İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif New York’taydı. Medya üzerinden saldırılarına devam etti. New York’taki “Asia Society” Derneği’nde yaptığı konuşmada analiz edilmesi gereken birçok husus buldum, analizlerime dün başlamıştım. Konuşmasının başlığını ‘İran’la savaş başlatmak için Suudi-Emirlik-İsrail komplosu!’ şeklinde koymuş.
Zarif yaptığı konuşmada, “Hizmet ettiğim 40 yıl boyunca ilk defa Güvenlik Konseyi üyesi bir devletin (ABD) diğer üye devletleri JCPOA anlaşmasında alınan kararları ihlal etmeye teşvik ettiğini ve buna uyulmaması halinde cezalandırmakla tehdit ettiğini görüyorum” dedi.
ABD’nin İran'la ticari ilişkiler kuran devletleri cezalandırdığı doğrudur, ancak Suriye'de, Lübnan'da ve Yemen'de gördüğümüz gibi düşmanlarını suikast ve yıkımla cezalandıran İran gibi davranmadı.
Zarif tarihsel vurgu yapmayı da ihmal etmedi. Konuşmasında, “Sizleri tarihe geri götürmek istemiyorum, ancak dünyayı ABD’nin ömründen daha uzun bir süre yöneten ve sonrasında yıkılan bir imparatorluğumuz vardı ve bu imparatorluğumuzdan daha uzun yaşayacak bir eylem planı ortaya koymalıyız” dedi.
Zarif ve İranlı yetkililer genellikle Pers tarihi ve kadim imparatorlukları ile övünürler. Mevcut rejimin bu kadim imparatorluk ile bağının kopmadığı, medeniyet ve kültürel olarak devam ettiği gibi gülünç bir iddiayı dillendirip dururlar. Kadim uygarlıklara ek olarak, Arap, İslam, Firavun, Yunan, Roma, Babil, Çin, Maya ve pek tabii ki Farisi uygarlıkları ile de bağlarının olduğunu iddia ediyorlar. Tüm bu argümanlar, Tahran'daki Ayetullah’ın isteği doğrultusunda devletlerin sınırlarına ve egemenliğine saldırmanın gerekçesi olamaz. ABD’ye onlar gibi büyük bir medeniyet olduğunu hatırlatıyor, ancak İran bugün dünyanın en fakir ülkelerinden biridir, rejimi de yoksulluk ve yıkımdan başka bir şey getirmemiştir.
Zarif konuşmasında şunu söylüyor, “Nükleer anlaşma konusunu kendileri ile çok tartıştım, ABD veya İran'ın daha iyi bir anlaşma sağlayacağını sanmıyorum. Bu anlaşmanın bazı yönleri ne benim ne de Bakan Kerry’nin hoşuna gitmemişti, ancak o odada bulunan beş kişinin ulaşabileceği en iyi anlaşmaydı. Anlaşma yalnızca ABD ile İran arasında değil, Washington ile Avrupalı müttefikleri, Rusya ve Çin arasında rekabetçi yararlar içeriyordu.”
Rejimin para ve hediyeler aldığı ve hatta bu ulusun bazı şanslı evlatlarının ABD’de oturma vizesi edindiği de doğrudur. Buna karşılık, rejimin dünyaya hediyesi; Hizbullah, Asaib Ehli’l Hak, Husiler ve Fatımi Ordusu oldu.
Bunların tamamı ölüm ve imha ekipleridir, bölgeyi mahvettiler ve daha önce hiç olmadığı kadar barışı tehdit ettiler.
Zarif sözü yaptırımlara getirerek “yaptırımlar ekonomimizi çok etkiledi ve bu yaptırımlar ABD yönetimi ile JCPOA anlaşmasını imzaladığımızda bizi desteklemek için sokağa çıkan İranlıları hedef alıyor” dedi.
İran halkının nükleer anlaşmadan dolayı sevindiği ve sokaklara çıktığı doğrudur, ancak rejimin bundan elde edilen avantajları daha fazla silahlanmaya, savaşmaya, ülkenin evlatlarını silâhaltına almaya, öldürmeye, ülke dışındaki silahlı örgütleri desteklemeye harcığını öğrenir öğrenmez öfkelendi ve bu defa sokaklara rejimi protesto etmek için geri döndü.
Zarif konuşmasında, “Bu yaptırımlar bize zarar verecek, ancak politikamızı değiştirmeyecek” dedi.
Yaptırımlar bugün henüz başlangıç aşamasında olmasına rağmen, İran’ın Suriye’deki, Irak’taki ve Lübnan’daki faaliyetlerini etkilediğini biliyoruz. Nasrallah yaptığı bir televizyon konuşmasında taraftarlarına seslenerek bazı hizmetlerden vazgeçilmesini, harcamaların kısılmasını ve partiye yapılan mali ödemelerin artırılmasını istediğini de biliyoruz. Bundan bir buçuk yıl sonra daha fazla etkilenmesini bekliyoruz.
Amaç, İran’ın bölgede ve dünyada 40 yıldır yarattığı dini fanatizmi, savaşları ve kaosu sonlandırarak rejimi müzakere ve uzlaşmaya zorlamaktır.
Konuya devam edeceğim.
Zarif, konuşmasında asıl meseleyi göz ardı etti
TT
Cevad Zarif’in diyaloğu: Medeniyet ve anlaşma
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة