Lübnan hükümeti dokuz ay süren çekişmeden sonra kuruldu.
Hilalin görünmesiyle sevinmiştik ki İranlılar ve Lübnan'daki müttefikleri çelişkili ifadelerle havayı hemen bulandırıverdiler.
Bir yandan, uzun bir engelleme döneminden sonra hükümetin kurulmasına izin verenlerin kendileri olduğunu ima ettiler.
Öte yandan, Hükümetin kuruluş beyannamesine ve Lübnan ekonomisini tehdit eden ezici sorunlarla yüzleşmek için izlemek istediği politikalara itiraz ettiler.
Başbakan Hariri, yaklaşık bir yıl önce Paris'te düzenlenen ve 11 milyar dolara varan kredi ve hibelerin vaat edildiği CEDAR Konferansı'nın kararlarını uygulamak için çalışacaklarını, ülkenin artan sorunlara çözüm bulmanın başka bir yolu olmadığını ifade etti.
Ancak, bu varsayım doğru kabul edildiği takdirde, Temsilciler Meclisi'nin acilen çıkaracağı bazı yasalar ve israf ve yolsuzlukla mücadeleye yönelik bir kısım tedbirler aracılığıyla radikal reformların yapılmasını gerekli kılıyor.
Hizbullah ve İranlılar ise kurulmasına izin verdikleri(!) Hükümeti üç yolla kuşatıverdiler.
Hizbullah Genel Sekreteri eski ve yeni politikalarda köklü bir değişim yapılmasını, en başta savunma politikaları olmak üzere Lübnan'ın her şeyi değiştirmesini istedi.
Genel Sekreter, ordunun silahlandırılması hususunda ABD ve Fransa yerine İran'a güvenilmesi gerektiğini söyledi.
Bu teklifini gerekçelendirmek adına da ABD’nin orduyu yerden-yere ve yerden-havaya füzelerle donatmadığını savundu.
İsrail uçaklarının Lübnan hava sahasında sürekli olarak hareket etmesini önlemek için İran füzelerinin tedarik edilmesi gerektiğini, İsrail uçakların ancak bu şekilde düşürülebileceğini söyledi.
İlaçlar konusunda ise (Sağlık Bakanı Hizbullah'tan seçildi) İran’ın Lübnan’a bu alandaki her şeyi sağlayabileceğini, Amerikan yardımını beklemeye gerek olmadığını, (Amerikalılar, bakanlığın Hizbullah'tan olması halinde ilaç yardımlarını durdurmakla tehdit ettiler) elektrikte ise, dev İran şirketlerinin Lübnan’ın bu müzmin sorununa son verebileceğini söyledi.
Sonra İran Dışişleri Bakanı Lübnan’a geldi ve Nasrallah'ın söylediklerini tekrar etti. Lübnan Dışişleri Bakanını bugünlerde gerçekleştirilen Varşova Konferansına katılmadığı için övdü. Basil kendisine Lübnan’ın zaten davet edilmediğini söylemedi galiba!
Temsilciler Meclisinin bakanlık bildirgesini görüşmek üzere gerçekleştirdiği bir oturumda, Hizbullah’ın Başkan Yardımcısı olan Hasan Fadlallah neredeyse tüm devlet kurumlarını teker teker sayarak yaygın hale gelen yolsuzluklara savaş açtı.
İlginçtir saymış olduğu bu kurumlar içerisinde Şii ve Avn yanlısı Bakanların kontrol ettiği bakanlıklar da var.
Hizbullah'ın bu kurumlarla hiçbir ilgisi yokmuş gibi konuştu. Sanki gümrük, liman, havaalanı ve elektriği kendileri kontrol etmiyor!
Fadlallah, yabancı ülke ve kurumların Lübnan’ın ekonomisi, finansmanı ve merkez bankası üzerindeki kontrolüne dikkat çekerek gerekli uyarıları yapmayı da unutmadı!
Burada esas sorun, yozlaşmış ya da dürüst olsun veya medya yetkililerinden biri olsun, hiç kimsenin bunlara yanıt vermeye ya da eleştirmeye cesaret edememesidir. Örneğin biri çıkıp da, İran füzelerinin Suriye’de faydalı olmadığını, nasıl olup da Lübnan’da faydalı olabileceğini sormadı. Zira İsrail uçaklarının partinin ve İranlıların Suriye’deki mevzilerini yıllardır bombaladığı bilinmektedir!
Hiç kimse şunu sormadı; İran, kendi halkı için dahi deva olamamışken, Lübnan’ın derdine nasıl deva olacak? Hiç kimse milletvekili Fadlallah'a yolsuzlukla suçladığı bazı kurumların Hizbullah'ın kontrolünde –kısmen veya tamamen- olduğunu hatırlatma gereği duymadı. Yine hiç kimse, ordunun silahlandırılması ve Lübnan’ın dış, finansal ve bankacılık politikalarının değiştirilemeyeceğini Zarif’e söylemedi. Çünkü böylesi bir tercihte dünya sisteminden çıkmış olmanın yanında ambargolara da maruz kalıyorsunuz. Lübnan ise bu türden bir ambargoya bir haftadan fazla dayanamaz. İran devletinin bizzat kendisi bu konuda başarısız olmuşken, ona dayanan ülke nasıl başarılı olabilir?
Ancak İran yardımı dendiğinde, Esed ve Maduro'nun ayakta kalması gibi bir başarı(!) kastediliyorsa, bilmelidirler ki ülkelerinin yıkılmasından sonra ayakta kalmak başarı değildir.
İran bugün bolluk içinde yüzen bir ülke değil ve yalnızca ABD yaptırımlarından dolayı da bu durumda değil.
Bilakis 40 yıllık iç, kalkınma ve dış politikalarındaki başarısızlık nedeniyle bu hale gelmiştir.
Hizbullah'ın Lübnan’da konuşlandırılmış füzeleri dahi ABD ve İsrail’le savaşmak için değil pazarlık malzemesi olarak kullanmak içindir.
Hizbullah tarafından veya birlikte kurulan, diğer liderlerin de katkı yaptığı Lübnan hükümetine tekrar dönelim.
Eskiden Bakanlık yapmış olanlar var ve bu kimselerin önceki hükümetlerde üstlendikleri görevlerdeki başarısızlıkları biliniyor.
Yeni bakanların, etkili taraflardan birinin çalışanları, asistanları veya akrabaları olduğu da biliniyor. Elbette bu yeni bakanlar, eskileri gibi atamada referans olanlara tabi olacaklar. İsraf ve yolsuzlukların yaygın olduğu bakanlıkların ve kurumların, yeni hükümette de yolsuzluk politikalarını açıkça uygulayan kesimlerin tekelinde olacağı görülüyor. Hükümetin oluşumu birçok krize maruz kaldı ve son krizler arasında, kendi partilerinden olan iki bakanı değiştirmek için Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) Genel Başkanı'nın ısrarı vardı. Çünkü paraları yoktu (tabii ki vatandaşlara harcamak için!) ve istediklerini yaptılar.
Elektrik kurumu israf ve yolsuzlukta efsane haline geldi (90 milyar dolarlık ulusal borcun üçte biri bu kuruma ait).
Hizbullah Genel Sekreteri ve Milletvekilleri, İran'ın elektrik sahibi olduğu propagandasını bu kurum üzerinden yürütmüşlerdi.
Suriye elektriğe yardım etti. Bu durum, yeni hükümeti kuranları, Enerji Bakanlığının tabi olduğu siyasi eğilimi değiştirmeye zorladı mı? Asla! Bakanlık yine Özgür Yurtsever Hareketi’nin (ÖYH) elinde kaldı.
Bu konuda en az on örnekten bahsedilebilir, yani söz konusu “fazilet” sadece ÖYH’nin tekelinde bulunmuyor!
Bakanlar bildirisi tüm sorunları sıraladı ve bu bildiriye imza atanlar CEDRE Konferansı bağlamında tüm bu sorunları çözmek için gayret edeceklerini söylediler.
Avrupa ve Arap ülkelerinden gelecek olan fonlarla reform ve restorasyon kampanyasına başlamak için acilen Temsilciler Meclisi'nden yasaların çıkarılması gerekiyor. Ancak, on yıldan beridir Temsilciler Meclisi tarafından onlarca yasa çıkarıldı, şayet bu yasalar uygulamaya konmuş olsaydı onlarca kurum ve tesisin aksaklıkları giderilmiş ve düzgün çalışır getirilmiş olacaktı.
On yıldan uzun bir süredir, en az üç bakan bu türden yasaların çıkarıldığı ilan etti ancak bunları uygulamak istemiyorlar, yani reddediyorlar! Evet, gerçekten de reddediyorlar.
Anayasaya göre, Başbakan, bakanların ve bakanlıkların çalışmalarını takip eder, ancak on yıl ve daha fazla bir süredir, Bakanlar Kurulu’nda ya da dışarıda, başbakanların uygulanmayan yasaları uygulatmak için müdahale ettiklerini duymadık.
Çünkü bu, güçlü siyasi partilere ait kutsal kotaya yapılan bir saldırı olarak algılanıyor. Şu veya bu bakanın yapmış olduğu yanlışlıklar ve isabetsiz kararlardan bağımsız olarak söylüyorum bunları. Sorumlu hükümetlerin ortaya çıkmasının beklendiği ve Doğu ülkelerinin ön saflarında yer alması istenen bir ülkede bakanlıklar özel mülkiyete dönüşmüş durumda!
Okuyucular soracaktır: Bu kadar da karamsarlık abartılı değil mi? Özellikle de yolsuzlukla suçlananların, yolsuzlukla mücadelede edeceğini söylediği bir dönemde!
Vatandaşlar üç ya da altı ay sabredip takip etsinler, ama buna izin verecek güven ortamı nerede!? Bırakın vatandaşları, yardım etmeyi düşünen kuruluşlar dahi güvenli ve istikrarlı bir ortamın olmadığı düşünüyorlar.
Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları son aylarda Lübnan'ın kredi notunu iki kez düşürdü. Amerikalılar endişelerini dile getirdiler. Uzun zamandır hükümetin kurulamamsından şikâyet eden ve CEDRE Konferansı'na ev sahipliği yapan Fransız cumhurbaşkanı, Lübnan’a verdiği ziyaret sözünü ikinci kez erteledi.
Suudi Arabistan Kraliyet Divanı Müsteşarı Nizar Alula havaalanında hükümetin oluşumunu tebrik etmeye geldiğini, bunun bir sürpriz olmadığını ve Krallığın Lübnan’a yönelik politikalarının İran’la rekabetle hiçbir ilgisinin olmadığını belirtti.
Peki, İran ne pazarlıyor? Okyanusun içindeki balıkları pazarlıyor, ancak ortada ne bir balık ne de deniz var!
Yeni Lübnan hükümeti söylemlerinde ağaçtaki kuşları pazarlamaya çalışıyor, ancak ortada kuşların konabileceği bir ağaç dahi yok!
Ne diyelim; Lâ havle ve Lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm! (Güç ve kuvvet sadece Yüce Allah’ın yardımıyla elde edilir!)
TT
Denizlerdeki balığı, ağaçtaki kuşu pazarlamak!
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة