Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

ABD, gerçekten İran’la savaşmak mı istiyor?

Unutmamalıyız ki Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Amerikan tehditlerinin ciddiyetini asla anlamadı. ABD, Kuveyt’ten çekilmemesi halinde Irak’a karşı yıkıcı bir savaş başlatmaya kararlı olduğu noktasında Saddam’ı uyardı.
Hava saldırısından önce, işgal ve uyarılardan ise 5 ay sonra Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz ile ABD Dışişleri Bakanı James Baker bir araya geldiği zaman bu mesaj, son kez İsviçre’de Saddam’a ulaştırılmaya çalışıldı.
Biz, benzer bir senaryoyla karşı karşıyayız. Tahran’a yönelik uyarılar gerçekleşirse bu, yıkıcı bir savaş olacaktır. ABD tarafı, savaşa girmek istemediğini defalarca dile getirdi. Fakat aslında ABD, İran rejimini savaşa teşvik ediyor. ABD’nin ekonomik yaptırımları, İran rejimini zayıflatıyor. Ekonomik yaptırımlar, tek kurşun sıkmadan rejimi devirebilir. Aynı zamanda Tahran rejimi de savaş istemiyor. Çünkü Tahran, savaşın kendisi için yıkıcı olacağını biliyor. Fakat Tahran, ambargoyu delmek için güçlü bir şekilde tehdit oyunu oynuyor.
Tahran, Körfez, Suudi Arabistan ve diğer ülkelerin petrol çıkarlarına saldırarak sınırlı bir şekilde tehdit kartını kullanabilir. Belki de İran, Hizbullah’ın İsrail’e karşı yaptığı gibi sınırlı bir propaganda çatışmasına kalkışırsa herhangi bir anlaşmaya varmayı kendisine haklı gösterebileceğini düşünüyor. Bu düşüncedeki tehlike, yani uçurumun kenarında durmak, gerçekten kapsamlı bir savaşa ve uçurumdan düşmeye yol açabilir.
Bizi savaşın çıkma ihtimaline inandıran şey, ABD’nin Körfez suları ve çevresine ulaşan askeri deniz birlikleridir. Bunlar oyun değil. Bu birlikler, savaşa hazır bir şekilde hareket ediyor ve talimatları bekliyor. Bu birlikler, Washington’ın gönderebileceği en ciddi mesajdır.
Unutmamalıyız ki ABD, çimenlere basıp aşağıya bakmayan fil gibi devasa bir güçtür. ABD, çatışma bölgelerinde tedavi edilebilecek sıyrıklar alabilir. Öte yandan İran rejimi, savaşta Saddam’ın başına gelenleri yaşayabilir. Yine İran rejimi, Eylül saldırılarının ardından imha edilip Kabil’den çıkarıldığı zaman Taliban Hareketi’nin başına gelenleri yaşabilir. ABD, Vietnam’da yenildiği zaman buradan psikolojik yaralarla ayrıldı. ABD, beşeri kayıplarını azaltmaya çalışıyor.
Şu soru birçok kez gündeme geldi;
İran’ın ABD ve müttefiklerinin çıkarlarını hedef aldığı birçok durumda neden Washington ölümcül gücünü kullanmadı? Kararsızlar, komplo teorisyenleri ve iki rejim arasında gizli ilişkiler hakkında şüphe yaymak isteyenler bu soruyu gündeme getiriyor.
İran rejimi dikkatli ve sinsi. Tahran, düşmanlık noktasında hem bölgede hem de bölge dışında ABD’ye doğrudan saldırı aşamasına ulaşmadı. Tahran, görevi yerine getiren vekillerden yardım alıyor. Dolayısıyla İran, herhangi bir ABD başkanını Kongre’nin desteğiyle savaş açmaya teşvik etmiyor. Bu, anayasal bir şart.
İran’ın düzenlediği tüm saldırılar, hukukçular planlamış gibi son derece dikkatli bir şekilde gerçekleşti. Aynı zamanda Washington, ağır ekonomik yaptırımların yanı sıra istihbarat kurumları ve müttefikleri aracılığıyla İran’a ve çıkarlarına karşı gizli askeri operasyonlar yürütüyor.
Diğer bir sebep ise ABD’nin İran’ın politik bakımdan değişip müttefik bir ülke olacağını ümit etmesidir. Dolayısıyla ABD, İran’ı Rusya ve Çin gibi büyük rakiplerine yakınlaşmaya sevk etmekten kaçınıyor. Bu iki güçten birisi (Rusya ya da Çin) müdahalede bulunup satranç tahtası üzerindeki çatışma oyununda mevcut kalması için İran rejimine koruma sağlayabilir.
Nitekim Rusya, Suriye’ye müdahalede bulunup Esed rejimini yıkılmaktan kurtardı ve şimdi de Venezuela’da Maduro rejimine karşı aynı şeyi yapıyor. Ancak İran rejimi, dini, devrimci ve radikal ideolojik bir hastadır. İran rejimini terbiye edip düzeltmede Washington’ın bütün gözdağı ve uzlaşma yöntemleri başarısız oldu.
Rejimin akıbeti kesin sona yaklaşmış gibi görünüyor. Zira Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi ve Sudan’da Beşir rejimi gibi benzer kötü rejimler etkisiz hale getirildi. Suriye’de ise Esed rejimi zayıflatıldı.