​Barutsuz çalan savaş davulları

​Barutsuz çalan savaş davulları

Salı, 31 Mart, 2020 - 11:45
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar

Silahlı çatışmalar ve dünya savaşları tarihi boyunca ilk kez dünyanın tamamı, kendisine karşı bir müttefiki ve destekçisi olmayan tek bir düşmanla mücadele etmek için birleşiyor. Bu eşsiz düşman, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) insanlığın düşmanı olarak tanımladığı koronavirüs salgınıdır. Bu tanım tek başına salgının belirli bir ülke ya da kıtanın değil insanlığın tamamının düşmanı olduğunu gösteriyor. Sarı, beyaz ya da siyah belirli bir ırkı hedef alan ırkçı bir salgın değil ayrım yapmadan herkesin düşmanı olduğu anlamına geliyor. Bu yüzden, herkesin bu mücadeleye katılması gerekiyor.

Fransa Cumhurbaşkanı, geçen hafta Perşembe günü yaptığı ikinci televizyon konuşmasında ülkesinin “savaş halinde” olduğunu söyleyen ilk lider oldu. Vatandaşlarını bu tehlikeye karşı seferber etmek için konuşmasında altı kez bu ifadeye yer verdi. İlk konuşmasından sonra Parislilerin, yakın virüs tehdidini, İtalya, İspanya vb. Avrupa ülkelerindeki gibi hızla yayılma olasılığını umursamadan adetleri olduğu üzere parkları, kafeleri ve dükkanları ziyaret etmeye devam etmeleri Cumhurbaşkanını çok kızdırmış görünüyordu. Bu nedenle, kasıtlı olarak salgınla mücadele için savaş tanımını kullandı. Gözlemciler, Fransa Cumhurbaşkanının seferberlik çağrısında bulunan bu ikinci konuşmasını, General De Gaulle’un İkinci Dünya Savaşı sırasında 16 Haziran’da İngiliz BBC radyosundan yaptığı ünlü konuşmasına benzettiler.

Elbette bu, silahlı bir düşman ordusuna karşı olmaktan ziyade yakın bir tehlike, hızlı, kararlı ve etkin bir biçimde kuşatılması gereken bir salgına karşı yürütülen gerçek bir savaştır. Singapur, Hong Kong, Tayvan vb. Asya ülkeleri gibi vaka sayısını azaltmak için acil önlemler almak yerine (bu önlemler, söz konusu ülkelerin salgının ortaya çıktığı Çin’e yakın olmalarına rağmen vaka sayılarının nispeten düşük olmasına katkıda bulundu) Avrupa ülkeleri ve ABD hemen harekete geçmeyip ağır davrandılar. Geçen yılın sonunda Çin, ilk kez koronavirüs vakalarını dünya ile paylaştığında ve o dönemde virüsün insandan insana yayıldığına dair kesin bilgiler olmayıp virüs hakkında çok az şey bilinmesine rağmen Singapur, Tayvan ve Hong Kong üç gün içinde, Çin ile sınır noktalarında sağlık önlemlerini devreye soktu. Çin’den gelenlere testler yapmaya başladı. Diğer ülkeler ise bu adımı atmakta çok geciktiler (Şarkul Avsat, cumartesi sayısı). Bu noktada, siyasi ve sosyal sistemlerin doğası ile ülkelerin imkanları arasındaki farklar açıkça ortaya çıkıyor.

Sözgelimi, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha ileri bir sosyal güvenlik sistemine sahip Fransa gibi ülkede devlet hastanelerinin sosyal güvenlik sistemine göre hastaları kabul edip tedavi ederken, ABD gibi büyük ve ileri bir ülkede sağlık sisteminin yoksul ABD’liler için son derece maliyetli olduğunu görüyoruz. Bu nedenle, Güney Kore gibi ülkelerin vatandaşlarına ücretsiz yaptığı koronavirüs testlerinin ABD’de çok pahalı olduğu için bu kişilerin yaptıramadığını gördük.

ABD’de buna ilaveten siyasi çıkarlar da devreye girmiş bulunuyor. Bilindiği gibi bu yıl ABD’de başkanlık seçimleri yapılacak. Bu nedenle başkan adayları seçim kampanyaları çerçevesinde eyaletten eyalete dolaşıp mitingler düzenliyorlar. İnsanların katılımını sağlamak ve salgından dolayı toplumsal paniğe yol açmamak için de koruyucu önlemler almaktan kaçınabiliyorlar. Nitekim  Başkan Donald Trump da ülkesinin üst düzey sağlık yetkilisinin açıklamaları ile çelişecek biçimde korona salgını ve tehlikesini hafife alan açıklamalarda bulunduğu için eleştirildi. Bu açıklamaları, krizle mücadelede sorumsuzluk olarak nitelendi.

Rusya’da yetkililer, geçen haftadan itibaren yürürlüğe girebileceğini açıkladıkları daha katı tedbirleri yürürlüğe sokmakta acele etmemeye karar vermiş görünüyorlar. Kremlin, Rusya hükümetinin halihazırda Moskova’yı kapatmayı ve sokağa çıkma yasağı ilan etmeyi düşünmediğini açıkladı. Gözlemciler ise bu kararı, 22 Nisan’da düzenlenmesi kararlaştırılan anayasa referandumu için hazırlıkların başlamasına bağladılar.

Yemen’e gelince, meşru hükümetin Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani, darbeci grubun koronavirüs salgınından kaynaklanan “küresel fobi durumu” olarak tanımladığı şeyden yararlanma yoluna gidebileceği uyarısında bulundu. Vatandaşlara daha fazla baskı yapmak, darbeci planlarına karşı çıkanları tasfiye etmek ve milis güçlerin güvenlik tedbirleri gerekçesi ile kendisine uyguladıkları kuşatmayı sıkılaştırdıkları Taiz başta olmak üzere kurtarılan şehirleri taciz etmek için bunu kullanabileceğini belirtti. İryani yaptığı bir başka resmi açıklamada da şunları söyledi : “Bu güçler, koronavirüs ile mücadele adına koruyucu önlemler almaktan bahsederken her gün vatandaşları toplanmaya, siyasi ve dini kutlamalarına, onları kontrolleri altında bulunan şehirlerdeki savaş cephelerine katılmaya ikna etmek için düzenledikleri faaliyetlere katılmaya zorluyorlar”.

Dünyanın dört bir yanında sağlık otoritelerinin tavsiye ettiği elleri yıkamak, sosyal mesafeyi korumak gibi koruyucu önlemler, kolay kolay su bulamayan, aynı çadırda neredeyse 12 kişi bir arada yaşayan Suriye’nin kuzeydoğusundaki kamplarda yaşayanlar için büyük bir lüks olabilir.

Yemen Başbakanı da yaptığı açıklamada, hükümetinin son günlerde aldığı önlemlere işaret etti. Hükümetin, Yemen’e yapılan ve Yemen’den yapılacak tüm uçuşların durdurulması, 17 Mart gecesinden itibaren ticari faaliyetler dışında iki hafta boyunca kara ve deniz geçiş noktalarının kapatılması, deniz güvenliği tedbirlerinin arttırılması, devlet ve özel okullarda başlangıç olarak bir hafta eğitime ara verilmesi, sağlık sektörü için acil bütçe tahsis edilmesi gibi kararlar aldığını açıkladı. 18 Ocak’tan itibaren yaklaşık 50 bin Yemen vatandaşının ülkeye giriş yaptığını, bu kişilerin -özellikle salgının yaygın olduğu ülkelerden gelenlerin- evlerine ve köylerine ulaşmalarından sonra imkanlar elverdiğince birkaç gün boyunca takip edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı.

Buna ek olarak Yemen Sağlık Bakanlığı da son derece önemli bir karar aldı. 19 Mart Perşembe gününden itibaren vatandaşların güvenliğini korumak amacıyla tüm şehirlerde gat otu satan pazarları kapattı. Şehirlerdeki askeri garnizon komutanlarından gat otu taşıyan hiçbir aracın şehirlere girişine izin vermemelerini talep etti. Bu karara uymayanların tüm sorumluluğu (bunun ne tür bir sorumluluk ve karara uymayanların ne gibi bir cezayla karşılaşacaklarını belirtmeden) üstleneceğini açıkladı.

Yemen’in karşı karşıya olduğu zorluk, kurbanları ile gerçek bir savaş hali yaşıyor olmasıdır. Bununla birlikte, koronanın ortaya çıkışı ve korkunç bir hızla dünyaya yayılması, meşru siyasi liderliğin bu salgınla amansız bir biçimde savaşmasını gerektiriyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya