Abdulvahhab Tavaf
EskiYemen büyükelçisi
TT

Arap cumhuriyetlerindeki değişimin akıbeti

İktidarın gerçek demokratik yollarla değiştiği ve yönetiminin döngüsel olarak el değiştirdiği ülkelerde, kraliyet rejimlerine sahip ülkelerde olduğu gibi, ülkenin büyüme, gelişme ve istikrar içinde yaşadığını görüyoruz. Çünkü insanların düzenli aralıklarla liderlerini (başarılı ve başarısız) değiştirmesi için güvenli ve garantili bir yol var. Bu nedenle, insanlar ve partilerin, kendi ülkelerine karşı dış güçlerle işbirliği yapmak ya da sokağı harekete geçirmek veya iktidarı değiştirmek adına ülkeyi toptan kaosa sürüklemek gibi güvenli olmayan alternatifler aramaya ihtiyaçları yoktur.
Yöneticileri yıllar boyunca değişmeyen cumhuriyet rejimine sahip ülkelerde, yoksulluk ve işsizlik ülkenin ayrılmaz bir parçası haline gelmişse, başarısız yöneticilerin seçim yoluyla gitmesinin önü kapanmışsa, kısaca değişim adeta imkânsız hale gelmişse artık halkta ümitsizlik oluşmaya başlar. Nihayetinde bu çaresiz halk söz konusu yöneticileri göndermek için sokaklara inmek durumunda kalırlar.
Sonunda, büyük bedellerle iktidar devrilir, tek karar verici kişi gitmiştir, geride ise iktidarı değiştirme arzusu dışında herhangi bir ortak noktası bulunmayan cemaatler, partiler, bloklar, birlikler, aktivistler, mezhepler, aşiretler kalmıştır. İktidara yeni gelen güçlerin çoğu, önceki dönem rejim ve sembollerinden nefret ederler, onlara karşı kin duyarlar. Dizginlenemez bir istekle iktidara gelmişlerdir, attıkları sloganlar yeri göğü inletmektedir.
İlk icraatları, önceki iktidarın sözde derin devletini hedef almak ve çökertmek olur. Başta askeri ve güvenlik birimleri olmak üzere ülkenin tüm kazanımları yerle bir edilir. İnsanlar da istediklerini aldıklarını ve önceki iktidarın güçlerinden kurtulduklarını zannederler.
İktidara yükselen siyasi güç, eski iktidarı devirmek dışında hiçbir amacının olmadığının, halkıyla kendi arasında herhangi bir bağ olmadığının farkında dahi değildir. Eski iktidarı alaşağı etmeyi başarır başarmaz, iktidarın nimetlerinden ve güzelliklerinden yararlanmak için çılgınca bir mücadelenin içerisine girer. İktidar artık bir mücadele alanıdır.  Vatandaşa hizmet için herhangi bir mücadele ve yarış yoktur ortada.
İktidara gelen bu yeni güçlerin çoğu yönetişimin zorluklarından habersizdirler. Başarılı oldukları tek alan iktidar koltuğuna sıçramaktır. Ancak, ülkeyi kurtarma ve kalkındırma projeleri sunma konusunda ya da kapsamlı ulusal alternatif programlar önerme hususunda başarısızdırlar.
Siyasi savaşların tozu dumanı dağılınca, devrimci sloganlar sönünce, çekici vaatler ortadan kaybolunca, vatandaş kendisini, mütevazı standartlarda dahi olsa önceden ulaşabildiği en temel hizmetlere ulaşamaz bir halde bulur. Değerini tamamen yitirmiş bir parayla hayat mücadelesi vermeye başlamıştır. Parçalanmış bir ordu ve zayıf bir güvenlik kurumunun önünde çaresizce kalakalmıştır. İktidar, yeni siyasi güçlerin evlerine yerleşmeye başlamıştır. Nüfuz ve para artık, bölgesel, partizan, çıkarsal ve ailevi kriterlere göre paylaşılmaktadır.
Bu aykırılığın, dağılmanın, kaosun, kaybın, umutsuzluğun, yoksulluğun, sefaletin, karanlık bir geleceğin gölgesinde bölgesel, mezhepsel ve etnik sorunlar da gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Silahlı milisler etrafta çoğalmaya başlamış, ülkenin serveti, bugünü ve geleceği alınır satılır hale gelmiştir. Ulusal olmayan projeler hüküm sürmeye başlamıştır.
Durum artık daha da kötüye gitmekte,  kişisel, partizan ve bölgesel çıkarlar çatışmakta, silahlı çatışmalar ve iç savaşlar patlak vermektedir. Göstericiler çadırlarının eylem yaptıkları sokaklarından ülke sınırlarının dışına çıkarıldığını fark ederler. Devletin eski ve ayrıcalıklı adamları ülke dışına kaçmış, yerlerine BM personeli gelmiştir. Sermaye ve işadamları ülke dışına çıkmış, yerlerine insani yardım kuruluşları ve örgütler gelmiştir.
Hiç şüphe yok ki, onlarca yıl boyunca iktidarda kalmış pek çok yönetimin değişmesi gerekmektedir. Rejimi düzenleyen pek çok yasa da değişmelidir. İktidara gelmeyi, kalmayı ve iktidardan gitmeyi düzenleyen yasalar acilen çıkarılmalıdır.
Bununla birlikte değişim hızlı değil tedricen, tepkisel değil tutarlı, pervasızca değil ihtiyatla olmalıdır. Partizan değil, ulusal programlar benimsenmelidir. Bölgesel hassasiyetler değil, ulusal çıkarlar öne çıkarılmalıdır. Projeler İntikama ve parçalamaya dayalı değil, alternatif oluşturmaya ve kurtarmaya dayalı olmalıdır. Elimizde yıkıcı ve kesici aletler değil, tedavi amaçlı tıbbi neşterler olmalıdır.
Arap bölgesi son derece kötü bir durumdadır, geleceği de karanlıktır. Bu nedenle dirayet sahibi kimseler atılması gereken adımları atmalıdır. Ancak bu şekilde geldiği zaman hepimizi yakacak olan bir felaketten kaçınabilir, tüm ülkeleri bir kan gölüne itecek olan bir beladan kurtulabiliriz.