Bu yazı, İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’in New York’ta Asia Society’de yaptığı ve incelenmesini gerekli gördüğüm konulardan bahsettiği konuşmasının üçüncü bölümüdür.
Zarif, konuşmasında “Biz, terörle mücadele edenlerin başında geliyoruz. Dün Irak, DEAŞ’a karşı savaşta evlatlarını kaybeden 300 İranlı aileyi ağırladı. ABD ya da İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi müttefikleri davet edildi mi?” ifadelerini kullandı.
DEAŞ ve el-Kaide’den en az zarar gören devlet, İran’dır. İran, sınırları içerisinde DEAŞ ve el-Kaide’yle mücadele etmedi. Zarif, DEAŞ’tan zarar gören 300 İranlıdan bahsediyor. Fakat Zarif’e ölüm tümeni Kudüs Gücü’nün ve militanların Suriye’de yarım milyon insanın ölümüne yol açtığını ve 12 milyon Suriyeliyi de yerinden yurdundan ettiğini hatırlatıyoruz. Bölge, birçok savaşa rağmen Zarif ve İran rejiminin yol açtığı trajediler ve saldırılar kadar büyük trajedilere ve saldırılara şahit olmadı.
Zarif, konuşmasında “B grubu (Binyamin Netanyahu, Bolton, Bin Zayid ve Bin Selman) olarak adlandırdığım bir ekip var. Anlaşmamız baştan beri onların hoşuna gitmedi. Fakat bu anlaşma, potansiyel en iyi anlaşma olarak kalmaya devam edecek. Trump, onurumuzu satmak için yeni bir anlaşmayı kabul etmemiz amacıyla bize baskı yapmak istiyorsa bunu asla kabul etmeyeceğiz. Daha sonra B grubunun B planı devreye girecek. Bu planın Trump’ın planıyla uyuşmadığını düşünüyorum” dedi.
Spiker, Zarif’e, “B grubunun kurduğu kumpas nedir?” diye bir soru yöneltti.
Zarif, bu soruya “Kumpas, İran’ı saldırmaya teşvik etmek ve ardından da bu saldırıyı İran’a karşı kullanmaktır” şeklinde yanıt verdi.
Zarif, burada Amerikalıların içine şüphe ve korku düşürerek, ekonomik yaptırımların arkasında askeri bir proje olduğunu söylüyor. Aslında savaş başlatmak için komplo kuran, B grubu değil, İran’dır. B grubu, İran’ı ekonomik bakımdan çembere alarak, tehlikeli ve maliyetli bir savaşa girmeden amaçlarını gerçekleştirmek istiyor. Kumpas varsa bile gelecek aylarda savaş başlatarak, kendi şartlarına göre Washington’u müzakere yapmaya zorlamak ve savaştan nefret eden ABD kamuoyunu endişelendirmek için muhtemelen İran kumpas kuruyordur.
Zarif, konuşmasında “İnsanlar(Araplar), İran Körfezi’ni ‘Körfez’ şeklinde isimlendiriyor. Körfez’i ‘Arap Körfezi’ şeklinde isimlendirenler de var. Onlar, tarih hırsızlığı yapmak istiyor. Elimde kral olmadan ve Suud devleti kurulmadan önce bir Suud kralına ait hatıra notları mevcut. Bu hatıralarda şu ifadeler yer alıyor: Riyad=İran Körfezi, Kuveyt=İran Körfezi. İsimler bu şekilde. Bu konuda onlar, neden çocuk gibi davranıyorlar?” dedi.
Tehlikeli çekişmelerin olduğu bir zamanda Zarif’in çocuksu anlaşmazlıklar çıkardığını görüyoruz. Bölgede yıllardır hiç kimse, isim çekişmesinden bahsetmedi. Hem İran hem de Arap tarafı, Körfez’i tarihi bakımdan doğru olduğuna inandığı isimle isimlendiriyor. Bugün isim meselesinin İran’la olan anlaşmazlıklarla bir ilgisi yok.
Militanları ve silahı kullanarak toprağı, suyu ve insanları çalan, Tahran rejimidir. Mesele, sadece harita üzerinde isim hırsızlığı, söylem ya da tarihi bir tartışma değildir. İster İran Körfezi isterse Arap Körfezi olarak isimlendirelim, Körfez’i isteyen istediği gibi isimlendirebilir. Araplar, kendileri dışında hiç kimseye isim dayatması yapmıyor.
Zarif, konuşmasında; “İran, petrolünü satmaya ve müşteri bulmaya devam edecek. Hürmüz Boğazı’nı kullanmayı sürdüreceğiz. ABD, bizi engellemeye çalışırsa, bunun sonuçlarına hazır olmalı” ifadelerini kullandı.
Zamanla İran rejiminin sadece kendisinden daha zayıf ülkelere, çevresindeki barış yanlısı devletlere zorbalık yaptığını ve güçlü ülkelere saygı gösterdiğini göreceğiz.
Zarif, konuşmasında, “Suudi Arabistan ve BAE dâhil olmak üzere komşularımız, şiddeti durdurmaya hazırsa biz de şiddeti durdurmaya hazırız. Biz, sınırlarımıza ve doğal kaynaklarımıza razıyız” dedi.
İran rejiminin sahadaki faaliyetleri ile Dışişleri Bakanı Zarif’in uluslararası platformlardaki konuşmaları birbiriyle çelişmektedir. Herkes, İran’ın yıllardır koas çıkartmaya ve genişlemeye çalıştığını biliyor ve görüyor. Gelirlerinin çoğunu kalkınmaya ve ülke içerisine harcayan Suudi Arabistan ve BAE’nin aksine İran’ın faaliyetlerinin çoğu, askeri amaçlıdır.
Zarif, konuşmasında “Türkiye ve Pakistan’la son 40 yılda olmadığı kadar iyi ilişkilere sahibiz” dedi.
İki ülkeyle iyi ilişkiye sahip olmak, İran’ın bölgede Azerbaycan, Afganistan, Körfez ülkeleri, Ürdün, Sudan ve Cezayir gibi yaklaşık 20 ülkeyle ilişkisinin kötü olduğu gerçeğini değiştirmez.
TT
Zarif’in diyalogu: Kim başkasına komplo kuruyor?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة