Şu an ABD ve İran rejimi arasındaki uzun çatışmanın yeni bir bölümüne şahit oluyoruz. Bu, 1979 devrimi sonrasında söz konusu rejimin kuruluşuna kadar giden bir çatışmadır. ABD başkanları ile İranlı rehberler ve liderler değişmesine rağmen bu çatışma dinmedi. Hatta Barack Obama’nın Beyaz Saray’da bulunduğu iki dönemde bile bu çatışma, iki ülke ilişkilerine baskın geldi.
Obama, bu çatışmayı uzlaşarak çözmeyi tercih etmesine ve İran rejimini kabul etmek, Washington’un İran rejimini devirmeye çalışmayacağını teyit etmek, yaptırımları kaldırmak ve İran’ın petrol ticaretini dünyaya açmak gibi çözüme ilişkin teşvikler sunmasına rağmen İran, imtiyazlardan yararlanmayı ve aynı zamanda da komşu ülkelerin egemenliğini ve istikrarını küçümseyerek ve ABD’nin bölgesel çıkarlarını göz ardı ederek, bölge ülkelerinin içişlerine karışma politikasını sürdürmeyi seçti.
İran, izlemeyi bildiği tek yöntem bu olduğu için müdahale ve imtiyazlardan yararlanma politikasını seçti. İhraç etmek için hazırlanan devrim politikası, halkın çıkarlarını ve komşularıyla ilişki nezaketini gözeten devlet politikası değildir. Son 40 yılda İran yönetimine çok sayıda lider –ki zihinlerinde devlet projesi seçeneğine sahipHaşimi Rafsancani ve Muhammed Hatemi, dış müdahalelerden uzak durmaya çalıştı- geçmesine rağmen içeride radikal İran güçleri ve Devrim Muhafızlarıyla çatışma devam etti. Durumlar ise daima radikal güçlerin üstünlüğü ve ılımlı güçlerin nüfuz sahnesinden uzaklaştırılmasıyla sonuçlandı.
Şu an Beyaz Saray’da Başkan Donald Trump ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi radikal bir güç bulunuyor. İran rejimiyle çatışmayı tercih etmeyen Dışişleri Bakanlığı diplomatları ile Pentagon’daki bazı liderler arasında yer alan ılımlı harekete karşıbu güç, “ABD Devrim Muhafızları” olarak tanımlanabilir. Fakat en nihayetinde Trump’ın kararı, geçerli karardır. Nitekim nükleer anlaşmadan çekilmek(Trump, başkan olmadan önce bile nükleer anlaşmaya sert bir şekilde karşı çıkanlardan birisiydi), Abraham Lincoln uçak gemisini Körfez sularına göndermek ve ABD hava gücünü B-52 bombardıman uçaklarıyla güçlendirmek gibi İran’a yönelik son kararları Trump aldı.Washington, bu önlemleri John Bolton’un, İran’ın bölgedeki ABD müttefiklerine yönelik düşmanca davranışları konusunda uyarıcı istihbarat bilgileri vermesinin ardından aldı.
Bu askeri kararlara paralel olarak İran ekonomisine yönelik acı kararlar alındı. Bu kararlar, İran’da enflasyon oranının yüzde 40’a yükselmesine, İran petrol satışlarının düşmesinin ve ABD’nin petrol ithal eden ülkelerden(Japonya, Güney Kore, Türkiye, Hindistan ve Çin) muafiyeti kaldırmasının ardından ekonomik durgunluğa yol açtı. İran’la işbirliği yapmaya hazır Batılı şirketler bile zorlu bir ikilemle karşı karşıya kaldı. Şöyle ki Batılı şirketler, İran’la işbirliği ile kendi çıkarlarına daha çok zarar veren ABD yaptırımları arasında bir seçim yapmaları gerekiyordu.
Başkan Trump, Dışişleri Bakanı Pompeo ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton gibi ABD yönetim kurmayları,İran rejimini değiştirmeyi değil, İran’ın politikalarını değiştirmeyi hedeflemektedir. Körfez’le ilgili askeri kararların ardından Bolton, Washington’un Tahran rejimiyle savaş yapmaya çalışmadığını, aksine İran’ın endişe verici saldırgan politikasına karşı koymaya yönelik kararlar aldığını dile getirdi.
İran’ı normal bir devlet gibi hareket etmeye çağıran Pompeo, nükleer dosya ve Washington tarafından terör listesine alınan Devrim Muhafızları ileKudüs Gücü’nün faaliyetlerinin sınırlandırılması, İran güçlerinin Suriye’den çekilmesi, Hizbullah, Husive Taliban örgütlerinindesteklenmemesi ve el-Kaide unsurlarına kucak açılmaması gibi 12 şartı hatırlattı.
Trump ise, İran liderleriyle oturup müzakere yapacağı günü beklediğini belirtti. Trump gibi bir liderin dilinden bu tarz bir ifadenin çıkması, rejimi devirme ya da rejime savaş açma düşüncesinin gündemde olmadığını göstermektedir. Trump, şartlarını dayatan, istediği tavizleri elde eden, karşı taraftan bu şartlara uymayı ve müzakereyi kabul etmeyi bekleyen birlider mantığıyla hareket ediyor.
ABD’nin sert tutumu karşısında İran, başarılı bir çatışma için çok fazla yönteme sahip değil. Radikal liderlerin tehdit olarak sürekli gündeme getirdiği Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararı, gerçek bir seçenek değildir. Çünkü bu karar, İran’ın sonuçlarına katlanamayacağı bir savaş seçeneğidir.
Aynı zamanda bu karar, petrolünü ihraç etmek için daha iyi ve daha güvenilir alternatifler bulan Körfez’deki Arap ülkelerine ekonomik bakımdan zarar verecek bir seçenek de değildir. Washington’un aksine Avrupa ülkelerinin nükleer anlaşmaya bağlı kalmalarına güvenmek, İran’ın büyük ölçüde anlaşmanın maddelerini ihlal etmemesine dayanmaktadır.
İran’ın izleyeceği en gerçekçi seçenek, ABD Başkanı Trump tarafından ağır eleştirilere ve saldırılara maruz kalan Kuzey Kore ve lideri Kim Jong-Un’u takip etmektir. Öyle ki ABD Başkanı, Kim Jong-Un’u roket adam, aptal ve akıl hastası olarak nitelendiriyordu. Bir defasında Trump, Oval Ofisi’ndeki nükleer düğmenin Kim’in nükleer düğmesinden daha büyük olduğunu söyledi. Daha sonra bu durum, iki lider arasında uzlaşma ve görüşmeyle ve aynı zamanda füze denemelerini durdurması ve nükleer programdan vazgeçmesi karşılığında da Pyongyang’dan yaptırımları kaldırmaya yönelik kararlarla sonuçlandı.
Nükleer tutkusuna ve katı ideolojisine rağmen Kuzey Kore yönetimi, politik ve ekonomik ambargodan kurtulmanın tek yolunun Washington ve Pyongyang yönetimi arasında bölgesel arabuluculukları, özellikle de Çin ve Güney Kore’nin arabuluculuğunu kolaylaştırmak olduğu kanaatine vardı. Bu da söz konusu olumlu kararların alınmasına yardım etti. Şimdilik Pyongyang’ın ABD Başkanı’yla işbirliği yapmak için en sağlıklı yolu tercih ettiği görülüyor. Trump’ın Kim Jong-Un’a karşı olumsuz açıklamaları da pozitif açıklamalara dönüştü. Öyle ki Trump, Kuzey Kore liderinin sözünde durduğunu ve kendisiyle işbirliği yapılabileceğini dile getirdi.
Trump yönetimiyle çatışmayı kazanamayacağını anladığı zaman İran da böyle bir yöntem izleyebilir. Ne Avrupalılar Beyaz Saray’a karşı Tahran’ı desteklemeye ne de Çin ve Moskova –ABD ile çıkarlarına bakıldığında- böyle bir maceraya girmeye hazır. İranlı liderler, masaya oturmaya hazır olan Trump’ın tutumundan yararlanıp, Tahran’ın çıkarlarını garantileyecek ve aynı zamanda da komşularının çıkarlarına zarar vermeyecek şekilde nükleer anlaşmayı yeniden gözden geçirebilir.
TT
İran, Kuzey Kore dersinden yararlanabilir mi?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة