Sayın Cumhurbaşkanım istifa et ve çöküşü durdur

Sayın Cumhurbaşkanım istifa et ve çöküşü durdur

Salı, 21 Ocak, 2020 - 15:30
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 

Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın sloganları ile başkanlığının gerçekliklerini birbirinden ayıran uçurum kadar geniş bir uçurum yoktur. Kendisi de zaman zaman bunu itiraf etmek zorunda kalıyor. “Taif” cumhuriyeti öncesi dönemin sözlüğünden el-Ahd  (dönem) kelimesini cımbızla çekip alarak kendi dönemini tanımlamak için kullanan Avn, şimdi bu büyük başarısızlık anında, kendisine ve Lübnanlılara aslında ülkeyi yönetmek için elinde yeterince yetki olmadığını açıkça itiraf etmek mecburiyetinde kalıyor. Avn’ın Taif öncesi dönemin sözlüğünden özellikle bu kelimeyi çekip almasının nedeni, o zamanlar cumhurbaşkanlarının dönemlerinin, politikaların referans kaynağını ve cumhuriyetin doğasını oluşturmalarıdır.

Avn bu itiraflarına karşın, el-Ahd (dönem) kelimesini duymayı çok seviyor. Çevresindekiler bu kelimeyi neredeyse coşkuyla ve kendilerinden geçercesine tekrarlıyor. Bu kelimeyi sadece kullanmak bile sanki kendisi ve çevresindekileri mutlu etmeye yetiyor. Bu büyülü kelimeye “güçlü” vasfının da eklenmesiyle çok daha büyülü olan “Güçlü dönem” ifadesi doğuyor.

Avn ve destekçilerine göre bu güçlü dönem, Taif sonrasında Hristiyanların yaşadığı temsil sorununu çözmüştü. Dürüst olmak gerekirse, iç savaşın galiplerinin, Hristiyanların temsili konusunda çok haksız uygulamaları oldu. Refik Hariri suikastinin başlattığı yeni siyasi aşamaya kadar hiç kimse bu temsil sorununu çözmek için diretmedi.

Fakat hiç kimse “güçlü dönemin” Hristiyanlara meclis, hükümet ve cumhurbaşkanlığındaki temsil haklarını, bazı mekanizmalar, ittifaklar ve politikalar aracılığıyla geri verdiği gerçeği üzerinde durmak istemiyor. Bugün söz konusu ittifak ve politikaların, hem Hristiyanların hem de Lübnanlıların genelinin vatandaş olarak haklarını kaybetmelerine yol açtığının kanıtlandığını itiraf etmek istemiyor.

Bu nasıl bir kaderdir?

2003 yılında Paris’teki sürgününden ülkesine dönen General, Demokratların İsrail ile dostluk konusunda en hevesli senatörlerinden olan Eliot Engel’in hazırladığı “Suriye'den Hesap Sorma ve Lübnan'ın Egemenliğini Restore Etme” yasasını sonuna kadar destekliyordu. Fakat daha sonra 2006 yılında Hizbullah ile imzaladığı Aziz Mihail Uzlaşısı ile bu uç noktadan, Velayet-i Fakih rejiminin safına geçti. İşte Hristiyanların haklarını geri alma yolculuğu böyle başladı. Hristiyan ve Müslümanların, vatandaş olarak temel haklarının kalmadığı, birikimlerini geri alma umutlarını, geleceklerinin kontrolünü kendi ellerine almaları ümitlerini kaybettikleri bir noktada sona erdi.

Avn’ın “güçlü döneminde” devlet zayıfladı. Öyle ki yıkıcı iç savaşın en şiddetli döneminde ve başkalarının Lübnan topraklarında yürüttükleri vekalet savaşları zamanında dahi olmadığı kadar zayıf düştü. Son üç yıla bakanlar, içinde sembolik ve nesnel çöküşün tüm işaretlerini görecektir. Masallardaki büyücülerin lanetine uğramış gibi görünen bir dönem bulacaktır. Uçmaktan aciz helikopterler dışında kendisi ile başa çıkacak ve söndürecek herhangi bir mekanizma olmadığı için gittikçe büyüyen yangınlar görecektir. Lübnanlıların daha önce tanık olmadıkları biçimde altyapının hasar görmüş olduğunu meydana çıkaran sellere rastlayacaktır. Ulusal para biriminin çöküşüne, vatandaşın alım gücünün düşmesine, ekonominin hızlı bir şekilde kan kaybetmesine, neredeyse tamamen çökmüş sektörlere tanık olacaktır. Lübnan’ın içine düşmüş olduğu yoksulluk uçurumundan yakın zamanda çıkamayacağına dair uyarıları görecektir.

İçine düştüğümüz bu durumun sorumluluğunu sadece Avn’a yüklemek elbette haksızlık olacaktır. Fakat tarih genellikle adaletsizdir ve son derece indirgeyicidir. Bu anlamda, Avn ve deneyiminden akıllarda kalan, çöküş ve parçalanmanın yaşandığı bu son bölüm olacaktır. İroniktir ki bu çöküş, Lübnan’ın bir oluşum olarak doğuşunun yüzüncü yıldönümüne denk gelmektedir. Yine görev süresi sona erdiğinde Lübnanlılara daha iyi bir vatan teslim etmeyi taahhüt etmiş olan General Mişel Avn’ın döneminde yaşanması kaderin bir cilvesidir.

Lakin aynı zamanda kendisine hiç sorumluluk yüklememek de adil değildir.

Zira hasıl olan çöküş, General Avn’ın formülleştirilmesinde temel bir rol oynadığı siyasi ve ekonomik denklemlerin birleşmesinin, kendisinin en öne çıkan başlığı olduğu bir zaman kaybının ve siyasi boşluğun ürünüdür.

Avn ve Hizbullah arasında kurulan köprü, Lübnan’ın ilk olarak Arap ülkeleri sonrasında uluslararası toplum ile ilişkilerini baltalamak için kullanıldı. Bu durum, Avn’ın Hizbullah’ın tüm bölgesel savaşlara, Suriye, Irak ve Yemen’de ortak Arap çıkarlarına tam anlamıyla karşı bir konumda müdahil olmasının üstünü örtmesi ile daha da kötüleşti. Buna rağmen, Arap ülkeleri Lübnan’da cumhurbaşkanlığı konusunda varılan uzlaşıya bir fırsat tanıyarak, General’i ülkelerinde ağırladı. Uluslararası toplum, ekonomik yardım için “CEDAR” Konferansı’nı düzenleyerek ona bir şans tanıdı. Ancak çok geçmeden her iki tarafta, Lübnan’da geleneksel müttefikleri Başbakan Saad Hariri’nin zayıflığının, ülkenin tamamının Hizbullah’ın eline geçmesini sağladığını gördüler. Bu da, Lübnan’da siyasi yatırımların ve komplikasyonlarının ortaya koyduğu maddi ve manevi kayıpların düzeyi hakkında onlara ek bir kanıt sundu.

General ve siyasi ekibi, bugün ülkenin ulaşmış olduğu durumu kendilerinden önceki iktidarlara yüklemek için krizin köklerinin son 30 yıla uzandığını tekrarlamaktan hoşlanıyor. Ama unutmuş gibi göründükleri bir nokta var o da General’in bu sürenin son 15 yılında siyasi karar mekanizmasının temel ortaklarından biri olduğudur.

Daha da önemlisi, General’in iktidarın ortağı olduğu 7 yıl boyunca ülkeye kasıtlı olarak yaşatılan siyasi boşluğun üzerinde durmayıp hemen geçiştirmektedirler.

7 yıl boyunca meclis, cumhurbaşkanlığı ve hükümete bağlı kurumların faaliyetleri ya Avn ile ittifak yaparak ya da kendisi veya damadının siyasi talepleri uğruna müttefikleri tarafından askıya alındı. Peki, bu dönemin ekonomik maliyetini hesaplayanlar var mı? Lübnan ekonomisinin direncine yönelik doğrudan ve dolaylı etkilerini sayan kimse var mı? Cumhurbaşkanı’nın ekibinin 11 yıl boyunca üstlendiği elektrik sübvansiyonunun maliyetinin, Lübnan’ın kamu borcunun yarısından fazlasını oluşturduğunu tevazu gösterip Lübnanlılara itiraf eden kimse var mı?

Aralarından biri tevazu gösterip Lübnanlılara, yolsuzlukla mücadele döneminde yolsuzluk oranlarını ölçen uluslararası raporlarda ülkelerinin neden ve nasıl alt basamaklara gerilediğini açıklayacak mı? 2006 yılında toplam 175 ülke arasında 63. sırada yer alırken 2017-2018 yılları arasında ilk olarak 143 daha sonra 138. sıraya nasıl düştüğünü anlatacak mı? Yolsuzlukla mücadeleden en çok bahsedildiği dönemde yolsuzluk oranlarının iki katına çıkmasını nasıl yorumlayacak?

Cumhurbaşkanı Avn döneminde Lübnan, yarı başarısız bir devletten tamamen başarısız bir devlet olma yolunda ilerliyor. Lübnanlıların karşı karşıya olduğu bu yazgıda, on yıllar boyunca oynadıkları geleneksel rollerine veda eden politikacılar onlara karşı birleşmişlerdir. Bu politikacıların ortakları olan Hariricilik ise başarının parlak bir etiketi iken başarısızlığın etiketi olmaya doğru ilerliyor.

Cumhurbaşkanı Avn’ın siyasi hayatının sonunda Lübnanlılara vereceği en büyük hediye, Lübnan’ı onlara şimdi olduğu gibi hediye etmesi olacaktır. Lübnan’ı sahte etiketler altında yeni bir nesle teslim etmek için çok beklememesi onlara yapacağı en büyük hizmet olacaktır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya