ABD ve İran arasında artan bütün bu gerilim yine de dünyanın petrol denizi üzerinde yüzen bölgemizde bir savaş başlatmayacaktır. İran rejimi bu kez kiminle karşı karşıya olduğunu çok iyi biliyor. Çünkü bölgeye uçak gemilerini ve nükleer kapasiteli bombardıman uçaklarını gönderen, sadece İran petrolünü satın almayı sürdüreceğini ima ettiği için Çin’e ek ve sert yaptırımlar uygulamak için hemen harekete geçen Başkan Donald Trump kendinden önce başkan olan Barack Obama’dan farklı. Obama; İran lobisinin baskılarına rağmen yaptırımlar aracılığıyla, Donald Trump’ın yönetime geldiğinde en kötü anlaşma şeklinde niteleyerek çekildiği anlaşmayı kabul etmeleri için İranlılara boyun eğdirebilmişti.
İçeride, ekonomik ve sosyal krizlerinin katlanarak artmasına yol açan mevcut koşullar ve onu tamamen boğmaya çalışan yaptırımlar altında ne İran rejiminin kendi evinde yıkıcı bir savaş başlatma gücü var ne de ABD, Trump “Yüzyılın Anlaşması”nı deklare etmeye hazırlanırken zaten yanmakta olan bölgede yeni bir savaşın patlak vermesini istemektedir.
Tahran; kendi adına vekâlet savaşlarını yürüten milis güçler aracılığıyla bile ne savaşı başlatabilir ne de ABD çıkarlarına karşı saldırılar düzenleyebilir. Bu nedenle Hasan Ruhani Çarşamba günü bir yandan nükleer taahütlerini 60 gün içerisinde askıya almakla tehdit ederken, diğer yandan İran’ın müzakerelere açık olduğunu vurgulamaya dikkat etti. Washington da savaş istemiyor. Bu nedenle; İran rejimini değiştirmeyi değil, rejimin bölgenin istikrarını sarsan davranışlarını değiştirmeyi istediğini söylemeyi sürdürüyor. Kısacası ABD’nin tek istediği; İran’ın kendi sınırlarının içerisine ve gereken boyuta geri dönmesini sağlamak.
İran rejiminin içeride ve bölgede yaşadığı artan krizlere karşılık tek yaptığı; bazen bölgedeki ABD hedeflerini vurmakla tehdit edip füzeleriyle gövde gösterisi yaparak, bazen de tekrar uranyum zenginleştirmeye başlayacağını ima ederek tehditlerinin seviyesini yükseltmek. Çünkü İran rejimi; olur da Trump Beyaz Saray’ı terk eder umuduyla 2 yıl daha manevralarını dolaylı olarak sürdürmekten başka çaresi olmadığını iyi biliyor. Ancak burada sorulması gereken soru şu: Petrol ihracatı sıfıra inmeye yaklaşırken neredeyse boğulmak üzere olan rejim 2 yıl daha dayanabilecek mi?
İran’ın bölgedeki ABD hedeflerini vurma planına karşılık USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile bir grup savaş gemisinin İran kıyılarına gönderileceği açıklanır açıklanmaz İran para birimi hızla değer kaybetti ve 1 dolar 145 bin Riyal oldu. Haber ajansları ise İran rejiminin, gıda ürünleri için vatandaşlarına karne dağıtmaya başladığı haberine yer verdiler.
Ancak geçen yıl 4 Kasım’da yürürlüğe giren yaptırımlar ile başlayan denklemin etkileri artmaya devam ediyor. İran’ın sıkıntısı arttıkça Çarşamba günü nükleer anlaşmanın bazı maddelerine artık uymayacağını deklare etmesi gibi tehditlerinin dozu da yükseliyor. Bu açıklamaya karşılık olarak; Avrupa ülkelerinden bu durumda kendilerinin de İran’a karşı yaptırımları tekrar yürürlüğe sokacakları açıklaması geldi. Başkan Trump ise; birkaç saat içerisinde İran’a karşı petrolün yanında demir, alüminyum, çelik ve bakırı da kapsayan yeni yaptırımlar uygulanması için emir verdi ve İran davranışlarını kökten değiştirinceye kadar çok daha sert yaptırımların da yolda olacağını söyledi.
Burada sorulması gereken soru şu; bir zamanlar 4 Arap başkentini kontrol ettiğini iddia edecek kadar istikrarı sarsan bölgesel müdahalelerinde aşırıya kaçan İran rejimi, davranışlarını değiştirebilecek mi?
Gerilim yükselmeye ve boğucu yaptırımlar artmaya devam ederken İran rejimi; Avrupa ülkelerinin onun için hiçbir şey yapamayacaklarını çok iyi biliyor ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de bunu birçok kez dillendirdi. Nitekim Fransa, İngiltere ve Almanya; Ruhani’nin ülkesinin bazı nükleer faaliyetlere geri dönebileceğini açıklamasına karşılık İran’ı yaptırımlara dönmekle tehdit ettiler.
Ruhani, Hamaney ve İranlı liderler; yaptırımları eleştiren Rusya’nın ya da yaptırımları aşmayı deneyen ve Trump’ın kendisine bunu pahalıya ödettiği (200 milyar dolar) Çin’in, onları kurtaracaklarını ummaları için çok iyi niyetli olmaları gerekir. Zira Lazkiye limanı, diğer bölgeler ve Suriye pastasında kendisine rakip olan İran’ı Suriye’den söküp atmaya çalışan birilerinin olduğunu görmek şüphesiz Vladimir Putin’e büyük bir zevk veriyordur. Nitekim son görüşmelerinde Putin, İsrail uçaklarının İran mevzilerini rahat rahat vurmaları için Binyamin Netanyahu’ya daha uzun müddet tanıyarak onlara karşı füze sistemlerini kullanılmayacağı güvencesini vermişti. Burada kötü niyetlilerin soracağı soru ise şu olacaktır: Peki, Beşşar Esed, omzundaki İran yüklerini kaldırmaya çalışan birisinin olmasından gerçekten de rahatsız ya da mutsuz mu?
ABD ve İran arasında bir savaş patlak vermesinden duyulan korku; özellikle Salı günü, ABD'nin Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un, ABD’nin İran’ın herhangi bir saldırısına sert bir karşılık vereceği tehdidinde bulunmasıyla artan gerilimle birlikte yükseldi. Bolton’un bu açıklamaları; New York Times ve Wall Street Journal gazetelerinin, ABD istihbaratının İran’ın Ortadoğu’da konuşlanmış bulunan ABD güçlerine yönelik saldırılar düzenleme hazırlığında olduğuna dair bilgilere ulaştığı ile ilgili haberleriyle neredeyse aynı zamana denk geldi.
Bu bağlamda; Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan; USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile nükleer silah taşıma potansiyeline sahip B-52 bombardıman uçaklarını Ortadoğu’ya göndermeyi: “ Bu kararın; İran’ın ABD hedeflerine yönelik saldırı hazırlıklarını hızlandırdığına dair veriler karşılığında alındığını, İran rejimi ve onun adına savaşan milis güçlerin, Irak ile denizdeki ABD güçlerine yönelik kesin tehdidi” nedeniyle kabul ettiğini ifade etti.
New York Times gazetesi haberinde 3 ABD’li yetkilinin; İran ve kendisine bağlı milis güçlerin, Husiler aracılığıyla Yemen’de Babul Mendep Körfezi’nde, İHA’lar aracılığıyla Körfez’de, Irak’ta ve belki de Suriye’de ABD güçlerine karşı saldırı hazırlığında olduğuna, yine Kuveyt’teki ABD güçlerine karşı hem karadan hem de denizden saldırılar düzenlemeye yönelik planları olduğuna dair istihbarat bilgilerine ulaştıkları belirtildi.
Buna paralel olarak Axios web sitesi; Bolton’un İran’a net ve kesin bir karşılık verileceği tehdidinin, Beyaz Saray'da kendisiyle bir Amerikan delegasyonu arasında İsrail ulusal güvenlik danışmanı Meir Ben Shabat ile bir askeri heyetin eşliğinde yaptığı görüşmelerden hemen sonra geldiğini belirtti.
Bütün bu gerilimi yükselten açıklamalara rağmen uzmanlar Körfez’de bir savaş çıkmasının uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyorlar. Çünkü mevcut koşullar altında bu, bir yandan nükleer anlaşmanın bazı maddelerini askıya almakla tehdit ederken diğer yandan müzakarelere açık olduklarını belirtmeye dikkat ettiği açık bir şekilde görülen İran rejimi için kaybetmeye mahkum olduğu yıkcı bir oyun olabilir. Ancak ABD’nin şartları çok net ve açık. Bunlar 12 maddeden oluşuyor ve aralarında İran’ın bölgedeki müdahalelerini durdurması ve sınırları içerisine dönmesi şartları da bulunuyor. Dolayısıyla gelişmeler İran rejimini birbirinden acı iki seçenek karşısında bırakmaktadır: Ya yıkıcı bir savaş ya da boğulmak ve sınırlarına geri dönmek.
TT
İran; boğulma, yanma ya da müzakare
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة