Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

​İdlib’le ilgili gündelik gerçekler

İdlib ve çevresi, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde Suriye meselesiyle ilgilenen tarafları meşgul ediyor. İdlib ve çevresine yönelik bu ilgi, normal bir durumdur. Zira İdlib’deki gelişmeler, Suriye’deki çözüm sürecinin ana hatlarını belirleyecek. Çünkü hâlihazırda İdlib; Suriye ve çevresinde çatışma noktasını temsil ediyor.
Bugün İdlib ve çevresinde Heyet Tahrir el-Şam’a (HTŞ-eski adı Nusra Cephesi) bağlı büyük bir güç bulunuyor. Aynı zamanda burada HTŞ’den ayrılan Hurras ed-Din Grubu (Dinin Muhafızları) gibi DEAŞ unsurları da yer alıyor. Aralarındaki anlaşmazlığa rağmen DEAŞ, çatışmadan birlikte yaşamak için HTŞ ile anlaşmalar yaptı. El-Kaide’nin yanı sıra burada envai çeşit silahlı örgütlerin uyuyan ve uyumayan hücreleri de mevcut. Bu örgütler ya da bu örgütlerin destekçileri, gelecek süreçteki gelişmelere göre Suriye meselesinde rol oynamak istiyor.
İdlib çevresinde farklı güçler bulunuyor. İdlib’in güneyinde ve doğusunda Esed rejimine bağlı güçler ve İranlı müttefikleri yer alırken, onlara yakın üslerde de Rus müttefikleri konuşlanıyor. Kuzeyde ise Demokratik Birlik Partisi’ne(PYD) bağlı ve ABD’yle ittifak halinde olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bulunuyor. Öte yandan Türk birlikleri, İdlib’in büyük bir bölümünün yanı sıra, şehrin kuzey ve batı bölgesinde konuşlanmış durumda. Türk birlikleri, Astana kararlarına göre kurulan 14 gözlem noktası ile muhalif silahlı oluşumlar tarafından destekleniyor. Muhalif silahlı gruplar Türkiye’nin yanı sıra varlığını ispatladı ayrıca Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarına katıldı.
Bilindiği üzere İdlib çevresinde bulunan güçler, sıfır saatinin başlaması halinde oynayabilecekleri rolleri ve senaryoları hazırlıyor. Rejim ve müttefiklerinin temel kaygısı İdlib’i kontrol etmek iken; Türklerin öncelikli kaygısı ise, Suriye meselesinde kendi güç faktörlerini artıracak payı elde etmektir. Öte yandan SDG, İdlib’te çıkabilecek herhangi bir kargaşanın özellikle de Türk birliklerinin Fırat’ın doğusuna yönelmelerine yol açacak bir taciz ihtimalinin karşısında yer almaya çalışacaktır.
İdlib ve çevresindeki mevcut siyasi sürtüşmelere ve askeri çatışma olasılıklarına paralel olarak şehir, HTŞ ve Kurtuluş Hükümeti’nin kontrolü altında belirsiz ve karışık bir durum yaşıyor. Kurtuluş Hükümeti, HTŞ’nin görünen yüzü olması için 2017’nin sonlarında kuruldu. HTŞ, bölgenin yönetimini kontrol etmesi için Kurtuluş Hükümeti’ne yardım etti. Hatta Kurtuluş Hükümeti’nin nüfuzu, Halep kırsalına kadar genişledi. Kurtuluş Hükümeti, koalisyona bağlı geçici Suriye hükümetinin nüfuzunu azaltarak geçici hükümeti istifa etmeye mecbur etti.
HTŞ, Kurtuluş Hükümeti’ni kendisinin sivil bir yüzü olması için ilan etmedi. Aksine HTŞ, toplumla işbirliğinde kendi politikasını uygulamak ve koalisyona bağlı geçici hükümetten daha iyi bir alternatif olduğunu göstermek için Kurtuluş Hükümeti’ni deklare etti. Fakat son 1,5 yıllık tecrübe, Kurtuluş Hükümeti’nin daha kötü olduğunu gösterdi. Zira Kurtuluş Hükümeti, el-Kaide’nin tecrübesinden ve mirasından destek alacak, terör estirecek ve radikal fikirler taşıyacak şekilde HTŞ’nin çirkin yüzünü temsil ediyor.
Böyle bir ortamda HTŞ ve Kurtuluş Hükümeti’nin İdlib ve çevresini kontrol etmeye ve şehrin dışına yayılmaya çalışması normaldi. Buradan hareketle izlenen politikaları ve uygulamaları anlayabiliriz. Şöyle ki HTŞ, “Ulusal Kurtuluş Cephesi” gibi kendisine rakip gördüğü silahlı oluşumları saf dışı bırakmaya çalışarak neredeyse bölgeye egemen oldu. Geçici hükümetle rekabet edip onu kapatmak için Kurtuluş Hükümeti’ni kurdu ve yerel meclislerin kontrolünü ele geçirdi. Hatta HTŞ, Kurtuluş Hükümeti’ni Esed rejimiyle mücadelelerinde, Suriyelilerin çoğunluğu tarafından kabul edilen devrim bayrağı yerine yeni bir sancağı benimsemeye teşvik etti.
HTŞ ve Kurtuluş Hükümeti, askeri ve siyasi rakipleriyle çatışmalarının yanı sıra kargaşa ortamında toplumu, siyasi ve sivil faaliyetlerini kontrol etmeye çalıştı. Bu durum, HTŞ ve Kurtuluş Hükümeti tarafından radikalizm ve terörizmin yayılmasını pekiştirdi. Dolayısıyla kaçırma, suikast, tutuklama ve işkence olaylarında artış meydana geldi. Öyle ki İdlib ve çevresindeki onlarca hapishanede ölüme yol açacak seviyede işkenceler yapıldı.
Bu hapishaneler, şeklen Adalet Bakanlığı’na bağlı olmasına rağmen fiili olarak HTŞ unsurları tarafından kontrol edilmektedir. İdlib ve çevresindeki toplum, muhafazakâr bir toplum olmasına rağmen burada DEAŞ’ın uygulamalarına benzer bir şekilde giysi ve kadınların meşru dış görünüşü konusunda sıkı bir denetim bulunmaktadır. Kurtuluş Hükümeti’nin Mart ayında yayınladığı bir broşürde “giysi ve meşru dış görünüş” uygulamasının, üniversite ve enstitülerde eğitim gören kız öğrenciler için zorunlu olduğu vurgulandı. Aksi takdirde anne-babalarını tutuklamak da dâhil olmak üzere kız öğrencilere yaptırım uygulanacağı belirtildi.
Aynı şekilde HTŞ ve Kurtuluş Hükümeti, aktivistleri ve gazetecileri de hedef alıyor. Bu konuda Kefrenbilli aktivistler örnek gösterilebilir. Zira Kefrenbilli aktivistlerin faaliyetini durdurmak için son aylarda bu aktivistler tutuklandı ya da suikast sonucu öldürüldü.
Yukarıdaki politikaların yanı sıra HTŞ ve Kurtuluş Hükümeti, bölgenin kaynaklarını kontrol ediyor ve maddi imkânlarını bitirmek için bölge halkına baskı uyguluyor. Hükümet, rejimin kontrolündeki bölgelerle ya da sınır kapısından Türkiye’yle yapılan ticaretten vergi topluyor. HTŞ’ye bağlı Watad Petrol Şirketi’nin Türkiye’den rejimin kontrol ettiği bölgelere kaçak yakıt ithal ettiğiyle ilgili raporlar mevcut. Kurtuluş Hükümeti,  önceki gelir kaynaklarının yanı sıra dükkânlara, küçük imalathanelere ve fırınlara vergi uyguluyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi hatipler ve cami imamları, sığınak ve barikat yapmak için halkı bağış yapmaya çağırıyor.
Kısacası rejim ve müttefiklerinin bölgeye yönelik saldırılarının yanı sıra, HTŞ ve Kurtuluş Hükümeti, Suriye meselesi çerçevesinde İdlib halkına ve bölgenin geleceğine önem atfetmiyor. Tam tersine HTŞ ve hükümet, bölge üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmeye odaklanıyor ve kaynakları ele geçirmeye çaba gösteriyor. Öte yandan HTŞ ve hükümet, Suriyelilerin yaşam seviyesini iyileştirecek kalkınma hizmetleriyle ilgilenmiyor.  Ayrıca rejim ve müttefiklerinin İdlib’i yeniden kontrol etmeye yönelik saldırı ihtimallerine karşı Suriyelileri güçlendirmiyor.