Halid bin Selman, Suudi Arabistan ve İran

Halid bin Selman, Suudi Arabistan ve İran

Pazar, 26 Ocak, 2020 - 15:15
Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı

Al-Arabiya TV kanalı, Suudi Arabistan Savunma Bakan Yardımcısı Halid bin Selman’ın ABD merkezli Vice haber ağıyla yaptığı önemli röportajı yayınladı. Halid bin Selman, Suudi Arabistan’ın bölgedeki politikalarını, bölgeye yönelik uluslararası ilişkilerin doğasını, İran ile Suudi Arabistan, ABD, diğer bölge ülkeleri ve halkları arasında şiddetlenen çatışmaların gölgesinde Suudi Arabistan’ın yaratmaya çalıştığı geleceği kısaca açıkladı.

Avrupa ülkeleri ve ABD’deki birçok siyasi akım, bölgeye dair birçok yanlış kanıya sahip bulunuyor. Bu kanıların acilen netleştirilmesine, gerçeği arayan her bağımsız araştırmacı, uzman yazar ve vatandaşın bilgilendirilmesine ihtiyaç var. Bu, Suudi Arabistan’ın müttefiği büyük ülkelerin bölge sorunlarını ele alma yöntemini büyük ölçüde değiştirecek önemli bir misyondur.

Tanımın hatalı olması anlayışın da hatalı olmasına yol açıyor. Hatalı anlayış ise hatalı politikalara neden oluyor. Batı’daki yaygın hatalardan biri de bazı Batılı araştırmacıların, Sünnilerin İslam’da otoriter çoğunluğu, Şiilerin ise demokratik azınlığı temsil ettikleri gibi öne sürdükleri argümanlardır. Bu kötü mezhepçi tanım kadar gerçeklikten uzak bir tanım yoktur.

Bu düşünce; İran rejiminin sloganları, bölge ülkeleri ve mücadelelerine yönelik kötü mezhepçi vizyonundan açıkça etkilenerek formüle edilmiş bir düşüncedir. Oysa İran rejimi, mezhepçiliği genişlemek ve nüfuzunu artırmak için politik bir silah olarak kullanmaktadır. Dünyadaki tüm siyasal İslam hareketleri ve sembolleri gibi yayılmacı amaçlarına hizmet etmesi için din, mezhep ve sloganları istismar eden ideolojik bir siyasi sistemdir. Prens Halid bin Selman söz konusu röportajında, İran rejimine göre Veliyyi Fakih’in sadece İranlı olabileceğini oysa bunun Şii mezhebindeki geleneksel dini mercilere aykırı olduğunu açıkladı. Şii mezhebinde, mezhep içinde bilinen mertebelere göre hak eden herkesin Veliyyi Fakih olabileceğini izh etti. Buna ek olarak, Veliyyi Fakih’in ne Lübnanlı ne de Iraklı ya da başka bir uyruktan değil de sadece İranlı olmasının, sloganlarından ayrıştırıldığında İran projesinin gerçek yüzünü gösterdiğini vurguladı.

Batı’da yaygın bir diğer yanılgı, İran rejimi ile Müslüman Kardeşler örgütü, el-Kaide, DEAŞ ve Sünni terör örgütleri gibi takipçileri arasında ayrım yapmaya çalışmaktır. Batılılar –bilgi eksikliğinden dolayı- mezhepsel anlaşmazlığın iki taraf arasındaki herhangi bir ittifakı önleyeceğini düşünüyorlar. Bu nedenle, Suudi Arabistan Savunma Bakan Yardımcısı, ideoloji, gaye ve amaçlar, çıkarlar, kavramlar ve düşünceler açısından iki taraf arasındaki önemli temel ortaklıkları açık ve net bir biçimde açıkladı. Suudi Arabistan ve ABD’nin iki tarafın da ortak düşmanı olduğunun altını çizdi.

Düşünceler, gerçekler ve rakamlarla donanmış olarak Prens Halid’in yanıtları, Suudi Arabistan’ın sağlam pozisyonları ve akıllı politikaları, güçlü argümanlar ve gerekçeler ile akıcı bir şekilde aktarılan bilgilerle dopdoluydu. Bunun en iyi örneği, Prens Halid’in röportaj sırasında İran’ın Sünni terörizmindeki sorumluluğu hakkındaki sözleriydi. Prens, söz konusu terör örgütlerinin İran’da küçük çaplı da olsa hiçbir saldırı düzenlemediklerini oysa Suudi Arabistan’a en az 130 kez saldırdığını ifade etti. ABD’lilerin yayınladığı bin Ladin’e ait olan ve İran rejiminin kendisine lojistik destek verdiğini, sabit bir müttefiği olduğunu onaylayan belgeleri kanıt olarak gösterdi.

Bu röportaj doğru yönde bir adımdır. Batı ve özellikle de ABD medyasında Arapların etkisinin zayıf olması, Suudi Arabistan ile Arap ülkeleri ve halkları için zararlı bir olgudur. Müttefiklerimize ve halklarına tutumlarımızı ve politikalarımızı açıklamamızı engellemektedir. Bu yüzden, son derece hatalı ve hepimize zarar veren bir olgudur. ABD’deki karar alıcılara, entelektüllere ve sıradan vatandaşlara sesimizi ulaştırmak, Suudi Arabistan’ın imajını güzelleştirmek adına bu olguyu düzeltmek için etkin bir stratejimiz olmalıdır. Burada güzelleştirmekten maksat, çirkin bir şeyi güzelleştirmek değil orada zihinlerde var olan çirkin imajı güzelleştimek ve onlara gerçeğini tanıtmaktır.

Röportajda sorulan sorulardan birinde Suudi Arabistan’ın Yemen ile durumu  ABD’nin Vietnam ile durumuna benzetildi ki bu tamamen yanlış bir benzetmeydi. Nitekim Prens Halid de  buna tek kelimeyle şu yanıtı verdi: “Vietnam ABD’den 7 bin kilometre uzaklıktaydı. Yemen ise bizim komşumuz. Kendisi ile bin kilometreyi aşan sınırları paylaşıyoruz. Güney sınırlarında İranlı milis güçleri konuşlanmış ve aralarında başkent Washington’un olduğu ABD şehirlerine 160 balistik füze atmış olsa ABD ne yapardı doğrusu çok merak ediyorum?”

Prens Halid bin Selman, Suudi Arabistan ile İran arasındaki büyün vizyon farklılığını da değindi ve bunu açıkladı. Suudi Arabistan’ın, Kral’ın tasvip ettiği ve Suudi halkını temsil eden, uluslararası sisteme saygı duyan ve diğer ülkelerin iç işlerine karışmayan 2030 Vizyonu’nu benimsemiş olduğunu anlattı. İran’ın ise İran devleti ve halkının kötü geçmişini temsil eden, uluslararası sisteme saygı duymayan sözde 1979 İslam devrimi vizyonuna sahip olduğunu belirtti. İran’a egemen projenin, genişlemeci, sınır tanımayan, ülkelerin egemenliğine saygı duymayan, bunun yerine kendisine genişleme hakkını verdiğini düşündüğü ideolojik sınırları benimseyen bir proje olduğunu izah etti.

İran’ın emperyalist projesi, Pers imparatorluğunun eski çağlarda kalan ihtişamını geri kazanmaya çalışan emperyal bir projedir. Bu proje aynı zamanda, Erdoğan’a egemen olan Osmanlı hilafetini geri kazanma projesi ile aynı noktada buluşmaktadır. Her ikisi de en iyi modelin geçmişteki başarılı model olduğunu ve kendisini geri getirmeleri gerektiğini düşünüyorlar. Oysa Suudi Arabistan en iyi modelin gelecekte olduğuna inanıyor. Bu modelin, inşa, kalkınma ve kendisine ulaşmak için kapsamlı bir gelişme gerektirdiğini düşünüyor. İki vizyon arasındaki fark ne kadar da büyük.

İran, Suudi Arabistan devleti ve halkına elinden geldiğince saldırılar düzenledi. Masum insanları öldürdü, binalara saldırılar düzenledi, haram aylarda haram beldedeki Müslüman hacıları hedef aldı. Bütün bunlara rağmen, Suudi Arabistan bir kez bile İran halkına saldırmadı. Çünkü düşmanın halk değil rejim olduğunu biliyor.

Birçok Suudi Arabistanlı gibi ben de İran kültürüne hayranım. Bu satırların yazarı, Ömer Hayyam’ın, Hafız ve Şirazi’nin şiirlerini mırıldanır. Evinin ortasını İranlı minyatür ustası Mahmud Ferşçiyan’ın tablolarından birinin dokunmuş olduğu İran işi bir halı süsler. Prens Halid bin Selman’ın ve ondan sonra Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Adil el-Cubeyr’in büyük İran halkına ilişkin açıklamalarının temelinde de işte bu vardır.

Prens Halid bin Selman röportaj sırasında önemli bir soru sordu. Suudi Arabistan, ABD ya da Almanya gibi Batılı ülkelere yüz binlerce öğrenci göndermesine rağmen bu ülkelerde neden İranlılar gibi Suudi Arabistanlı azınlıklar olmadığını sorguladı. Bu sorunun yanıtının, geleceği inşa edenler ile geçmişi ideolojikleştirenler arasındaki farkı açıkladığını belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Savunma Bakan Yardımcısı’nın açıkladığı gibi İran’a karşı düşmanlığı ne dünya ne de Suudi Arabistan ve Araplar başlatmadı.

Dolayısıyla İran’ın bu düşmanlığa karşılık verdiği iddiası doğru değildir. Düşmanlığı başlatan ve kendisine anayasasında yer veren de odur.

Nitekim Humeyni, “Eğer birisi bize zarar vermeye cüret ederse Körfez bölgesini ateşten bir topa dönüştürürüz” sözleriyle bunu açıkça dile getirmişti.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya