Doğu ve Batı arasında salgın

Doğu ve Batı arasında salgın

Salı, 14 Nisan, 2020 - 12:00

Bir dizi Batı ülkesi koronavirüs salgınıyla mücadele konusunda kafa karışıklığı yaşadı. Acaba ‘sürü bağışıklığı’ sistemine mi başvurmaları gerekiyordu yoksa ciddi izolasyon önlemleri mi almaları lazımdı...

‘Sürü bağışıklığının’ mantığı özetle şöyledir: Toplumda yeterli sayıda insan herhangi bir enfeksiyona yakalanırsa, iyileşen ve daha sonra gelecekteki enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanan insan sayısı da artacaktır. Bu durum hastalığın yayılmasını engelleyebilir. Salgın pik noktasına ulaşır ve daha sonra gerilemeye başlar.

Bazı Batı ülkeleri bu yönteme başvurduğunda Arap gazetecilerin ve yazarların bir kısmı bu ülkeleri ‘insanlık dışı’ davranmakla itham etti. Söylediklerine bakılırsa, yaşlıları feda etmeyi göze alan bu ülke yönetimleri ‘korona sınavından’ sınıfta kalmıştı. Tek dertleri paraydı ve vatandaşlarını önemsemiyorlardı.

Doğrusu Suudi Arabistan, Batı ülkelerine kıyasla salgınla mücadelede erken tedbirler alarak bu görüşü dolaylı olarak desteklemiş oluyordu. Suudi Arabistan’ı Batı ülkeleriyle kıyasladığımızda oldukça başarılı olduğunu görüyorduk. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İtalya ve İspanya’da vaka ve ölüm sayılarında korkunç yükselişler söz konusuydu. Batı ülkelerinin tedbirsizliği, en temel sağlık gereçlerinde sıkıntı yaşamalarına neden oldu ve ülkeler maske açıklarını kapatabilmek için bir tür ‘korsanlığa’ başvurmak zorunda kaldı.

Batılı ülkelerin korona krizi karşısında başarısız olması, bazı Arapların kendi ülkeleriyle övünmelerine yol açtı. Bu bir yanıyla anlaşılabilir. İnsanlar tabii ki kendi devletlerinin başarılarını takdir etmelidir. Ancak bu memnuniyet, başka ülkelere medyatik bir saldırı başlatmanın gerekçesi olamaz, olmamalıdır. Özellikle de ‘insan hakları’ dosyasında Batı ülkelerine saldırmak akıl kârı değildir. Çünkü ‘korona krizi’ dolayısıyla bu ülkelerin ‘insani yaklaşım’ sergilemediğini söylemek, diğer insanların da Arap âlemindeki ‘insan hakları ihlallerini’ hatırlatmasıyla sonuçlanacaktır. Ayette buyrulduğu üzere:

“Allah’tan başkasına tapanlara hakaret etmeyin; sonra onlar da bilgisizlik yüzünden sınırı aşarak Allah’a hakaret ederler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini güzel gösterdik. Sonunda dönüşleri rablerinedir. Artık O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.”

Üstelik Batı dünyasını ‘insan hakları’ konusunda bu şekilde eleştirmek nesnel değildir. Korona salgını zarfında bazı ihlaller yapmış olsalar da Batı dünyasında (vatandaşlarına karşı) inkârı mümkün olmayan gelişmiş bir insani muamele söz konusudur. Batı’nın Afrika ve Üçüncü Dünya ülkelerindeki ‘utanç dosyası’ oldukça kabarık olsa da kendi vatandaşlarına karşı son derece vicdanlıdırlar. 

Eğer Batı, Kovid-19 dersinden sınıfta kalmışsa, bu onların diğer insan hakları meselelerindeki ilerlemelerini yok sayabileceğimiz anlamına gelmez. Bilmem ki nereden başlayıp nerede bitirsek? Konumuzla doğrudan bağlantılı olduğu için şu örnekleri vermekle yetineceğim;

Çiçek hastalığı, tüberküloz, tifo, kolera ve tüberküloz... Bazı Arapların ‘sınıfta kaldığını’ söylediği Batı dünyası, laboratuar çalışmalarında alın teri dökerek, bu hastalıklara maruz kalacak insanları korkunç ölümlerden kurtardı. Sonsuz sayıdaki tıbbi buluştan bahsetmiyorum bile. Bu buluşlar ‘ticaret’ başlığı altında değerlendirilse dahi insanlığa olan hizmetine paha biçilemez.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya