Geç de olsa hedefe ulaşmak hiç ulaşmamaktan daha iyidir. Neden düştüğünü anlamak ve kalkmaya çalışmak güzeldir. Belki böylece, geçmişte ne kadar çok şey kaybetmiş olsan da geçmişin acılarını tedavi etme şansını elde edebilirsin.
Uzun yıllar boyunca genel olarak Avrupa ülkeleri ve özelde Fransa, Siyasal İslam gruplarına geniş alanlar sağladılar. Bu gruplar ilk olarak; özgürlük ve insan hakları sloganları altında bu ülkelerin içine sızdılar, ardından da sivil çalışmaların sağladığı fırsatlardan yararlanarak yardım ve sosyal amaçlı olduğunu iddia eden kurumlar kurdular. Asıl amaçları ise; Müslüman Kardeşler ve onun safında yer alanlar tarafından uzun zaman önce çizilen büyük köktenci projeyi gerçekleştirmek için resmi makamları aldatmaktan başka bir şey değildi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geçen Perşembe yaptığı konuşmada, ülkesindeki Siyasal İslam’ı, devletin resmi eğilimi, yani 1905 yılından itibaren cumhuriyetin yürüdüğü yol olan din ile devleti ayıran laikliği tehdit eden bir tehlike olarak niteledi. Fransa laikliği kabul etmesi ile genel olarak bütün dinlere savaş ilan etmemiştir. Bilakis bu şekilde;Tanrı ile imparaorun yetkileri, söz sahibi olduğu alanlar ve yönler belirlenmiş, Orta Çağ’da Avrupa’nın yaşadığı acıların nedeni olan o karışımın geri dönüşü önlenmek istenmiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı bu konuşması ile belki de ilk kez bu kadar açık ve net konuşmuş, ülkesinin zayıf noktalarını güçlü bir şekilde belirleyip adlandırmıştır. Fransa başkentinin banliyölerinde bulunan belirli mahalleler, daha sonra özel yasa, meşruiyet ve medeni kanunlar gibi taleplerde bulunacak demografik oluşumlar, yani ana devlet içerisinde kurulu küçük devletlerin habercisi olan coğrafi izolasyon ile başlayacak ve gizlendiği yerden Fransız toplumunu bölmek için fırsat kollayan grupçuluk ve mezhepçiliğe ilk kez işaret etmiştir.
Macron’un nitelediği gibi bugün Fransa’da yaşananlar; aslında siyasi bir proje olan, din adı altında yürütülen ve toplumdan ayrılmayı teşvik eden bir mezhepçiliktir. Bu nedenle Fransızların, hiçbir şekilde bu proje ile işbirliği yapmamaları gerekir.
Fransa’nın ne İslam ne de müslümanlarla bir sorunu yoktur. Topraklarında yaşayan 67 milyon vatandaşının 5 milyonu müslümandır. Dolayısıyla Macron’un dediği gibi devletin, İslam’ın topraklarındaki son durumunu ve örgütlenmesini araştırmasının nedeni de budur. Belki de bu nedenle yönetim; ibadet yerlerinin finansmanında şeffaflığı arttırmayı, yasalara ve düzene saygılı olmayı sağlamayı amaçlayan 1905 sayılı yasayı yeniden düzenleme çalışmalarını sonuçlandırmak için 2018 yılının kasım ayından bu yana din temsilcileri ile görüşmeler yapmaktadır.
Macron’un konuşması gizli bir yönü ile; ülkede güvenlikten sorumlu yetkililerden ve istihbarat örgütünden gerçek amaç ve hedeflerini gizlemese de, yardım ve hayır kurumları adı altında çalışan Siyasal İslam kurumlarını finanse etmek için sel gibi akan fonlar aracılığıyla Fransa’yı tehdit eden bir felakete ve soruna dikkat çekmektedir. Dışarıdan yardım ve iyiliksever görünen ama özünde kötülük dolu bu kurumların arkasında kimlerin yer aldığının açıklanması ve ortaya çıkarılmasını talep eden sesler son zamanlarda ülke içerisinde oldukça yükselmiştir.
Macron konuşmasında; Fransa topraklarında uygulanan ve giyim ile ilgili ya da bazı okul programlarının sorgulanması vb. durumlar başta olmak üzere, kota ve negatif ayrımcılık benzeri ciddi girişimlerin bulunduğuna işaret etti.
Fransızlar; cumhuriyet yasalarına saygı duymayan, Fransız vatandaşı olan çocuklara 300 yıldan bugüne var olan özgürlük, kardeşlik ve eşitlik gibi Fransız aydınlanmasının ilkelerine aykırı ilkeleri öğreten okullardan kaynaklanan derin bir tehikenin varlığının ayrımına daha yeni yeni varıyorlar. Bu okulların; çok geçmeden aşırılık yanlısı ve radikal kimselere dönüşen, ardından terör ve teröristlerin safına katılan ve Fransızı toplumunun sosyal güvenliğini tehdit eden bir unsura dönüşen dışlayıcı kişilerin çoğalmasını sağlayan, hazır bir kuluçka makinesine dönüştüğünü şimdi anladılar.
Macron konuşmasında; Fransa’daki siyasal İslam üyeleri ve kurumlarının büyük bir bölümünün hatta belki de tamamının finansamanın arkasında durduğuna dair belirli bir ülkenin adını zikretmemiş olabilir. Ama gün geçtikçe ortaya çıkan yeni gerçekler ve Fransız hükümetinin kitap ve yayınları referans alarak hazırladığı raporlar; şüpheye yer vermeyecek şekilde Katar’ın bu çerçevede ana suçlu ve aktör olduğunu vurgulamaktadır.
Birkaç hafta önce Fransız İmamlar Birliği Başkanı Hasan Şalgumi (Hassen Chalghoumi), Katar’dan akan fonlara karşı uyarıda bulunarak Doha’nın, Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Fransa’daki camilerini finanse ettiğini ve bunun Fransa Cumhuriyeti için gerçek bir tehlike oluşturduğunu vurguladı.
Şeyh Şalgumi’nin bu sözlerini, Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’na bağlı mali dolandırıcılık, kara para aklama ve terör finansmanı ile mücadelede uzman olan Devlet Denetleme Kurumu’nun raporları da resmi olarak belgelemiştir. Bu raporlarda; Katar’ın Fransa’daki geniş müslüman azınlık arasındaki nüfuzu, küçük camilerden başlayıp genişleyerek bugün büyük camilere kadar ulaşmıştır. Örneğin Katar; Fransa’nın Le Bourget şehrinde düzenlenen fuar sırasında Avrupa’daki yıllık en büyük buluşmasını düzenlemesi için Müslüman Kardeşlere 10 milyon avro vermiştir.
Katar’ın verdiği destek dernek ve kurumlar ile sınırlı kalmayıp bu akımın fikir önderlerini de kapsamaktadır. Bunların arasında Hasan El-Benna’nın torunu olan Faruk El-Benna da vardır. Fransız Mali Denetleme Kurumları raporlarına göre, örgüt lehine fikri seminerler düzenlemesi karşılığında bir dönem El-Benna’ya düzenli olarak aylık 35 bin avro ödeme yapılmıştır.
Macron Fransa’sının son günlerde keşfettikleri; Arap dünyasındaki hükümetlerin ve resmi kurumların, medya ve insan hakları derneklerinin, uyarmaktan ve tehlikelerine dikkat çekmekten seslerinin kısıldığı gerçeklerdir. Ama Fransa, onu uyaran bu sese kulak asmayıp bunları insan hakları ve ifade özgürlüğünün ihlali olarak gördü. Ne zaman ki tehlike topraklarının içine kadar uzandı, işte o zaman uyandı ve bir zamanlar kendisini “cihatçı şebekelerin” ülkesinin özelliklerini şekil ve biçimsel olarak değiştireceği konusunda uyaranların sözlerinin nesnel ve güvenilir olduğunu anladı.
Acaba uyanmakta geç mi kaldı?
TT
Fransa uyanmakta geç mi kaldı?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة