncesinde Sünniler ve Şiiler birbirlerine kız alıp verir, birlikte ticaret yapar, birbirlerinin sevinç ve hüzünlerine ortak olurlardı.
Bu ülkelerdeki Sünni ve Şiilerin tamamı mezhepçi İran devriminin şiddetli rüzgarları onlara ulaşana kadar komşuların birbirlerinin Sünni mi yoksa Şii mi olduğunu sorgulamadan nasıl da birlikte yaşadıklarını hatırlamaktadır.
Bu devrim; çok geçmeden Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan topraklarında gerçek yüzünü gösteren "Emperyalizme ve Siyonizme karşı Direniş", "İslam Birliği" sloganları ve devrimi ihraç etme gerekçesiyle Sünni dünyasına nüfuz etmiştir.
Tüm Müslümanlarının Sünni olduğu ülkelerde misyoner Şii merkezlerin yaygınlaşması konusunda uyarıda bulunanlara karşı kırmızı mezhepçilik kartını çekenleri reddetmeliyiz.
İran hükümetleri Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de güvenliği ortadan kaldıran ve istikrarı sarsan her milis gücünü açık bir mezhepçilik ile desteklerken sadece bu hükümetleri eleştirdikleri için bu kişileri mezhepçlikle suçlayanları reddediyoruz.
Sözün özü; mezhepçi Humeyniciliğin bölgedeki genişlemeciliğine karşı hala nasıl bir tutum benimsemeleri gerektiğini bilmeyen Arap devletilerinin şunu iyi anlaması gerekir:
Sahadaki gerçekler mezhepçiliği saklandığı delikten çıkaran İrandır;
O İran ki Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki açık müdahaleleri, Ortadoğu bölgesindeki diğer ülkelere sızmasıyla bunu yapmaktadır.
Misyoner merkezlerine ya da bunu destekleyen kurumlara dönüşen İran büyükelçilikleri aracılığıyla Tahran rejimi, tüm İslam alemine ideolojik olarak nüfuz etme çabasındadır.
Tüm bunlar Humeyni Devriminin faşist ve terörist olduğunun kanıtıdır.
TT
Humeyniciliğin nüfuzunu sarsmak
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة