Kahire’deki aslından ibret almayan Tunus dalı

Kahire’deki aslından ibret almayan Tunus dalı

Perşembe, 18 Haziran, 2020 - 14:45
Süleyman Cevdet
Mısırlı araştırmacı yazar

Allah, Hasan el-Benna’nın küçük kardeşi Cemal el-Benna’nın ömrünü bu günleri görecek kadar uzatmış olsaydı, ağabeyinin kurduğu Müslüman Kardeşler’i tanımlamak için kullanmış olduğu söz başka bir boyut kazanırdı.

Vefat ettiğinde yaşı seksenin üzerindeydi. Vefatından birkaç yıl önce, Müslüman Kardeşler ile deneyimini, onun hakkındaki gözlemlerini özetleyen bir söz kullanmıştı. Bu ifade Hasan el-Benna cemaatinin eylemlerini yöneten zihniyeti tanımlayan en doğru sözdü ve öyle olmaya da devam ediyor.

Bugüne kadar yaşamış olsaydı, bu sözün ona ait olduğunu, eşsiz, benzersiz ve sahibinin parmak izlerini taşıdığı için adı anılmadan kullanılmamasını sağlayan fikri mülkiyet listesine kaydetmesi gerekirdi.

Bahsettiğimiz söz şudur: Bu örgüt ne yaşadıklarından ibret alır ne de unutur!

Hasan el-Benna Müslüman Kardeşler’i 1928 yılında kurmuşsa örgüt, başında olduğumuz 10 yılın sonlarında 100’üncü yıldönümünü kutlayacak demektir. Ama daha da önemli olan, bu yüzyılın bir krizler ve sıkıntılar sürecinin tarihini kaydedecek olmasıdır.

Bu yüzyıl sona erdiğinde örgütün, hatalarından ders çıkarmayıp yaşadıklarını unutmak istemeyerek yaşadığını, özellikle bu sonuncusunun ardı ardına yaşadığı krizlerin, yoluna çıkan sıkıntıların kaynağı olduğunu kaydedecektir.

Müslüman Kardeşler, yaşadığı sıkıntılarda ders almaya ve unutmaya, hem kendini hem de Arap başkentlerini bu durmayan, çaba, zaman, mal ve can kaybına neden olan kanamadan kurtarmaya karar verse ne olurdu?

Başlangıçta Cemal el-Benna’nın bu sözü ile Kahire’deki ana örgütü kastettiği sanılıyordu.

Kahire dışındaki dalın, kökün muzdarip olduğu bu hastalıklardan, özellikle de ders çıkarmama ve unutamama hastalığından kendisini koruduğu zannediliyordu. Ne var ki, bunun doğru olmadığı, kök gibi dalın da Cemal el-Benna’nın gözlemlediği ve şifa bulmasını umduğu hastalıktan mustarip olduğu açığa çıktı.

Müslüman Kardeşler’in dallarından biri olan Nahda Hareketi’nin, bugünlerde Tunus sahnesinde en çok görünen dallardan biri olması ve son seçimlerde parlamentoda çoğunluğu ele geçirmesinden bu yana başlattığı tartışmalar, hastalığın genlerle kökten dala taşındığının yeni bir kanıtıdır. Dalın, bu hastalığını tedavi edemediğinin ve salgın ile mücadele edemediğinin bir ispatıdır. Hastalık ve salgın, el-Benna’nın örgütüne mensup olmanın gerekliliklerindendir. Dalın fikirlerinin kaynağında kökün yer alması veya dalın bu kaynaktan içmesi zorunludur.

Raşid Gannuşi’nin lideri olduğu Hareket, Tunus parlamentosunda çoğunluğa sahip ama bu ona, ülkesindeki diğer ortakların fikrini sormadan kendi kendine karar alma hakkı vermiyor. Ancak kendisi bu şekilde hareket ediyor. Parlamentoda sahip olduğu çoğunluğun kendisine bu hak ile kavgacı bir politika izleme, paylaşımcı olmama hakkı vermediğini bildiğine şüphe yok. Parlamentoyu oluşturan diğer siyasi parti ve bloklara verilen haklar dışında hakları olmadığının da farkında.

Nahda Hareketi bir dal, Kahire’deki cemaat de kök olduğu için, Hareket’in Cemaat’in deneyiminden ibret alacağı, Kahire’de olup bitenleri göz önüne alarak aynı yolda yürümekten kaçınacağı umut ediliyordu. Aynı sonuca ulaşmamak, aynı hikayeyi tekrarlamamak, sandıkta kendisine oy veren, onu seçen ve çoğunluğu elde etmesini sağlayan seçmenin kendisine karşı çıkmaması için Kahire deneyiminden ibret alacağı umuluyordu.

Evet, bu umut ediliyordu. Fakat görünen o ki, küçük kardeşin sözü, kökü ve dalları ile örgütün yazılı kaderiydi. Ne kadar farklı görünmeye çalışırlarsa çalışsınlar değişmeyen doğalarıydı.

Nahda Hareketi parlamentonun sahibiymiş gibi davranıyor. Oturumlara katılan ve sözleri kayıtlara geçen ortaklarını dikkate almadan istediği yasaları parlamentodan geçirebilirmiş gibi hareket ediyor. Hareket’in lideri ve aynı zamanda Parlamento Başkanı olan Gannuşi, sanki 217 milletvekili  (parlamentodaki toplam milletvekili sayısı) kendisine vekaletname vermiş gibi davranıyor. Ülkesinin dışında sadece milletvekilleri değil de tüm Tunus halkı kendisine bu yetkiyi vermiş gibi davranıyor ve konuşuyor. Daha önce Kahire’de Müslüman Kardeşlerin yürüdüğü ve sonuçlarını herkesin bildiği diğerleri ile çatışma yolunda yürüdüğünü fark etmiyor.

Kahire’deki ana örgüt, paylaşma değil de çatışma yolunu seçmişti. Bu, ülkeyi yönettiği bir yıl boyunca, çevresinde bulunan ve ülkenin yönetiminde ortakları olan diğer güçleri görmeyip sadece kendisini görmesine neden oldu. Hepimizin hatırladığı olaylar bu yüzden yaşandı. Bu nedenle, ülkesinin kamuoyunda iktidarda iken ders almayan, iktidarının sona ermesinden sonra ise bunu unutmak istemeyen bir örgüt olarak görüldü.

Gannuşi işte bunu görmek ve anlamak istemiyor. Halbuki Kahire’de Müslüman Kardeşler yönetiminin devrilmesinden hemen sonraki dönemde çekinerek, Tunus'taki diğer siyasi akımlarla birlikte yetki ve gücü paylaşmaya istekli olduğunu göstermişti. Çekişmeden hoşlanmıyormuş gibi görünmüştü.

Ama çok geçmeden aslına geri döndü. Başkanı olduğu parlamentonun ne kendisinden ne de gündeminden haberi olmadan Türkiye’yi ziyaret etti ve cumhurbaşkanı ile buluştu. Ülkesinin cumhurbaşkanının bile bu ziyaretten ve her Tunus vatandaşının önceden bilmesi gereken nedenlerinden haberi yoktu.

Tunus’ta herkesin kendisine karşı ayaklanmasının nedeni de buydu. Nahda Hareketi’nin sözcüsünün yaptığı, bu ziyaretin Gannuşi parlamento başkanı olmadan önce kararlaştırıldığı ve kişisel bir ziyaret olduğu açıklaması da ikna edici olmadı. Bu gerekçe ikna edici değildi çünkü akıllıları kandıramazdı.

Bu ziyaretin yarattığı fırtına biraz dinmişti ki, Libya’nın başkenti Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklediği yönünde açıklamalar yaparak başka bir fırtına yarattı.

Çatışmanın taraflarını aynı masaya oturtacak, Libyalıların zenginliklerini koruyup UMH tarafından harcanmamasını sağlayacak bir çözüm bulmak yerine ülkesini Libya’daki iç çatışmaya dahil etti.

Bu yüzden, Tunus’taki 7 siyasi parti bir anda tek bir hedef için bir araya geldi: Nahda Hareketi liderinden hesap sormak ve parlamento başkanı olarak kendisine verilen güvenoyunu çekmek. Bunun üzerine Özgür Anayasa Partisi ile Nahda Hareketi arasındaki çekişme şiddetlendi. Partinin Genel Başkanı Abir Musa: Gerçeği ortaya çıkarmak ve politik yaşamdaki sahneyi temizlemek için sonuna kadar gideceğiz, sloganını yükseltti.

Keşke Gannuşi kavganın bir işe yaramadığı ve katılımın tek çözüm olduğu gerçeğini dikkate alsa. Parlamento başkanı olmasının kendisine, hesabından istediği kadar çekmesine izin veren açık bir çek vermediğini ve Tunus’un kendisi kadar başkalarına da ait olduğu gerçeğinin farkında olsa.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya