​Yüzyılın virüsü “Yüzyılın Anlaşmasını” önüne katıp götürür mü?

​Yüzyılın virüsü “Yüzyılın Anlaşmasını” önüne katıp götürür mü?

Salı, 5 Mayıs, 2020 - 11:45
Fuad Matar
Lübnanlı gazeteci, araştırmacı yazar.

Ordular, yöneticiler, ülkeler, merkez bankaları dahil insanlığı hedef alan koronavirüs saldırısından (ki kendisine karşı geliştirilecek aşı bile bu virüsün her insan için bir korku, hayatını zehir eden ve huzurunu kaçıran bir kaynak olarak kalmasını engelleyemeyecek) kaynaklanan muazzam miktarda gelişmenin ortasında dünyayı bir uçtan diğerine istila eden bu saldırının önüne katıp götüreceği kazanımlar olup olmayacağını bilmiyoruz. Korona istilası öncesinde iki ulusun her yıl manevi ve sosyal olarak kutladıkları şekilde kutlayamadıkları oruç ayının bitmesinden sonra bu kazanımların kendilerine nasıl bir hareket yolu çizeceklerini bilmiyoruz.

Burada kastettiğimiz kazanım, geçen yüzyıl ve bu yüzyılın düğümünün çözüm reçetesi sayılan ve 2019’dan 2020’ye sürüklenen Yüzyılın Anlaşması adı verilen projedir. Pazarlayıcısı Jared Kushner’ın, hem en yakın danışmanı hem de damadı olduğu için Trump’tan aldığı sınırsız desteğin gücüyle dikkat çekici bir çaba harcamasına rağmen 25 Haziran 2019’da Bahreyn’in başkenti Manama’nın ev sahipliği yaptığı çalıştayın da çözemediği projeyi kastediyoruz.

Bu çalıştayda, girişimin başarısız olmasından kaçınmak için ekonomi ve para konuları ulusal temenniler ve siyasi ilişkilerin önüne geçti. Damat ve danışman, Arap maliye bakanları, iş adamları ve uluslararası siyasi şahsiyetler önünde, Başkan Enver Sedat’ın 20 Ekim 1977’de Knesset’te yaptığı türden bir içeriğe sahip bir konuşma yaptı. Hatta Sedat bu konuşmayı yapmamış ve daha sonra bu konuşmayı ABD Başkanı Jimmy Carter’ın gözetiminde Menahim Begin ile 17 Eylül 1978’de (yani İsrail’e yaptığı ziyaretten 10 ay sonra) imzaladığı Camp David Anlaşması takip etmemiş olsaydı Kushner bu konuşmayı bu kadar coşkulu bir biçimde yapamayacaktı. Sedat, Knesset’te yaptığı konuşmada İsraillilere ve onlarla birlikte sorunun efendilerine özellikle de ABD ve İngiltere’ye şöyle hitap etmişti: “ Siz bizimle dünyanın bu bölgesinde yaşamak istiyorsunuz ben de size bütün samimiyetimle: Sizi güvenlik ve emniyet ile karşılıyoruz diyorum. Sorunun yüzde 70’ni oluşturan psikolojik engeli kırmak için neden dürüstlük, inanç ve samimiyetle ellerimizi birbirimize uzatmıyoruz? Neden barış için, tehdit etmeyip koruyan, gelecek nesillerimize inşa, kalkınma ve insanın yükselmesine yönelik insanlık mesajının ışığını taşıyacak yüksek bir anıt dikmiyoruz. Bunun için neden erkeklerin cesareti ve daha yüksek bir hedef için hayatlarını feda eden kahramanların kayıpları ile karşı koymuyoruz…” Kudüs için de şöyle demişti: “Hiç kimse Kudüs’ün özel statüsünün ilhak ya da genişleme çerçevesinde değiştiremez. Bu kabul edilemez. Kudüs, tüm inanlara açık özgür bir şehir olmalıdır.”

Yüzyılın Anlaşmasının taşıyıcısı, birkaç milyar doların, her halükarda yerine getirileceğinin garantisi olmayan ABD taahhütleri dozunun, Filistinlileri “refah uzlaşı cenneti” hayaline inandırmanın, Mısır-İsrail, Ürdün - İsrail barış anlaşmaları ve Arafat’ın onları takip eden ve Oslo Anlaşması adıyla bilinen adımının üstesinden gelemedikleri sorunun üstesinden gelebileceğini sandı. Bu nedenle, çalıştaya katılan iş adamlarına: “ Filistin-İsrail barış planı için ekonomik bir yol üzerinde anlaşmak barış için gerekli bir koşuldur. Adil siyasi çözüm olmadan Filistin halkının refah ve kalkınması gerçekleşmeyecektir. Filistinlilere şunu söylemek istiyorum: Başkan Trump’ın size mesajı, yaşanan zorluklara rağmen ABD, onur ve fırsatların yaratılması üzerine inşa edilmiş daha iyi bir gelecek için size yardım etmeye çalışıyor…” diye seslenmişti. İştahları daha çok kabartmak için de pazarlamasını üstlendiği planın, 10 yıl boyunca 50 milyar dolar değerinde bir yatırım paketi hazırladığını, Filistin topraklarında bir altyapı tesis etmeye, bölgede güvenlik durumunu iyileştirmenin yanı sıra Batı Şeria ile Gazze Şeridini birbirine bağlamaya çalıştığını ekledi. Gazetemiz Şarkul Avsat’a verdiği demeçte ise, Yüzyılın Anlaşmasının amacı rüşvet değil insanların durumunu iyileştirmek olan bir ekonomik plan olduğunu ifade etti. Bu sözlerine: “Filistinliler, ABD'nin önerdiği ekonomik pakete katılmayarak fırsatı kaçırıyorlar” açıklamasını eklediğinde Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Filistin Ulusal Yönetimi kurmaylarından yüksek ve hızlı bir karşılık geldi. Filistinliler Kushner’ın planının Balfour Deklarasyonuna benzediğinin altını çizdiler. Kudüs ve Filistin Toprakları Müftüsü Muhammed Hüseyin, “Yüzyılın Anlaşması” ile  “herhangi bir şekilde ilgilenmenin haram olduğu” fetvasını verdi. Bu fetvayı vermesinin nedeni, fetvanın yayınlandığı günde Mahmud Abbas’ın (11 Şubat 2020) New York’taki Güvenlik Konseyi oturumunda üyelerine, Tunus ve Endonezya’nın hazırladığı ve söz konusu planı kınayan karar tasarısını oylamaları talebinde bulunan bir konuşma yapmasıydı.

Aynı bağlamda, Kushner’ın anlaşmayı pazarlama gayreti ortasında bir Arap denklemine bağlılık da dile getirildi. Suudi Arabistan Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Adil el-Cubeyr, bu denklem hakkında şu ifadeyi kullandı: “Bu konuda son karar sahibi Filistinlilerdir. Çünkü bu onların davasıdır. Benzer bir şekilde, Filistinlilerin kabul edeceği her şey başkaları tarafından da kabul edilecektir”. Suudi bakan, adil bir uzlaşının tarafını tutmayan, sanki kendi demir sandıklarındaki varlıklarmış gibi İsrail tarafına diplomatik ve coğrafi ihsanlarda bulunanların, İsrail’in işine yarayacak formülü sunan anlaşmanın sahiplerine bir hatırlatmada da bulundu. Burada atıfta bulunduğumuz hatırlatma, İsrail’in daha önce reddettiği, birbirini takip eden ABD idarelerinin kendisine gereken önemi vermediği Arap Barış Girişimi ile bağlantılıdır. Son üç ABD başkanının, İsrail’in fanatikliğini destekleyen bir politika benimsemeleri ABD’nin itibarını tamiri olmayacak derecede zedeledi. Öyle ki Mahmud Abbas en sonunda Güvenlik Konseyi’nde hem de en yüksek perdeden şunları söylemek zorunda kaldı: “ Bugün, 13 milyon Filistinli adına, Güvenlik Konseyi’nde sizlere, ABD’nin önerdiği anlaşmayı kesin ve kapsamlı bir şekilde reddettiğimizi iletmek için bulunuyorum. Keza ABD’nin çatışmanın iki tarafı arasındaki müzakerelerin tek arabulucusu kalmasının kabul edilemez olduğunu ifade etmek için de”. AB ülkeleri ile Bağlantısızlar Hareketi ülkelerinin anlaşmaya verdikleri tepkide hem “ABD çabalarını takdir etmeleri” hem de 1967 sınırları temelinde müzakere yoluyla iki devletli çözümün altını çizmeleri de Abbas’ı itirazının seviyesini yükseltmesine teşvik etmişti.

ABD’nin özellikle planı hazırlayan kişi, Başkanın damadı ve güvenilir bir adamı olduğu için plan üzerinde ısrar etmesi tanıdık ve neredeyse anlaşılırdır. Eleştirilen nokta şu, bir mal, anlaşma ya da girişimi pazarlayan öncelikle pazarladığı şeyi süslemeleri ve getirilerinin faydalarını göstermelidir.  Ama ABD idaresi bunun yerine anlaşmayı pazarlama aşamasında, Filistin Yönetimine sunduğu güvenlik yardımlarını damat Kushner’ın planına vereceği karşılığa bağladı. Oysa bunu yapmamış olsaydı belki de bugün Filistinlilerin anlaşmaya karşı tutumları daha esnek olabilirdi.

Kushner’ın bir yıl önce (Nisan 2019) belirlemiş olduğu tarihe birkaç hafta kaldı. Kushner, vaatlere, verilere ya da kayınbabası Başkan Trump’ın yeniden seçilmesini sağlamak amacına dayanarak, ramazan bayramından sonra Yüzyılın Anlaşmasını sunacağını açıkladı ve şunu söyledi: “ Plan, iki taraftan da tavizler gerektirecek. Plana yönelik bir anlayış olmalıdır”.

Geçen yıl bu tarihin belirlenmesinden bir ay önce (26 Mart 2019’da) Trump ABD’si Netanyahu İsraili’ne Harry Truman dışında daha önce hiçbir ABD yönetiminin bulunmadığı bir cömertlikte bulundu. Başkan Trump, 25 Mart 2019’da Netanyahu’yu abartılı bir memnuniyet, hayreti mucip bir Trump cömertliği ile karşıladı. Kurmayları önünde Netanyahu’ya ABD’nin İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıyan kararı hediye etti. Televizyonlarından kendisini takip eden tüm insanların önünde, ne hediye edenin ne de hediyeyi alanın sahip olmadığı hediyeye imzasını attı. İki müttefikin, üzerinde Trump’ın imzasının bulunduğu belgeyi tutarken yayınlanan görüntüleri, doğrudan damadının pazarladığı plana zarar vermişti. Bu hediye ile birlikte Trump’ın kendisine ayrıca Şeba Çiftliklerini, Aralık 2017’de İsrail’in başkenti olarak tanıdığı, ABD Büyükelçiliğini taşıdığı Kudüs’ü İsrail’in birleşik başkenti olarak tanıma hediyesini vaat etmesi, hem Arap hem de uluslararası açıdan damadının görevini zorlaştırdı. Bütün bu gelişmeler, kumlu bir araziye yüksek bir kule inşa etme projesine benziyordu.

İkinci kez başkan seçilmeyi uman Trump ile müttefiki ABD yönetiminden elde ettiği kazanımların kendisini yolsuzlukla yargılanmaktan kurtaracağına güvenen Netanyahu böyle bir gönül rahatlığı içinde iken Çin’den yola çıkıp kara, deniz ve hava yoluyla dünyayı istila eden ve tek bir devletin bile kendisinden kurtulamadığı “yüzyılın virüsü” (korona) başladı. Bu virüs istilası ışığında siyasi kaygıların çoğu ikinci plana itildi. Odak noktası, Kushner’ın ramazan bayramından sonra sunmaya hazırlandığı Yüzyılın Anlaşması dahil diğer siyasi meselelerden aşıyı bulmaya kaydı. Koronavirüsü, bu anlaşmayı yeniden pazarlama arayışları olasılığını da önüne katıp götürdü. Yüzyılın virüsü, gerek beş büyükler gerekse diğer dünya ülkeleri istisnasız herkes için yaşam ve varlıkların temeline yönelik bir korku durumu teşkil etti. Bu durum ancak, geçmişte uzay, Irak’ta ve bugün Suriye’de olduğu gibi başka ülkeleri istila ettikten sonra zenginliklerini yağmalamakta yarışan ülkelerin bugün kendisi için yarıştığı aşı mucizesi gerçekleştiğinde ortadan kalkabilir. Eğer “yüzyılın virüsü” (koronanın) önüne kattıkları arasında siyasi, ekonomik, mali ve yaşam yönüyle Yüzyılın Anlaşmasının da olduğunu varsayarsak doğrusu bu varsayımımızda aşırıya kaçmış sayılmayız. Filistinliler ve Arap kardeşlerimiz bayram namazını kılacak ve birbirlerini kutlayacaklar.

ABD merkezli Foreign Policy dergisinde yayınlanan makalesinde İsrailli generalin, 40 yıl önce sunulan plan ile aynı olduğunu belirttiği Yüzyılın Anlaşmasına gelince, hem asıl hem de kopya metin bir gerçeğin görmezden gelinmesinden ibarettir. O da herhangi bir işgalin, Balfour’un verdiği gibi bir deklarasyona dayanarak kurulan herhangi bir devlet ve oluşumun er geç yok olacağıdır. Başkan Trump yönetiminin, ülkesinin yargısı tarafından yolsuzlukla suçlanan ve başbakanlığını rakibi General Gantz ile paylaşan Netanyahu’ya verdiği destek ile doruğa ulaşan ABD desteği ile ayakta durabilen bir devletin sonunun er geç dağılmak olacağı gerçeğidir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya