Bu köşede 3 hafta önce de ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un Hanoi’deki görüşmeleri hakkında yazmış ve bu yerin müzakareciler için ve bizzat müzakare sürecinin belirlenmesinde birçok anlamı olduğundan bahsetmiştim. Çünkü Hanoi, bir zamanlar ABD emperyalizmi ile mücadelenin sembolü olan Kuzey Vietnam’ın başkenti iken Washington açısından ise demokratik ya da ABD’ye bağlı ülkelerdeki komünist genişlemenin sembolüydü.
Ancak milyonlarca Vietnamlı ve onbinlerce ABD’linin hayatını kaybettiği, Kuzey ve Güney Vietnam ile başkentleri Hanoi ve Saygon’un yerle bir edildiği yaklaşık 10 yıl süren kanlı bir savaşın üzerinden uzun bir zaman geçti. Bu kanlı savaşın sona ermesinden sonraki 20 yıl gibi kısa bir süre içerisinde Vietnam hızlı bir kalkınma sürecine girerek Çin kalesine eşit bir kapitalizm kalesine dönüştü. Vietnam savaşını Amerikalıları kaçmaya zorlayan Komünistlerin mi, yoksa onlar sayesinde Vietnam’ın global kapitalist pazarın bir parçası olduğu kapitalistlerin mi kazandığını artık hiç kimse bilmek istemiyor. Çünkü Vietnam bugün, ABD’liler ile Kuzey Korelilerin 50’li yılların başında Kore Savaşı’nın ardından yaşadıkları hikayeyi tekrarlamak için bir araya geldikleri örneğe dönüştü. ABD Başkanı ve Kuzey Kore lideri aralarındaki karşılıklı atışmalardan, tehditlerden, gözdağlarından ve nükleer tacizlerin ardından Singapur’da gerçekleştirdikleri birinci zirvenin ardından ikinci zirve için Hanoi’yi seçtiler.
İlk bakışta Hanoi görüşmeleri başarısız olmuş gibi görünüyor. Zira iki taraf arasında yapılan görüşmelerden Kuzey Kore’deki nükleer silahsızlanma ve ABD’nin Pyongyang’e uyguladığı yaptırımlar kaldırması için atılacak adımları açıklayacak ortak bir sonuç bildirisi çıkmadı. Ancak bir yandan nükleer silahlar ve hatta belki de kitle imha silahları gibi diğer tehlikeli silahlar, bunları taşıyan füzeler ve diğer araçlar, diğer yandan Kuzey Kore’ye uygulanan, uluslararası toplumun da katıldığı ve en az nükleer silahsızlanma kadar sorunlu olan ekonomik yaptırımlar gibi zor konuların görüşüldüğü bu tür müzakareleri bu şekilde değerlendirmek doğru değildir. Çünkü ekonomik yaptırımlara dayanan mevcut düzenlemelerden geri adım atılmasının ardından bir uzlaşıya varılamaması durumunda bu yaptırımların bir kez daha uygulanmaya konması çok zordur. Dolayısıyla şurada ve burada görünen zorluklar ve sorunlara ek olarak iki taraf arasında ülkelerinin iç siyasetlerinin de desteklediği büyük bir güvensizlik bulunmaktadır. Kim Jong Un ülkesine dönerken sadece yaptırımların kaldırılmış olmasına değil, Çin ve Vietnam gibi gelişmiş ülkelere yetişme hayalini gerçekleştirmeye de ihtiyacı vardır. Kesin olan bir diğer şey de, Kim’in, nükleer ve kimyasal silahlarını teslim etmesinin ardından, NATO uçakları tarafından rejimi yıkılan ve lideri öldürülen Libya gibi olmasını istemediğidir. Diğer taraftan Donald Trump da ülkesinde birçok kişisel sorun ile karşı karşıyadır. Çünkü ABD artık başkanının bir dış başkentte hassas ve dikkat gerektiren müzakareler yürüttüğü gerçeğine saygı gösteren bir Kongre’ye sahip bir ülke değildir. Dolayısıyla Trump’ın Kuzey Kore lideri ile müzakareler yürütüyor olması Kongre’nin diğer davalardan suçlu bulunan ve gelecek aylarda hakkında hapis cezası verilmesi beklenen Donald Trump’ın eski avukatı Michael Cohen’in ifadesini dinlemesini engelleyemedi. Ancak Kongre, bunu yaparak yolsuzluk yapan bir avukatın suçunu ortaya çıkarmayı değil bizzat ABD Başkanı’nın yargılamak istiyordu. Böylece Hanoi’de müzakareler sürerken Washington’da da Cohen’in Trump hakkında ifade verdiği oturum gerçekleştirildi. Kongre’de düzenlenen bu oturumda çokça dram vardı. Trump’ın “porno” kızlarla ilişkisine yönelik hikayeler her ne kadar yeni olmasa da Trump’ın bu kızlara konuşmamaları için verdiği çeklerin fotoğraflarının yayınlanması olayın daha da ilginç hale gelmesine yol açarken, bu kızların ününe ün katmak için de televizyon ağlarının eline iyi bir malzeme verdi. Donald Trump Hanoi’de Kim Jong ile nükleer silahlar ve ekonomik yaptırımlar ile ilgili ayrıntılardan konuşurken Cohen de 2016 yılındaki başkanlık seçimleri kampanyası sırasında Wikileaks’in sızdırdığı Hillary Clinton’ın yazışmalarını elde etmek için Trump’ın oynadığı rolden bahsediyordu. Cohen oturum bittiğinde Kongre’ye tanık olarak çağırabileceği isimlerden oluşan bir liste de verdi. Kısacası gösteri daha sona ermedi.
Trump’ın Hanoi’de diplomatik bir zafere çok ihtiyacı vardı ama yine de Singapur’dan Hanoi’ye çok yol kattettiğini de biliyor. Çünkü daha birinci görüşmede yani Singapur’da Kim’den nükleer silahsızlanma taahüdü almıştı. Trump da buna karşılık ekonomik yaptırımlardan Doğu Asya bölgesinde askeri yükümlülüklere kadar bunun bedelini ödemesi gerektiğini biliyor. Bu nedenle Kuzey Kore’nin nükleer silahlarından tamamen vazgeçmesi ve kendisi ile müttefiklerinin Kuzey Kore’nin bu silahlardan tamamen temizlendiğinden, gizli bir programa sahip ya da bu silahı bir daha geliştirme imkanı olmadığından emin olmaları halinde bunun mümkün olduğu deklare etti. Kim Jong Un ise kendisini büyük bir ikilem karşısında buldu. Zira nükleer silahlarını teslim etmeyi kabul etmesi halinde ekonomik yaptırımlarını kaldırması için ABD’ye baskı yapabileceği tek aracı da kaybetmiş olacağını biliyor. Bu nedenle müzakareler sırasında önce ABD’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırması ardından sıranın nükleer silahlara gelmesini istedi. Müzakerelerde her tarafın diğer tarafın talepleri yerine getirilmeden önce kendi taleplerinin yerine getirilmesini istemesi gibi şeyler yeni değildir. Ancak diğer yandan bu, müzakere masasındaki eylem listelesinin öncekinden daha da belirgin olmasını da sağlamıştır ve şu anda müzakarelerin öne çıkan başlıkları nükleer silahlar ve ekonomik yaptırımlardır. Taraflardan biri bir adım attığında diğeri de benzer bir adım atması ile bu iki talep de doğrulanabilir teknik nitelikteki birçok adıma çevrilebilir. Böylece her iki taraf da bütün istediklerini elde etmeden önce en azından istediklerinden bazılarını elde edebilir.
Bu nedenle müzakerelerin tamamen başarısız olduğunu iddia edemeyiz. Bilakis bu görüşme; müzakerenin taraflardan her birinin taleplerinin tavanını belirlediği aşamalardan biriydi. Bundan sonraki aşamada ise iki tarafın da merdivenleri basamak basamak çıkması gerekmektedir. Bu süreçte temel konuda bir başarı elde edilemese de diğer yan konularda elde edilebilir. Zira geçmişte ABD ve Kuzey Kore arasında var olan ve Trump’ın “ateş ve öfke”, Kim’in ise ABD’yi nükleer silahlarla vurmakla tehdit ettiği gerginlikler artık ortadan kalkmış olması bile bir başarıdır. Bunun yanında Japonya ve Çin büyük oranda sakinleşmiş, Çin ile ABD arasındaki ticaret müzakereleri olumlu yönünde ilerlemiş ve Kuzey ile Güney Kore arasındaki dostluk ilişkilerinin düzeyi artmıştır. Hepsinden de önemlisi Trump, Kuzey Kore’ye vaat ettiği barışın Vietnam modeli gibi ekonomik olacağını taahüt etmektedir. Bir şekilde Trump; tehdit, gözdağı ve büyük ekonomik teşvikleri harmanlayan diplomasisini dünyanın geri kalanında kullanmadan önce Kuzey Kore ile prova ediyor gibi görünmektedir. Kuşkusuz bu diplomasinin bir sonraki sahnesi Ortadoğu olacaktır. Kısacası; Kore hikayesinin sahneleri daha sona ermemiştir.
TT
ABD ve Kuzey Kore arasındaki Hanoi görüşmeleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة