Abdurrahman Şalkam
TT

Sırasını bekleyen küresel bir savaş

Kıtalar arasında aşırı siyasi, askeri ve ekonomik olaylar akışı yaşanıyor. ABD halen içeride ve dışarıda büyük dönüşümlerin ana üreticisi konumunda. Başkan Donald Trump’ın kendi ülkesi ile Meksika arasında inşa edilmesinde ısrar ettiği duvar, çok cepheli bir savaşa dönüştü. Cumhuriyetçi Parti ile Demokrat Parti arasındaki siyasi bölünme ise birçok düzeyde sonraki aşamanın ana hatlarının verildiği bir harita halini aldı. Demokrat kanadın Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmesi, Cumhuriyetçi Başkan için bir fren oldu.
Meksika sınırındaki duvar, iki taraf arasındaki en şiddetli savaş haline geldi. Başkan’ın projeyi fonlamak için talep ettiği tutarı tahsis etmesine yönelik milletvekillerinin yaptığı itirazı aşabilmek için olağanüstü hâl ilan etmesi, siyasetçiler ile basının şimdi ve sonraki aşamaya ait dosyaları açma evresine geçmek için girdikleri bir kapı oldu. Başkan Trump, herkese, savaşın boyutu ve maliyeti ne olursa olsun seçim programında sunduklarından vazgeçmeyeceği mesajını vermek istedi. Yargı, herhangi bir Amerikan savaşında gözden kaçmayacak baskın bir otoritedir. Nitekim olağanüstü hâl ilanına karşı 10’dan fazla eyalette dava açıldı.
Siyasetçiler ve basın tartışma meydanına inmek için yarışıyor. Bu savaşın bir sonraki başkanlık seçimlerine yansıması nasıl olur? Bu, Meksika duvar savaşı alanında yazacakların konusu. İç savaşlara gelelim. Bunlar, Başkan Trump’ın aklını ve ellerini yakın ve uzak cepheler açma konusunda kelepçelemiyor. Latin Amerika ülkesi Venezuela’nın adı sürekli ABD siyasetinin koridorlarında yankılanıyor. İki ülke arasındaki siyasi çatışma, sesleri durulmuş da olsa bitmeyen savaşların işareti. ABD’nin eski defterlerin üzerine tekrar çizdiği güvenlik haritaları var. 1960’lı yıllarda dünyayı cehennemin eşiğine getiren ve iki süper güç arasında nükleer savaşın davullarını çalan Küba’daki Sovyet füze krizi, Amerikan siyasi aklının bileşenlerinden biri.
Büyük devletler, çıkar dairelerini asırlık güvenlik bilinçlerine işaret eden güç mürekkebi ile çizerler. Venezuela’da büyüyen Rusya ve Çin varlığı, ABD’nin hassas noktalarından. Sadece ticari açıdan da değil. Aynı zamanda kapsamlı stratejik hesaplar da bunda etkili. Söz konusu ölçütler Rusya için de geçerli. NATO’nun etkinlik alanı Rusya sınırlarına yaklaştığında Moskova askeri hazırlık içerisine girmiş ve hiç duraksamadan Ukrayna’dan Kırım yarımadasını koparmıştı. Sonra tüm askeri güçleri ile birlikte Suriye’ye yöneldi. Bu, Afganistan’da içinden sarsılan Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana Rusya’nın girdiği en büyük savaş oldu.
Venezuela da ABD’nin Suriyesi olabilir mi? Her ne kadar bu karşılaşmadaki silah, başka bir ayarda olsa da cevap evet. Sloganlar, yolsuzluk ve askeri egemenlik arasında kibirli bir servetle teoride zengin olmuş devletin yaşadığı ekonomi kökenli insani kriz, meclis başkanı olan genç Guaido’yu harekete geçirerek Başkan Maduro’ya karşı siyasi bir savaşa kapı açtı. 50’yi aşkın devletin Guaido’ya desteğini ilan etmesine karşılık Rusya, Çin, İran ve bazı Latin Amerika ülkelerinin Maduro yanında saf tutması ile birlikte olay hızla uluslararası bir boyut kazandı. ABD Başkanı hem Kolombiya hem de Brezilya’da siyasi açıdan harekete geçti ve Kolombiya üzerinden insani yardımdan tutun da doğrudan askeri eyleme kadar birçok konuya ilişkin bir konuşma yaptı.
Savaş davulları birçok kıtada çalıyor. Ancak son günlerde çalınan müzik, iki dev Amerika ile Rusya arasında sıcak gelişmelerin habercisi. Çatışma ABD’nin iki başkan, Gorbaçov ve Reagan’ın 1989 yılında imzalamış olduğu füze kontrol anlaşmasını askıya aldığını ilan etmesinden sonra stratejik bir boyut kazandı. Rusya Devlet Başkanı Putin buna Rus meclisinden cevap verdi. Yaptığı konuşmada ABD’ye karşı nükleer savaş tehdidinde bulunup ‘yarı savaş’ ilan etti. Ardından Rusya’nın silah gücüne dair ayrıntılı bir sunum yaptı.
Şu an akıllara 60’lı yıllarda Kruşçev ve Kennedy arasında yaşanan Domuzlar Körfezi krizini getiren bir Putin ve Trump gerilimine tanık oluyoruz. ABD’nin müttefiki Avrupa, bu iki dev arasındaki gerilim havasından uzak duramadı ve son zamanlarda iki kanadın da gerginliklere şahit olan ittifakın gücünü vurgulayan sinyaller gönderdi.
Bu sıkıntılı savaşın yeni oyuncusu ise daha önce büyük bir küresel savaşa girmemiş olan Çin Halk Cumhuriyeti. Ekonomik bir kaplan olarak sahneye çıktıktan sonra sıcak ve soğuk çekişmelerden uzak durmayı seçmişti. Ancak artık Suriye ve Venezuela’daki Rus yönelimleri ile uyumlu olan tavrını gizlemiyor.
Askeri veya ekonomik güce sahip olanlar, küresel siyasetin devler alanına geçmek için işaret vermek zorundadır. Yeni Çin de işte böyle güç kartlarına sahip olduğunu duyurmak için küresel çatışma alanlarına doğru ilerliyor.
Bölgesel ve küresel haritalar her yerde hız ve güç ile çizilir. Ancak zihinlerde şu soru var: Kalemler askeri mi olacak siyasi mi yoksa ticari mi?
NATO paktı, Romanya, Ukrayna ve Polonya’ya doğru uzanan Rusya Federasyonu’nun etrafına askeri bir yay kuruyor. Peki Moskova, Latin Amerika’da siyasi ve ticari bir çıkarma yaparak ABD’nin hayati güvenlik alanına yaklaşmak istiyor mu? O zaman dünya, bu defa Venezuela’da yaşanan yeni bir Küba-Rus füze krizine mi şahitlik eder? Bu seferki kriz, daha büyük ve tehlikeli olabilir. Zira karşılaşmanın taraflarının sahip oldukları savaş güçleri ve sebepler çeşitlendi. Nitekim Kremlin ve Beyaz Saray’daki liderler, kendilerinden öncekilerden farklı özellikler sergilerken Çin, sakin ama küresel boyutlara sahip bir güçle hareket eden ve Afrika ve Latin Amerika’da daha önce bulunmadığı noktalara atılan baskın bir kuvvet olarak ortalıkta salınıyor.
Avrupa’da ise siyasi ruh sıkıntılı durumda. Kıta, İngiltere’nin AB’den ayrılması, İtalya ve Fransa arasındaki tartışma, halkçı eğilimin sınırlarını genişletmesi ve bazı ülkelerde sağın ortaya çıkması gibi meselelerle meşgul ki bu saydığımız sorunlar onun küresel rolünü zaafa uğratan ve sıcak bir küresel savaşta ortak karar almasını engelleyen başlıklar. Avrupa uzun asırlardır küresel düzeyde siyaset ve fikir lideriydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bu rolü zayıflıyor.
Bugün her ne kadar namlulardan duman çıktığını görmesek de ürkütücü kitlesel imha silahlarına sahip güçler arasında yaşanan küresel savaşı duyuyor ve izliyoruz. Bu, yeni türdeki liderlerin dünyasında başka biçimde bir savaş olarak dünyanın özellikle geçen yüzyılda sahne olduğu savaşlar listesine girmeyi bekliyor.