Lübnan elitleri sorunlarını kabullenmiyor

Lübnan elitleri sorunlarını kabullenmiyor

Salı, 24 Aralık, 2019 - 14:00
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 

Boykot ve ablukaya maruz kalmaktan daha tehlikelisi ihmal edilmektir. Lübnan, aksi yönde ne söylenirse söylensin ihmal edilmiştir. Lübnan’da dış güçlerin dönüp kendisine bakmalarını sağlayacak dikkat çekici hiçbir şey yaşanmıyor.

CEDRE Konferansı belki de Lübnan’ı uluslararası ilgiye bağlayan son göbek bağıydı. Ancak, siyasi sınıfın bayalığı ve aşırı arzuları nedeniyle bunun da sonu hüsran oldu. Bazılarının; dünyaya, Lübnanlılara, düşmanlara ve müttefiklere blöf yaparken organize yağma ve güç satın alma politikalarını sürdürebileceklerine, her türlü siyasi akrobasilikleri yapabileceklerine, anayasayı ihlal edebileceklerine yönelik aşırı güvenleri (daha doğrusu bazılarının güveni bazılarının da onlara boyun eğmesi) nedeniyle başarısız oldu.

Sorun, Lübnan’a yönelik soğukluğun, sihirli, gürültülü, hayalkırıklarıyla dolu bu küçük ülke ile ilişkilerdeki romantik birikimin sona ermiş olmasının ötesindedir.

Daha 2017 yılında, Arsal Tepeleri'nde silahlı çatışmalar yaşandığında bu gazetede, likiditesi olmadan Lübnan’ın Hizbullah ile kendi içinde ve dışında İran’ın politikaları için bir kalkan haline geleceğini yazmıştım. Bugün, ulusal para biriminin dolar karşısında sallanması, banka mevduatları üzerindeki açıklanmamış haciz, insanların bankalardan çekebilecekleri para miktarının sınırlanması bunun sonuçları açıkça görülüyor.

Lübnan devletinin, gıda güvenliği risklerine karşı bir acil plana ihtiyaç olduğuna yönelik resmi açıklamaları bunu gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz, 100’ü aşkın meze ve soğuk yiyeceği ile tanınmış bir mutfağa sahip bir ülke, gıda güvenliği sorunu ile karşı karşıya bulunuyor. Bu nasıl bir ironidir!

Lübnan’ın maruz kaldığı ihmalin karşısında, gerçek hiçbir kanıta dayanmadan gelişigüzel bir biçimde, karşılıklı suçlamalar yönelten bayağı Lübnan politikası yer almaktadır. Lübnan’da politika, yanılsamalar oyunu ve hayali komplolardır. Mantık ve uyumun kontrolü dışında bir fanatikliktir.

Sözgelimi, Beyrut ve farklı bölgelerde Sünniler sokağa inerek, Hasan Diyab’ın hükümeti kurmakla görevlendirmesini protesto ettiler.

Hükümetin istifa etmesinden bu yana 50 gün boyunca Saad Hariri’nin Hizbullah’ın adayı olduğunu, Hizbullah’ın hükümeti kurmasında ısrar ettiğini unutmuş gibi görünerek kurulma aşamasında olan Hizbullah hükümetine karşı seslerini yükselttiler.

Bu çerçeveden bakıldığında Diyab ile Hariri arasında bir fark yok ama bu ayaklanmış olan Sünni sokağın bazı davranışlarını etkilemiyor.

Sünni sokağı, her zaman Haririliğin en öne çıkan özelliği olan modernite özelliğini kaybetmiş görünüyor.

Bugün devrim meydanlarını dolduranların özelliklerinden hiçbirini taşımıyor.

Siyasi canlılığını kaybetmiş ve zayıf görünüyor. Sokaklardaki destekçileri, Hariri akımının kendisi gibi sönük, heyecansız ve her türlü coşkudan yoksunlar.

Politik ve kişisel anlamda Müstakbel'in geleceğine dair  korku, kayboluş ve karmaşa karışımı bir duygu hakim. Bütün bunlar yaşanırken gazeteler her gün, Hariri ile Hizbullah arasında Diyab’ın görevlendirilmesi için varılmış uzlaşının sızdırılan ayrıntılarına yer veriyor. Hariri bunu yalanlıyor. Ancak, Diyab’ın görevlendirilmeden önce istifa etmiş başbakan ile görüştüğünün açıklanması, bir Hizbullah milletvekilinin Hariri ile uzlaşılarının Diyab’la işbirliğini ve kendisine güven oyu verilmesini kapsadığını açığa çıkarması gibi gerçekler bunu doğruluyor. Bekleyip göreceğiz!

İstifa edip teknotratlardan oluşan bir hükümet kurmaya çalıştığı için Hariri’yi uluslararası güçlerle birlikte “direniş”e komplo kurmakla suçlayanlar, yakın bir zamana kadar siyasi bir hükümetin kurulması gerektiği gerekçesi altında yeni hükümetin başına geçmesi için ısrar ediyorlardı.

Teknokratlardan oluşan bir hükümet kurmak istediği için Hariri ile anlaşamazken şimdi, akademisyen olan bir teknokratı hükümeti kurmakla görevlendiriyorlar.

Lübnan’daki 17 Ekim devriminin arkasında gizli ABD komplolarının ayrıntılarını ve hedeflerini ortaya çıkarmakla uğraşanlara gelince, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Hale ile Cibran Basil arasındaki uzun görüşmenin ardından esenliğe kavuşmuş görünüyorlar.

ABD’nin açıklamalarında Diyab’ın görevlendirilmesini ve hükümetin kuruluş sürecini desteklediğini gösteren imaları aramaya adeta gönüllü oldular.

Bu da bizi, bir başka olağanüstü başarılı saçmalık örneğine götürüyor. İstifa etmesinden bu yana Hariri, dış güçlerin özellikle de ABD-Suudi Arabistan’ın ajandalarına boyun eğmekle suçlanıyordu. Ama bu suçlama çok geçmeden tamamen tersine döndü. Bu kez, ABD ve Suudi Arabistan’ın Hariri’yi Lübnan siyasi denkleminde çıkarmak konusunda anlaştığı teorisi pazarlanmaya başladı.

Hiç kimse, sıradan vatandaşlara, bir gecede komploların nasıl tamamen tersine döndüğünü, kendisini takip eden gözlemcilerin ise kafaları karışmadan nasıl hala inanılmaz bir netlikle ayrıntılarını görmeye devam edebildiklerini açıklamaya tenezzül etmiyor.

Lübnan siyaseti, temelsiz, bağlamsız ve vizyonsuz bu doğaçlama haliyle yoluna devam ediyor. Bu, ülkenin girmiş olduğu ve yer çekiminin yokluğunun fizik kurallarını geçersiz kılması gibi siyasi yasaların geçersiz olduğu bir boşluğun dayattığı bir gerçektir.

O halde temel bilgilere dönmekten başka çare yok. Japonya, Şili, Finlandiya, ABD, Endonezya, Almanya vb. ülkelerin karşı karşıya kaldığı krizleri ele alan Upheaval (Yükseliş) adlı kitabın yazarı Jared Diamond, “devletler birçok yönden bireyler gibidir” der. Diamond bu kitabında, belirlemiş olduğu 12 faktöre dayanarak bu ulusların nasıl krizlerinden çıkmayı başardıklarını da anlatıyor. Bu faktörlerin en önemlisi de sorunu kabullenmek ve seçici değişim.

Lübnan’ın sorunu, temel bir sorununu itiraf etmekten kaçınmasıdır. Bu sorun, ulusal sahayı bir faaliyet alanı, devleti dayanacak bir güç olarak gören, Lübnan toplumuna sonu gelmez bir şantaj döngüsü ile boyun eğdiren Hizbullah gibi bir bölgesel milis gücünün varlığıdır.

İkinci sorun, Lübnanlıların krizlerini çözme çabalarında değiştirmek için ilk olarak daha az öneme sahip (çok önemli ama başkalarına nazaran daha öneme sahip) unsurları seçmeleridir. Bunun sonucunda, asil devrimin söylemleri gibi genelleştirmeler ve indirgemeler arasında boğulmalarıdır. Ayrıca yaraya parmak basmaktan kaçınmalarıdır.

İşte Lübnan’ın maruz kaldığı ihmalin merkez noktası budur.

Dünyanın bu küçük ülkeye verdiği mesaj açık: Temel sorunlarını çözersen biz de seni alkışlar ve ilk çözümden sonraki aşama için sana yardım ederiz. Aksi takdirde sen krizlerinde boğulmaya devam ederken belirli çıkarlara sahip ve saldırıya uğrayan ülkeler olarak bizler de Hizbullah’ın seni karanlık dibine çektiği suyu derinleştirmeye devam ederiz.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya