Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Zarif, konuşmasında asıl meseleyi göz ardı etti

İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif, vizesini ve varlığını kullanmak, ABD medya organlarında, fikir ve araştırma kurumlarında dolaşmak ve ABD’deki seçkinleri ikna etmek için Birleşmiş Milletlerin(BM) toplantılarına katılma gerekçesiyle New York’taydı.
Zarif’in, aslında İran içerisinde zedelenen imajını düzeltmek için bu ziyarete ihtiyacı vardı. Zira o, zamanında Avrupa Birliği’ne (AB) ve Barack Obama yönetimine yaptığı gibi Batılılara herhangi bir şeyi satabilecek uyanık bir tüccardır. Fakat bu defa güçlü cumhuriyetçi şahsiyetlerin varlığından dolayı Zarif, gerçek anlamda taviz vermeden başarılı olamayacaktır.
Farklı yerlerde yaptığı konuşmalarının arasından New York’taki “Asia Society” Derneği’nde yaptığı konuşmayı incelemeyi tercih ettim. Konuşma, Youtube’da da mevcut. Bu konuşmada Zarif’in ABD’deki propaganda kampanyasının donelerini kolay bir şekilde keşfedebiliriz. Bunun için radikal İslam Cumhuriyeti, savaşlara ve yoksulluğa karşı içeride devam eden protestolarla birlikte ABD’nin sert ekonomik yaptırımları nedeniyle tehlikeli bir süreçten geçiyor.
Zarif’in konuşması uzun. Konuşmasını bölümlere göre ele alacağım. Çünkü bu konuşma, Tahran’ın bölgemizde ve Batı’da yaydığı propagandanın bir parçasıdır.
İran Dışişleri Bakanı Zarif, katılımcıların önünde “B” grubu(Muhammed bin Selman, Muhammed bin Zayid, Binyamin Netanyahu ve Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton) olarak isimlendirdiği liderlerin Tahran’a komplo kurduğunu iddia etti. Zarif, ABD başkanlık seçimleri öncesinde -belki de Trump’ın kazanması için- “B” grubunun İran’a karşı tuzak kurduğunu düşünüyor.
Zarif, şüphe yayarak Trump’ın politikasını destekleyen bloğu parçalayıp Trump’a karşı kışkırtabileceğini zannediyor. Hiç şüphesiz Trump’ın politikası, hem 3 ülkenin hem de ABD’nin ve bölge ülkelerinin yararınadır. Çünkü Washington’un net politikası, herkes için uygundur. Zira bu politika, İran’ı savaştan ve terörden vazgeçirip barışçıl bir devlete dönüştürmeyi amaçlamaktadır.
Zarif, ana meseleden dikkatleri uzaklaştırmak istiyor. Bunun için o, Trump yönetiminin Tahran’dan istediği şeylerden bahsetmiyor. Trump yönetimi, İran’ın askeri amaçlar için uranyum zenginleştirmesini Obama’nın yaptığı gibi geçici olarak değil, daimi olarak sonlandırmasını istiyor. Yine Trump yönetimi, İran’ın bölgedeki saldırgan ve militan faaliyetlerini durdurmasını talep ediyor. Zarif de sirk cambazı gibi insanların dikkatini başka konulara çekmek istiyor. Oysaki asıl mesele, İran’ın Lübnan, Suriye, Irak, Körfez ve Yemen gibi ülkeleri kontrol altına alma planıdır.
Kudüs Gücü Komutanı, Şam ve Beyrut’ta savaşları ve İran’ın buralara getirdiği on binlerce savaşçıyı yönetiyor. Bölge ülkeleri ve uluslararası toplum, bu korkunç işgal karşısında endişeli. İşin çelişkili yönü şu ki; nükleer anlaşma ticari ambargoyu kaldırarak, bölgede askeri genişlemeye sessiz kalarak ve İran rejimine yüz milyar dolardan fazla yardım yaparak sorunda dolaylı bir rol oynadı.
Zarif, komplonun varlığından söz ederek serzenişte bulundu ve buna ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun yanıtını kanıt gösterdi. İran’a yönelik bir komplo olup olmadığıyla ilgili kendisine sorulan bir soruya Pompeo, “Bir darbe komplosu planlasam bile bunu sana asla haber vermem” şeklinde yanıt vermişti. Zarif, ortada bir komplo olduğu konusunda bu ifadeye sıkı sıkıya bağlı kaldı ve daha önce de “B” grubunun kumpas kurduğunu dile getirdi.
Zarif; ister komplo, ister tuzak, isterse ambargo olsun durumları bu tehlikeli aşamaya getiren sebeplerden bahsetmedi. İran rejimi sadece iki şartı (askeri amaçlı uranyum zenginleştirme projesini iptal etmek ve saldırgan politikasına son vermek) kabul etse, kriz bitecek.
Dışişleri Bakanı Zarif, Tahran’daki etkisini biliyor. Zarif, Tahran rejimi içerisinde stratejik kararlar üzerinde etkili değil. Zarif, bir personel olup çoğu kez kenara itildi. O derece ki, Suriye Devlet Başkanı’nı ziyareti gibi üst düzey yönetim toplantılarına katılmadı. Bundan dolayı Zarif, istifasını, uluslararası bir boyut kazanması için Twitter hesabı üzerinden istifasını sundu. Bilindiği üzere İran’da Twitter, sadece rejim liderlerine yasak değil. Ardından İran rejimi, geri adım atmak zorunda kaldı.
Devam edecek…