Abdulaziz Buteflika, nerede olursa olsun Cezayir’e bakıyor; ister normal ister tekerlekli sandalyede; kâh başkentin merkezinde iktidarda kâh ondan uzakta mülteci iken. Vatanı ile çoğu zaman hissizleştirecek kadar yorucu bir kader arkadaşlığı içerisinde. Onun hikâyesi, ismi Cezayir olan ülkenin hikâyesi ile aynı. Bugün tekerlekli sandalye üzerinden ülkeyi yönetmek için beşinci dönemine hazırlanıyor!! 18 Nisan’da yapılacak olan seçimlerde başkanlık adayı için yaklaşık iki yüz kişi karşısına çıkacak.
İçeriden ve dışarıdan durmadan akan sorular var. En önemlisi de şu: Sayın Abdulaziz Buteflika’ya en yüksek kararların alındığı sarayda yerleşmek için anayasada pek çok değişiklik yaptıktan sonra başkanlıkta geçirdiği yirmi yıl yetmez mi? Hareket bile edemezken, beynindeki pıhtı ile boğuşurken ülkeyi nasıl yönetebilir? Halbuki başkandan ekonomi, güvenlik ve dış tehditler konusunda pek çok zorlukla yüzleşen ülkenin kaderi için belirleyici kararlar alması bekleniyor. Nüfusu kırk milyonu aşan Cezayir’de ülkenin yönetimine geçebilecek kimse yok mu? Adaylar ordusu arasında Buteflika’nın yerine oturabilecek seviyede kimse çıkmaz mı?
Tüm bu sorular, İslami eğilimli taraflar da olmak üzere siyasi partilerle dolu; görüş özgürlüğü, siyasi faaliyet, aşırı sağdan aşırı sola kadar fikir çeşitliliğinin görüldüğü bir ülkede sorulabilecek yerinde sorular. Öyleyse, ayakları yürümeye güç yetiremeyen Şeyh-i Kebir Abdulaziz Buteflika üzerindeki bu ısrar neden?
Bunlar genel mantıkla çatışmayan sorular. Ancak tüm bu sorulara cevap vermeden önce tarihi, siyasi, sosyal yapısı ve kitlesel aklı ile birlikte Cezayir’in durumunun açıklanması gerekir. Cezayir tarihi, Cezayir’deki farklı oluşumlar için yaşaya bir organizmadır. Bugün birçok şeyde ihtilaf halindeler ancak Fransız sömürgesine karşı görüş ayrılığına düşmediler. Sömürge ajanlığı yapmış ve sömürgeci ile saf tutmasıyla tanınmış küçük hain çıkıntılar vardı ama onlar zaten bağımsızlıktan sonra saf arkadaşları ile birlikte kaçtılar.
Bardo Anlaşması’na göre Tunus ve Fas, Fransız vesayeti altında iken Cezayir, Fransa’nın bir parçası oldu. Her Cezayirli, üzerinde Müslüman Fransız vatandaşı yazan kimlik kartı taşıyordu. Bu kart, Cezayirlinin cebinde taşıdığı öfke bombasıydı. Cezayir halkı, Arap ve Berberi köklerine ait tam bağımsız kimliğini taşımak istedi.
Şeyh Alim Abdulhamid b. Badis şöyle demişti:
Cezayir halkı Müslümandır ve Arap soyuna mensuptur
Onun kökeni hakkında keskin konuşan ya da öldüğünü söyleyen yalan söylemiştir
Cezayir’e yönelik Fransız sömürgesinin amacı, halkın kimliğini iptal etmek ve onu, Fransız milleti arasına katmak içindi. Bunun için ‘cihat’ yalnızca toprakları kurtarmak için değil aynı zamanda kimliği geri kazanmak için verildi. Cezayir’in insan ve yer bakımından engebeli bir topografyası vardır. Cezayirlinin şahsiyeti, izzetinefis ve inatla yoğrulmuştur. Cezayir lehçesinin siyasi, sosyal ve şahsi lügatinde şu iki kelime her gün dillendirilir: Onurlu ve aşağılık.
Bunlar, şahsi ve kamusal tavır ve kararların doğurduğu iki zıt kelimedir. Fransa, 1830 yılında Cezayir’i işgalini, ülkenin sultanı Dayı’nın sinekleri kovmak için kullandığı sineklikle Fransız konsolosa vurduğu iddiasıyla akladı. Evet, böyle bir şey oldu ancak Konsolos, Dayı’ya sözlü tacizde bulunmuştu. İki kelime yani ‘aşağılık’ ve ‘onurlu’ kelimeleri etkileşime girdi ve hala da etkileşimdedir.
Dönelim Cezayir seçimlerine ve şansı en yüksek aday olan Abdulaziz Buteflika’ya… Niçin Buteflika?
Siyasi her bir süreçte anlaşmalar ve anlaşmazlıklarla örülü tepeler yükseliyor ve her iki durumda da bu tepeleri oluşturan taşlar, insanlar oluyor. Cezayir bu konuda istisnai bir örnek değil ancak Cezayir’in hayatın hiçbir aşamasında terk etmeyecek bir özelliği meydana getiren bir tarihi var. Bir milyondan fazla mücahidin şehit düştüğü özgürlük savaşı uzun ve kanlıydı. Bu, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında zafer kazanan, büyük bir nükleer güce ve egemenliğini doğudan batıya kadar uzatan ve dilini on milyonlarca insana dayatan bir imparatorluğa karşı verilen bir savaş.
Bağımsızlıktan sonra Ahmed bin Bella iktidar koltuğuna otururken beraberinde askeri ve siyasi mücadelenin liderlerinden oluşan ekibi de vardı. Bu ekip içerisinde de Albay Huari Bumedyen öne çıkıyordu. Bu iki isim, Fransız sömürgesine karşı verilen ‘cihatta’ bir araya geldi ama ülkenin yönetim biçimi ile siyasi ve ekonomik kimliğini belirleme konusunda yani siyasi görüşte ayrı düştü. Bu anlaşmazlığın neticesinde Bumedyen, Tahir ez-Zübeyri ve Abdulaziz Buteflika ile birlikte Bin Bella’yı görevden alarak yerine kendisi geçmeyi kararlaştırdı.
Huari Bumedyen, Kur’an hafızı bir entelektüel idi ve köyünde Kur’an ve Arapça öğretmenliği yapmıştı. İşgal ordusunda zorla görev almayı reddetmiş ve Kahire’ye kaçarak Ezher’e kayıt olmuştu. Hem Arapça hem de Fransızca konuşan bir hatip; siyasetçi, mücahit ve komutandı. Cezayir’in Araplaştırılması için kapsamlı bir program hazırladı, Arapçanın BM’de resmi bir dil olarak kabul edilmesi için ısrarcı oldu ve bunun bedelini ödeme sözü verdi. Kabulünden sonra BM platformunda Arapça konuşan ilk kişi o oldu. Sovyetler Birliği ile işbirliği yaptı ancak müttefik olmadı. ABD’nin politikalarına karşı durdu ama onunla bir çatışmaya girmedi. Filistin davası ve ırkçı ayrımcılığa karşı verilen Afrika kurtuluş hareketleri başta gelmek üzere özgürlük hareketlerine destek verdi. Bin Bella gibi ‘Ben Nasırcıyım’ demeyip Arap olduğunu vurguladı.
Huari Bumedyen’in; mürekkebi Cezayir halkının tarihi, psikolojisi ve sayfalarında Cezayirli kimliğinin yer aldığı kitapları ile dolu vicdanından süzülen ‘Bumedyenci’ yaklaşımın kurucusu olduğunu söyleyebiliriz.
Bumedyen öldükten sonra göreve peş peşe omuzlarında rütbeler taşıyan ancak kafalarında ‘Cezayir nerede?’ sorusunu taşımamış olanlar geldi. Cezayir; mayınlı vatan, kader ve soru. Asker olan Şazeli Bin Cedid, general bir başkandı ancak Cezayir’in sorusu vicdanlarda kalakaldı ve omuzlardaki yıldızlar ona cevap veremiyor. Sayın Muhammed Budyaf, yıldızsız bir başkan olarak geldi ve canlı yayınlanan bir televizyon programında öldürüldü. General Liamine Zeroual ve diğerleri. General ardına general, bir durumun ardından diğeri.
Şu soru tekrar başa dönüyor: Abdulaziz tekerlekli sandalyesi ile niçin başkan olsun?
Çünkü Cezayir’deki oluşum tekerlekli sessizlikle ilerliyor. Sandalyeye eklenir; çıkarılmaz. O, hem kabul hem itirazdır. Kurtuluş cephesinde savaşçı, bağımsızlıktan sonraki ilk hükümetin genç bakanı. Kurtuluş cephesinde mücahit ve savaşçı, üçüncü dünya fikrine adanmış genç bir dışişleri bakanı. Göreve geldikten sonra kanlı on yılı bitiren başkan. Uyum ve genel af yasası ile bir ayda 27 bin savaşçıyı topluma kazandırdı. Ondan önce Cezayir, korkunç bir konut krizi ile boğuşuyordu; sıcak yatak diye bir şey vardı ve aile üyeleri aynı yatağı gece ve gündüz nöbetleşe kullanıyordu.
Buteflika, kendi yönetim politikası ve tarzı ile Bumedyen ekolünden miras kalanları bir araya getirdiği ve ‘Buteflikacılık’ olarak isimlendirebileceğimiz bir yaklaşım oluşturdu; bugün devlet yönetiminin günlük detaylarına müdahale etmiyor ancak ana eksenleri oluşturuyor ve gözetliyor. Hükümet ve beraberinde farklı birimler, belirli bir programa göre günlük işlerini yürütüyor. Üzerinde hareket ettiği sandalye, aynı anda dizginleyici ve emredici sembol tabanının kutsanmasıdır.
Buteflika, hala Cezayir’i yazıyor.
TT
Buteflika, hala Cezayir’i yazıyor
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة