İyad Ebu Şakra
Siyasi analist, tarih araştırmacısı
TT

ABD'nin İran'a karşı askeri tırmanış çıtası

Körfez'de ABD’nin vurucu bir askeri güç inşa etme girişimi ciddiye alınacak gibi gözüküyor.
Değişkenler hem Ortadoğu'da hem de Washington'un iç ve dış hesaplamalarında oldukça büyük. Amerikan politikalarını gözlemleyenler dış ve iç politikalar arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunun farkındalar.
İsrail ile herhangi bir Amerikan yönetimi arasındaki ilişkileri dış mesele olarak kabul etsek bile –ki olması gereken de budur- çıkarlar ağının dengeleri ve seçimlere dair gerçeklikler, Washington’un herhangi bir İsrail başbakanına desteğini ABD’deki partizan bölünmelerden dahi daha önemli kılmaktadır. Bazı ABD yönetimleri, İsrail politikalarına tamamen adapte olmuş ise, bunun nedeni seçim hesapları ve çıkarlar ağıyla bağlantılıdır. Görüldüğü gibi, dış ve iç politikalar arasındaki fark ortadan kalkmış durumda.
Elbette, bir önceki yönetim az da olsa farklıydı, zira Ortadoğu'daki bölgesel ittifaklarını yeniden şekillendirmek için yalnızca Arap müttefiklerinden değil, aynı zamanda bir dizi stratejik Washington sabitelerinden de vazgeçebilmişti.
Bu bağlamda, Tahran'la yakınlaşma sağlandı, Obama yönetimi tarafından "siyasal İslam" içinde ılımlı bir kanat olarak kabul edilenlerle işbirliğine gidildi.
Washington ile Tel Aviv arasındaki yakın ilişkilerin herhangi bir sarsıntıya maruz kalmaması da dikkat çekicidir. Obama yönetimi müzakerecileri, İranlı mevkidaşlarının önüne "nükleer anlaşma" ile ilgili son dokunuşları koyarken -kasıtlı bir şekilde- sahada olup bitenleri görmezden geliyorlardı.
Elbette bazıları, bu görmezden gelmenin kasıtlı olduğunu söyleyecektir ve belki de Arap dünyasının kalbine bir İran genişlemesi arzu edildi, zira Devrim Muhafızları komutanlarından biri "Tahran, dört Arap başkenti üzerinde kontrol sağladı" demişti. Bu görmezden gelme, Tahran rejimi ile aralarındaki engelleri kaldırma konusundaki hevesini gizlemeyen Obama yönetimi ile sınırlı değildi, bilakis İsrail liderliği de bu politikayı benimsemiş ve Tahran’ın yükselişinden büyük bir fayda görmüştü. İran’ın Arap dünyasında mezhep ve etnik temelli çatışma tohumları aşılaması muhtemelen İsrail’in de hoşuna gitmişti.
Obama yönetiminin politikaları ve “soğuk” yaklaşımları, eski Sovyet dönemi nüfuzuna kavuşmak adına daha fazla özgüven kazanmak için çabalayan Rusya'ya dolaylı teşvik mesajları göndermiş oldu.
Ruslar Libya’da kendilerinin dışlandıklarını düşünmelerine rağmen, eski Sovyet etki alanında (özellikle Kırım ve Ukrayna’da) ve Doğu Arap bölgesinde önemli adımlar attılar. Obama’nın Beşşar Esed’e dair kırmızı çizgileri tamamen düştükten sonra Washington yönetimi Rusya’ya Suriye’de serbest hareket etme imkânı tanıdı.
İran dosyasında bile Moskova, oldukça büyük bir manevra alanına sahip oldu. Suriye'deki halk ayaklanmasını açık bir "savaş" haline getirme konusunda Tahran'la ortak bir başarı elde etti. Washington ile Ortadoğu'daki müzakere ve pazarlık pozisyonunu güçlendirmek için bu açık savaşa "Terörle Mücadele" adını verdi.
Donald Trump’ın Demokrat muhaliflerinin programına taban tabana zıt bir program ile başkan seçilmesi, birçok gözlemcide, Washington'un Ortadoğu’ya yönelik politikasında köklü değişiklerin oluşabileceğine dair bir kanaat oluşturmuştu.
Nitekim Moskova’nın Trump’ın ve Avrupa’daki sağ akımların zafer elde etmesinde çıkarının olup olamadığına dair kuşkular belirmeden önce, Amerikan-İran balayının sona yaklaşmakta olduğu yönündeki inançlar oldukça güçlenmişti.
Gerçekten de zamanla Washington’un Türkiye’ye, İsrail’e ve İran’a karşı -önceki yönetime kıyasla- yaklaşım ve tepkilerinde farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Türkiye’ye yönelik olarak, Doğu Fırat bölgesindeki Kürtlere eski güçlü desteğini azalttı, bu durum Türk hükümetini biraz rahatlattı. Bu pozisyona rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni bir sayfa açılmasına izin vermedi. İsrail ile olan ilişkiler daha da güçlendirildi.
Washington, büyükelçiliğinin işgal altındaki Kudüs'e taşınması ve işgal altındaki Suriye Golan Tepeleri'nin "İsrail toprağı" olarak ilan edilmesi kararlarını rahatlıkla alabildi.
İran meselesinde ise ABD’de, Tahran rejimine karşı gerginliği tırmandıran niteliksel adımları içerisinde barındıran bir değişim yaşandı. Washington’un nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarını sıkılaştırması bu adımların başında geliyor.
Bugün Körfez bölgesi, ciddi bir askeri birikime ve hareketlenmeye sahne oluyor ve birçokları bunu İran liderliğine kararlı bir uyarı olarak okuyor. İran’ın bölgesel hedeflerinin çıtasını düşürmeye yönelik bir hamle olarak da görülebilir. Trump yönetiminden birkaç yetkili tarafından bu minvalde açıklamalar yapıldı. En son ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey bir açıklama yaparak, “Washington’un İran’ın emellerinin çıtasını düşürmekten daha fazlasını istemediğini, bu yöndeki en önemli adımın, İran kuvvetlerinin Suriye'den çekilmesi olacağını” ifade etti.
Jeffrey, birkaç gün önce Washington’un Suriye’ye yönelik tutumuna dair Şarku’l Avsat’a özel verdiği röportajda şunları söyledi: “Esed rejimini değiştirmek gibi bir politikamız yok. Elimizde olan şey, uluslararası bir karar ve Rusya’nın onayı ile gelen 2254 sayılı karardır. Kararda, anayasa ve yönetimde birtakım değişikliklerin yapılması ile birlikte seçimlerin BM gözetiminde gerçekleştirilmesi öngörülüyor. Yönetim kelimesini birkaç kez kullandım. Çünkü hâlihazırdaki vahşi ve suçlu yönetim kabul edilemez. Bu hususta bir değişim istiyoruz ve kararlıyız. Suriye rejimin, gerek halkına gerekse de komşularına karşı farklı şekilde davranana kadar baskı politikamız değişmeyecek…”
İran hakkında ise şunları söyledi: “İstediğimiz şey, 2254 sayılı karar uyarınca ülkedeki yabancı güçlerin varlığının 2011’den önceki duruma dönmesidir. Mevcut davranışından farklı bir Suriye hükümeti istiyoruz. İran kuvvetleri, elbette ülkeden çıkması gereken güçler arasında yer alıyor. Ayrıca İran kuvvetleri, İsrail gibi komşu ülkeleri tehdit ediyor…”
Burada, aşağıdaki okumaları yapabiliriz:
Birincisi, Suriye’de Rus kuvvetlerinin neler yaptığı konusunda ABD-Rusya anlaşmazlığı yok.
İkincisi, Golan meselesi İsrail lehine çözüldükten ve resmi bölünme olmasa dahi Suriye'nin bölünmesine dair örtülü bir bölgesel ve uluslararası anlayış ortaya çıktıktan sonra İran'ı "yeni Suriye" den uzaklaştırmaya yönelik bir istek belirmeye başladı.
Üçüncüsü, Washington ile Tel Aviv arasında, Ortadoğu'nun geleceği hakkında belki de hiç olmadığı kadar bir görüş birliği ortaya çıktı.
Dördüncüsü, Washington, belirli koşullar altında müzakere etme imkânı varsa, Tahran rejiminin ayakta kalmasını sorun olarak görmüyor. İran'ın genişlemesi ile o rejimin doğası arasında bağlantıyı hala kurabilmiş değil.