Modernliğin insanoğluna kurduğu en büyük tuzak mevcut olanın büyüsüne kapılıp meseleyi derinlemesine düşünememeyi sağlamasıdır. Bu büyü hayatın bütün katmanlarında öne çıkartılarak köpürtülür ve gerçekliğin kendisi olarak öne sürülür. Bu tuzaktan kurtulmanın yolu; mevcut olanın dışına çıkabilme becerisi ve cesaretini kuşanmakla mümkündür.
Batı dışı toplumlarda ise; bu durum kendi kültürel değerlerine karşı bir şüphe oluşturma ve batının oluşturduğu hegemonya karşısında bir kompleks sahibi olarak yabancılaşmayı normalleştirme ve hatta zorunlu addetmedir. Bu yüzden kendi ülkemizde de meseleler kendi kültürel derinliğimiz üzerinden tartışılmıyor ve bize zoka olarak yutturulan yaklaşım biçimi üzerinden elde edilen teknik ile değerlendirmeler yapılmaktadır. Herhangi bir düşüncenin, etnisitenin veya sosyal grubun varlığının teminatı devlette elde ettiği güç ile ölçülür. Bu durum bizzat çatışmanın temelini izah eder. Siyasal partilerin üzerinde bulunduğu blok da kendi gücünü devlette sahip olduğu güç ile kabulleniyor. Bu yüzden uzun süre CHP’nin devlette kurmuş olduğu kadrolar sayesinde varlığını ve gücünü pürüzsüz bir şekilde sürdürebilmekteydi. Bugün ise gücü ciddi bir erozyona tabi tutulduğu için ittifak ederken bu durumu dikkate alarak yol almaktadır. Yani siyasal ittifaklar özellikle bu devlet gücünün total özelliğini dikkate alarak gerçekleşmektedir. O zaman Ak Parti ile MHP’nin ortaklığını anlamak ve karşı cephe olarak bilinen Millet Cephesinin de niçin bir arada olduğunu anlamak kolaylaşacaktır.
Başkanlık seçimlerindeki ‘Beka’ vurgusu üzerinde elde edilen seçim başarısının devamı için yerel seçimlerde de bu beka sorunu gündeme taşınmakta ve Cumhur İttifakının her iki liderinin de dikkat çektiği bir konu olarak gündemi tartışmaya itmektedir. Meseleyi sadece bir seçim süreci olarak yorumladığınızda bir beka sorunundan bahsetmenin bir karşılığı olmayacağı gibi bazı şeylerin üstünü örtmenin bir imkânı olarak da yorumlanabilir. Ancak meseleye derinlemesine bakıldığında ve cumhuriyetin kurulmasından bu tarafa ilk kez ciddi bir şekilde devlette meydana gelen yön değişimi, beka meselesinin önemini ortaya çıkarır.
Beka meselesi her zaman Osmanlı’dan arta kalan ‘Misak-i Milli’ sınırlarını korumak ve ulus devletin varlığını sürdürmekten ibaretti. Daha popüler bir deyimle ‘Son Türk Devleti’nin korunması meselesidir. Cumhuriyet, beka meselesini ‘Batı’ya yönünü dönerek çözmeye çalıştı. Bu neredeyse 2011’lere kadar böyle devam etti. Ancak yeni bir dünya sistemi tartışmaları sürecinde Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesinde her ulus devletin birkaç parçaya bölünmesi hikâyesini neredeyse son otuz yıldır sıklıkla duymakta ve tartışılmakta olduğunu biliyoruz. Önce Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin içinde bulunduğu durum ve parçalanmanın siyasal şartlarının aranışı, Libya, Yemen, Afganistan ve benzerlerinin içinde bulunduğu siyasal karmaşa doğal olarak bu sefer direk batıdan neşet eden bu saldırı karşısında devlet yeni bir strateji geliştirme zorunluluğu duydu.
Aslında İslam dünyasının neredeyse kahır ekseriyeti batıdan kaynaklı bir saldırı karşısında olduğu psikolojisi yaşamaktadır. Ve neredeyse her ülkede batının her iki gücüne dair bir yardım alma kaygısı öne çıkmaktadır. Yeni dönemde dünya güç olarak ikiye bölünmüştür. Ancak bu devletler bazında soğuk savaş döneminde olduğu gibi değil bilakis dünyanın ekonomik gücünü elinde bulunduran gücün ikiye yarılması sorunu ile karşı karşıyayız. Ve gücün biri, Ortadoğu üzerinden ciddi bir projeyi hayata geçirmekte ve parçalama işini savsaklamaya tabi tutmadan yürütmeye devam etmektedir. Ulus devletleri destekleyen diğer güç ise Rusya, İran ve Türkiye üzerinden bu projeye karşı bir tavır geliştirmekte ve bu yüzden bölgedeki her seçim önem kazanan bir boyut kazanıyor. Yaklaşık olarak 2008 yılından bu tarafa Türkiye’de meydana gelen seçimlerin olağanüstü bir özellik taşıdığı dillendirilmiştir.
Şimdi devlet eski müttefiklerini bıraktığından dolayı bir beka sorunu ile karşı karşıya olduğu gerçeğini bilmekte ve bu sorunu aşmanın bir yolu olarak da muhafazakâr dindarlığı öne çıkarmaktadır. Ak Parti’nin kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımlamasının önemini bu nokta üzerinden daha rahat algılama imkânı elde ederiz. Bu süreçte MHP süreç içinde Muhafazakâr bir konuma yaklaştırıldığı gibi Ak Parti de İslamcılık ile bağını neredeyse yok sayacak bir düzeye yükselerek Muhafazakâr milliyetçi bir çizgiye oturdu. Cumhur İttifakı bu düzlemi işaret eder. Ayrıca beka sorunun çözümünün de bu ikili yapının başkanlık sisteminin yerleşik hale gelmesinde aktif bir rol aldığını da görmeliyiz.
Yalnız mesele sadece seçim sonuçları üzerinden okunmamalıdır. Dünya ölçeğinde meydanda olan çatışmanın her ülkede bir şekilde kendini korumasını beklemek normal bir durumu işaret eder. Bu yüzden her seçim sürecinde blok bir cephe arayışı sürdürülmektedir. Ve en geniş şekilde bu cephenin kurulabilmesinin şartlarının olgunlaştırılması çabaları öne çıkmaktadır. Mevcut ideolojik farklılıkların bu süreç içinde eritilmesi ve iki bloklu bir seçim stratejisinin gerçekleştirilmesinin önü açılmaya çalışılıyor. Olup bitenin bu çerçeve içinde okunması meselenin algılanması için ciddi bir zemin oluşturacağını gözlemlemek mümkündür.
Ülke içindeki farklı koalisyonların varlığı ve sürekli kamuoyu oluşturma çabaları doğal olarak mücadeleyi hem kızıştırmakta ve hem de halk nezdinde bir meşruiyet arayışını da tetiklemektedir. Çünkü görece de olsa demokratik seçimler var ve bu meşru zemini muhafaza etmek sistemin geleceği açısından da önem kazandığı görülebilmektedir. Ancak, mücadelede bazen taraflar yanlış adımlar atabilmekte ve kamuoyu desteğini yitirmekle karşı karşıya kalmaktadır. Bu noktada kamuoyunun şöyle kaba bir tahminini yapmakta fayda vardır. Partilerin dışında kalan seçmen sayısının yaklaşık kararsızlarla birlikte % 40 bulabilmektedir. Seçim süreci kızışınca kim seçmeni ikna ederse kararsızlar oraya doğru akmaktadır. Ak Parti’nin 7 Haziran seçimlerinde yaşadığı seçim hezimeti; yaklaşık yüzde on gibi bir seçmen azalması ve bu seçmen kayıplarının yerel seçimde de süreceğini yapılan kamuoyu araştırmalarındaki istatistiklerde görülebilmektedir. İşte bu oy kaybının en önemli nedeni meydana gelen sosyal olaylardaki yanlış görülen tutumların varlığı olduğu açıktır. Ak Parti liderinin yaptığı çıkışların devletin bekası için önemli olduğu tartışılmaz ama aynı şekilde bu ülkede yaşayan seçmen kitlelerinin bazıları için çok nahoş bir duruma dönüşebiliyor. Örneğin; Irak’ta Kürtlerin Barzani üzerinden bağımsızlığı oylayacak bir referandum girişimi üzerine Erdoğan’ın söylemlerinin Türkiye içindeki Kürtlerde de bir burukluk oluşturduğu aşikârdır. Yine 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki cemaat üzerinden yapılan tartışmalar ve Erdoğan’ın bu konudaki bazı çıkışları, Ak Parti içindeki fikir ayrılıkları da İslamcıların önemli ölçüde küsmesini beraberinde getirmektedir. Son ekonomik olayda ise özellikle halkın cebine yönelik açık bir tehdidin varlığı ve bu süreçte Ak Partililerin ve Reisin açıklamaları halkta yeterli düzeyde bir destek görmediğini kamuoyu araştırmalarında gözlemlemek mümkün… Böylece Ak Parti sürekli kan kaybetmektedir. Ayrıca dikkat kesilmesi gereken MHP ile yaptığı ittifakta da hem dindar Kürtlerin bir kısmında hem de İslamcıların önemli bir kısmında da bu reaksiyon oluştu. İdeolojik farklılıklar da erimeyi potansiyel olarak ortaya koymaktadır.
Benzer bir durum karşı cephe içinde bulunmaktadır. İyi Parti ile CHP arasındaki ittifaka HDP’nin açıktan alınamaması ama seçim sürecinde ifşa edilen bu ortaklığın seçimin sonucunu etkilememesi için sürekli açıklamaların yapılması aynı zorluğun Millet Cephesi içinde geçerli olduğunu göstermektedir. Başkanlık seçiminde İyi Partinin kendisinin aday çıkarması Cumhur İttifakının başarı hanesine yazıldı. Yerel seçimlerde ise HDP faktörü yine Cumhur İttifakına yarayacak bir zemini kurmaya namzet görünüyor.
Bu politik karmaşa aynı zamanda katı ideolojik yapıların kırılmasını sağladığı ölçüde beka sorununu çözme konusunda ileri adımlar atılabilir. Hatta ileri bir söylem olarak batılı bir demokratik geleneği tüm Ortadoğu için örnek kılma zemini inşa edilebilir. O yüzden seçim sathı mailinde meydana gelen propagandatif söylemlerin halk nezdinde ciddi bir karşılığı olmamaktadır. Ama açık bir durum söz konusu edilebilir; ekonomik durumun kendisi seçmen nezdinde daha ağırlıklı olacaktır. Eğer Ak Parti ekonomik sorunu hafifletmeye başlamazsa hem bu seçimde bir kayıp yaşar hem de önümüzdeki ilk seçimde ciddi bir kaybı beklemeye başlamalıdır. Çünkü bugüne kadar Ak Parti kadrolarının attığı adımların halk katında ciddi bir karşılığı yoktur. Beka tartışmasına bile halkın katılımının neredeyse yokluğu, ideolojik grupları bir tarafa bıraktığımızda Ak Parti’nin ciddi bir sorunu olduğunu göstermektedir. Bir çıkış yolu yok mu? Elbette ki vardır. Ancak önemli olan Ak Parti’nin kendi yanlışlarından dönebilme becerisini göstermesidir.
Sonuç olarak bu yerel seçimler bize halkın neye ne kadar güvendiğini ve gerçek yönünü nereye yönlendireceğini de gösterecektir. Bütün bu olup biten tartışmalar ve siyasal atışmalar halkı ne kadar etkileyecektir, bekleyip görmek lazım…
Ak Parti’nin ikinci cumhuriyetin kurucu partisi olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Ancak cumhuriyet gerektiğinde nasıl ilk partisi olan CHP’yi kenara koyduysa bu akıbet Ak Parti’yi de bekleyebilir. Devlet, her zaman kendi beka sorununu çözmek için yeni liderler ve yeni hareketler ortaya çıkartabilir bir güce sahip olandır. Politik liderlerin söylemlerinden çok devletin nerede durduğu gözlemi her zaman daha önemli olmaktadır. Ve maalesef bütün ideolojik gruplar devletin bu gücünü çok fazla ciddiye almadıkları için yenilgiye mahkûm oldular.
Ancak güçlü bir ahlaki yapıya istinat eden bir söylem halkta karşılık bulduğunda devletin de kendisini bu söyleme uygun hale getirme zemini doğar. Ancak devlet, sol, milliyetçilik ve İslamcılık gibi temel ideolojik referansları halkın nezdinde yok mesabesine taşıdı. Bu temel gerçeği dikkate alarak yerel seçimlerin sonuçlarını gözlemek daha doğru bir sonuç verebilir…
TT
Yerel seçimlere felsefi bakış…
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة