Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek döneminde, Cihad Örgütü’nün kurucu lideri ve müftüsü merhum Şeyh Ömer Abdurrahman, ABD’nin uygun ortamı bulduğunda ve siyasi konjonktür baskı yapılmasını gerektirdiğinde Kahire’deki eski rejime baskı yapmak veya ona yakınlaşmak için kullandığı siyasi bir kart gibiydi. İki ülke arasında bu durum, ya da oyun da diyebilirsiniz, Şeyh Ömer ve onunla birlikte kartı ABD’de ölene kadar ikisine de herhangi bir yarar sağlamadan uzun yıllar devam etti.
Washington aynı nedenlerle ve ABD yönetimlerinin istedikleri zaman kullanmaları için 20 yıldır Fethullah Gülen’i de koruyor. Ancak bu kartı bugünlerde çokça hamle yapan, bazen Rus tarafına sürüklenen bazen de Osmanlı emellerini gerçekleştirmek için Müslüman Kardeşler’i destekleyen Recep Tayyip Erdoğan’a karşı kullanmak için saklıyor. Çünkü her iki durumda da Erdoğan’ın davranışları ABD Başkanı Donald Trump yönetimini rahatsız ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın sakinleşmesini ve iki tarafa da yönelmesini engellemek için gerektiğinde Atlantik’in karşı kıyısından kendisine Fethullah Gülen kartı gösteriliyor.
Çinli Huawei şirketinin Mali İşler Direktörü (CFO) Meng Wanzhou’nun bölümleri aralık ayında yayınlanmaya başlayan hikayesini takip edenler, Çin ve ABD arasında adım adım ilerleyen hikayenin Mısır örneğinde Şeyh Abdurrahman ve Türkiye örneğinde Gülen’in hikayesine benzediğini hissetmişlerdir. Ancak bu kez aynı melodi farklı bir tonda çalınıyor.
Çünkü Wanzhou, Kanada’nın Vancouver şehrini ziyareti sırasında ABD’nin talebi üzerine tutuklandı. Pasaportuna el konulması, şehirden ayrılmaması ve atacağı her adımda Kanadalı yetkililerin gözetimi altında kalması için koluna elektronik kelepçe takıldı. 10 milyon Kanada doları kefaleti ödemesi karşılığında serbest bırakıldı. Her ne kadar arkasında bıraktığı toz dumanı az da olsa ve takipçileri neredeyse onu unutacakken bu hafta hikaye bir kez daha tazelendi. Bunun nedeni de Kanada yargısının, Wanzhou’nun yargılanması için ısrarla kendisine teslim edilmesini talep eden Washington’ın bu isteği hakkında bir karar almak zorunda olmasıdır.
ABD, Huawei CFO’suna iki suçlama yöneltiyor. Bunlardan ilki dünya genelinde akıllı telefon üretimi açısından ikinci sırada yer alan şirketin faaliyetleri aracılığıyla Trump yönetiminin İran’a uyguladığı yaptırımları delmesi. İkincisi de bu şirketin ABD’li T-Mobile’ın yüksek teknolojik sırlarını çalması. Ancak Pekin hükümeti elbette şirketin yaptırımları deldiğini ve teknolojik sırları çaldığını reddederek Trump yönetiminden bunu kanıtlamasını talep ediyor.
Doğrusu Çinli devin özellikle teknik düzeyde sahip olduğu imkanlar göz önüne alındığında iki suçlamayı ya da en azından birini işlemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca Çin ekonomisinin büyüyen gücü, bilhassa Pekin’in dünya geneline yayılmaya yönelik güçlü politik emelleri ile desteklendiği göz önüne alındığında bu olasılık daha da güçlenmektedir. Zira tarih bizlere Çin gibi devletlerin ekonomilerinin eğilimlerinin hep bu yönde olduğunu gösteriyor.
Bütün bunlara rağmen hikayenin başından sonuna kadar takip ettiğimizde aklımıza şöyle bir soru takılmıyor da değil: Eğer kendisine yöneltilen bu iki suçlama geçerliyse, Huawei şirketinin gerçekten de yaptırımları deldiğinin ve sırları çaldığının kanıtlanması halinde dünyanın en güçlü iki ekonomisi arasında bu boyutta bir kriz yaratmanın arkasında açıklanmayan başka nedenler olduğunu mu anlamalıyız? Yoksa meselenin yaptırımları delmekten ve sırları çalmaktan ibaret olduğunu mu?!
Görünüşe bakılırsa her iki suçlamada da bir gerçeklik payı bulunmasına rağmen ikisi de arkalarındaki amacı saklamak için kullanılan bir paravandan ibaret. Zira hikayenin başlangıcından bugüne kadar yaşanan gelişmeler, kanıtlar ve tanıklar buna işaret ediyor. Bu tanıklardan biri de iki ülke arasında kendi yönetiminde bir süredir devam eden zorlu ticaret müzakerelerine hizmet edebileceğini düşündüğü an Wanzhou davasına müdahale edebileceğine birçok kez işaret etmekte hiçbir sakınca görmeyen Trump’tır.
ABD Başkanı nasıl ve ne yönde müdahale edeceğini belirtmedi. Ama kendisi tarafından yapılan bu imadan açıkça anladığımız, Çinli şirketin müdürünün de bir zamanlar Şeyh Ömer Abdurrahman’ın, Fethullah Gülen’in ise halen durmakta olduğu karede bir süre yer alacağıdır. Çünkü bütün bunlar, ABD yönetiminin müzakareler masasında önünde biriktirdiği ve zamanı gelince çıkarıp kullandığı, oynadığı ve kazandığı farklı siyasi kartlardır.
Buna rağmen bu hikayeyi, olağan yıllık toplantısı kapsamında 1 ay önce Kongre’de ABD istihbarat servislerinin yöneticilerinin dinlendiği oturum çerçevesinde ele aldığımızda tamamen politik bir doğaya sahip bir başka boyut ortaya çıkacaktır.
Buna göre CIA Başkanı Gina Haspel’in başkanlığında düzenlenen toplantıda, Washington açısından düşman görülebilecek ülkelerden bahsedilmiş ve özellikle 4 düşman ülke belirlenmişti. Bu ülkeler Çin, İran, Kuzey Kore ve Rusya’ydı. Ardından bu ülkelerin toplamının ya da daha doğrusu özellikle birinin, yani Çin’in ABD’ye yöneltebileceği tehlikeler ele alındı. Ayrıca gelecek yıl yapılacak olan ABD başkanlık seçimleri de iki istihbarat servisini bir araya getiren toplantının gündeminde yer alan konular arasındaydı. Buna paralel olarak ABD seçimlerinde karşı karşıya kalınabilecek tehditler ve yeni bir elektronik tehlikeden korunmak da bu toplantıda görüşüldü.
Huawei şirketinin teknik imkanlarından, ABD seçmeninin duygularını etkileyerek belirli bir adaya oy vermeye ve desteklemeye yöneltme gücünden her bahsedildiğinde satır aralarında fark edebileceğimiz tehlikenin boyutlarından biri de tam olarak budur.
Rusya’nın son seçimlere müdahale ederek kendisinin kazanmasını sağladığı yönündeki iddialar nedeniyle Trump’ın başı halen dertteyken, seçimlerin yaklaştığı bir dönemde elektronik çevrelerde şimdi de Meng Wanzhou’nın şirketinden, telefon pazarındaki efsanevi gücünden, bu gücün etkilerinden ve gelecekteki tezahürlerinden bahsediliyor. Bu da konunun ABD siyasetinin ufkunda asılı kalmış bir hayalet ve kolay kolay kurtulamayacağı saplantı olarak kalacağını gösteriyor.
Huawei şirketinin CFO’su Wanzhou; iki büyük ekonomi arasındaki hikayenin devam eden bölümlerinin zayıf noktasını oluşturup Gülen taraftarları Erdoğan tarafından takip edilip kovalanırken -ki Türkiye Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre 2016 yılındaki darbe girişiminden bu yana yaklaşık yarım milyon Türk vatandaşı bu konuda soruşturmaya maruz kalmış- akla filler tepişirken ağır ayakları altında ezilen çimenlerden bahseden özlü söz gelmektedir. Bu söz kuşkusuz hikayenin her iki versiyonuna da güçlü bir şekilde egemen olmakta, ayrıntılarında yoğun bir şekilde yer alarak açık ve gizli bütün dayanaklarına güçlü bir baskı uygulamaktadır.
TT
Filler tepişirken ezilen çimenler
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة