İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

ABD ve Suudi Arabistan'ın kalıcı dostluğu

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Riyad ziyaretinin, Kurucu Kral Abdulaziz Al Suud’un ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt ile ilk toplantısının 75. yıldönümüne denk gelmesi bir tesadüf olabilir. Her halükarda iki ülke ilişkilerinin sağlamlığı tartışmaya açık bir konu değil. ABD Dışişleri Bakanlığı, bu ilişkiyi, ‘Suudi Krallığı ile kalıcı bir dostluk’ olarak niteledi.
Geçmişe dönersek, ABD-Suudi ilişkisinin mahiyeti hakkında daha iyi bir fikir edinebiliriz. Roosevelt, Yalta Konferansı’ndan yorgun bir şekilde döndüğünde, Amerikan Kruvazörü USS Quincy’de (CA-39) Kral Abdulaziz ile buluştu. Karşısında huzursuz ve temkinli, hedeflerini iyi bilen, ilkelerine bağlı bir Arap lider bulmuştu. Ancak ilkeleri dünyaya açılmasına engel teşkil etmiyordu, nitekim yüksek siyasi ferasetiyle Hicaz bölgesindeki halkları, çağdaş bir devletin çatısı altında bir araya getirmeyi başarmıştı.
Başkan Roosevelt, 10 bin Yahudi’nin Filistin’e yerleştirilmesi için Kral Abdulaziz’in onayını almak istedi, Holokostu öne sürerek Almanya ve Polonya’da Yahudilerin maruz kaldığı zulümlerden bahsetti. Ancak Kralın cevabıyla şaşkına döndü; Kral Abdulaziz, “Eğer Polonya’da üç milyon Yahudi öldürüldüyse, şu an oraya üç milyon Yahudi’nin yerleştirilebilmesi gerekir” demişti. Kralın tepkisini gören Roosevelt, konuşmanın devamında, Kongre ya da medya ne derse desin, Yahudileri Araplara karşı desteklemeyeceğinin sözünü verdi. Bu aktarımı İngiliz biyografi yazarı Nigel Hamilton, American Caesars kitabında yapmaktadır.
Roosevelt, krallığın mevcut ve gelecekteki önemini erkenden kavramıştı. Önemi, Sünni dünyasının kalbi olması ve kutsal mekânları barındırıyor olmasından kaynaklanıyordu. Gelecekteki önemi ise krallığın, çağdaş uygarlığın en önemli ihtiyaçlarından biri olan petrole sahip olmasıydı. Batılılar ve özellikle ABD’nin petrole olan ilgisi ve bağımlılığı bilinmektedir.
Başkan Roosevelt, kişisel anılarında bu karşılaşma hakkında şöyle yazmıştı:
“Kral Abdulaziz ile beş dakikalık konuşmada, Ortadoğu hakkında yirmi, otuz mektupta öğrenemeyeceğim kadar şey öğrendim.”
Bu çerçeve tam olarak Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisi Prenses Rima bint Bender Al Suud’un işaret ettiği husustur. Prenses Rima, Suudi ve hatta Arap kadınlarının aydınlık yüzünü temsil etmektedir.
Yeşil Sayfalar dergisine verdiği mülakatta iki ülke ilişkileri hakkında şunları söylemişti:
“Suudi Arabistan-ABD ilişkileri, olumsuz ya da sınırlı bir ilişki değildir. Aksine iki ülke de bölgesel ve uluslararası güçlerle pozitif ilişkiler kurmayı ve ortaklıkların güçlendirilmesini desteklemektedir.”
Bazıları, Suudi-ABD ilişkisini güvenlik ve petrol denklemi ile sınırlandırmaya çalışıyor. Ancak bu yaklaşım, günümüzde son derece tutarsız ve gerçeklerden uzak bir değerlendirmeyi yansıtmaktadır. Riyad ve Washington arasındaki stratejik işbirliği, 1940’lardan ve hatta Soğuk Savaş döneminden daha da güçlü ve önemli bir hal almıştır. Nitekim Suudi Krallığı, İran ve Türkiye gibi dünya barışını tehdit eden bölgesel güçlerin varlığı ışığında, bölgede jeopolitik istikrarı temsil etmektedir. Ankara ve Tahran yönetimlerinin bölgedeki zoraki değişim çabalarının karşısında krallık, ABD ile aynı safta yer alarak, bu girişimleri engellemektedir.
İki ülke ayrıca terörizmle zihni ve lojistik olarak mücadele etme noktasında birlikte hareket etmektedir. Bir yandan güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırırken, diğer yandan ‘aşırılık yanlısı’ gruplarla entelektüel olarak mücadeleyi sürdürmektedir. Krallık bu tür sapkın grupların fikirlerinin yayılmaması için çok yönlü tedbirler almış durumdadır.
Yukarıdaki alıntılara ek olarak, ABD-Suudi Arabistan’ın enerji alanındaki işbirliği, dünya piyasalarındaki petrol fiyatlarının istikrarı için de son derece önemlidir. Petrol bilindiği gibi stratejik bir üründür ve henüz bir alternatifi bulunmuş değildir. 75 yılı bulan iki ülke ilişkilerinden bahsederken Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’na değinmememiz düşünülemez.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın başarıyla yürüttüğü 2030 Vizyonu, Suudi Arabistan’ın geleceğin teknolojisinde de ne kadar etkin olma niyetinde olduğunu göstermektedir. Suudi Arabistan ‘karanlık ideolojilere’ savaş açarak, geleceğin aydınlanması ve daha insani bir dünya için önemli girişimlerde bulunmaktadır.
Suudi Arabistan ve ABD arasındaki kurumsal stratejik ortaklık, Demokrat Roosevelt'ten Cumhuriyetçi Trump'a kadar uzanmaktadır. ABD, hem zahir hem de derin devlet olarak, bu ilişkiyi her zaman desteklemiştir.