Kimin yönettiği ve nasıl yönetildiği arasında Libya

Kimin yönettiği ve nasıl yönetildiği arasında Libya

Pazartesi, 13 Temmuz, 2020 - 10:30

Kanın düğünü olur mu? İspanyol oyun yazarı Garcia Lorca “Kanlı Düğün” adını verdiği oyununda bunun olabileceğini söyler. Bu oyun Lorca’nın dini mitler, cehalet, kan ve intikam üreten bir geri kalmışlık sarmalında yaşayan İspanya’daki politik ve sosyal koşullar etrafında dönen eserlerinden birisidir.

Bütün bunlar şiddet içeren bir siyasi zorbalığın üretimine katkıda bulundu. Bu oyunu yazmasından 3 yıl sonra Lorca, diktatör General Franco’nun adamları tarafından öldürüldü. İspanya İç Savaşı, bu oyunun somutlaşmış haliydi. Sahnelendiği yer anavatanın bedeni, oyuncular da savaşçılardı. Savaş başlangıçta kralcılar ile cumhuriyetçiler arasındaydı. Daha sonra kapsamı genişledi. Ardından savaş alanlarına akan silah ve savaşçı desteğiyle dış müdahale başladı. Nitekim General Franco ilk başta Faslı savaşçılara güveniyordu. Daha sonra kraliyet destekçileri de kendisine katıldı. Savaş boyunca hem kralcılar hem de cumhuriyetçiler dışarıdan destek aldılar. Kanlı düğün, geri kalmışlık, kin ve nefret müziği, diktatörün iktidar çılgınlığının alkışları eşliğindeki kanlı dansı ile İspanya’nın tamamına yayıldı.

İlk kurşun, “Ülkeyi ben yöneteceğim” silahından çıktı ve ardından İspanya yıllar süren bir kan deryasına boğuldu.

Libya’da ise iç savaşı ve kanı tetikleyen, çeşitli nedenleri olan öfkeydi. Bu nedenleri birçok kişi açığa çıkarmaya çalıştı ve halen de çalışıyor.

Oluk oluk kan akmasına ve ülkenin dört bir yanında gruplar halinde gençlerin ölmesine yol açan şiddetli çatışmalardan sonra Libya’da da son derece karmaşık bir politik ve askeri sahne ortaya çıktı. Neredeyse herkes Libyalı taraflar arasında bir diyalog mekanizması kurulması yoluyla barışçıl siyasi çözümden bahsediyor ancak bu sesler çoğu zaman sahada güç dengelerinin değişmesini gözleyen ve bekleyen kurnazlığın sesi oluyor.

Libya’nın yakasını bırakmayan coğrafya lanetinin eski ve modern tarihi boyunca acımasız ve sert etkileri oldu. Libya ırmakların olmadığı, yağmurun yağmadığı çorak bir çöl ortasında bulunan bir coğrafi yapı, insanları kendisinden kaçıran bir mekandı. Zira yaşam temelde insanların kıyısına yerleşip evlerini inşa ettikleri ve toprağı ekip biçtikleri ırmak ve su kaynaklarının etrafında gelişir. Bu yerleşimden yasalar doğar. Yasalar da birlikte yaşama zihniyetini dayatır. Komşular anlaşmazlığa düştüklerinde hiçbiri komşusuna düşman olup bulunduğu yeri terk edemez. Çünkü evini ve ağaçlarını devenin sırtına yükleyip engin çölde kendisine başka bir yaşam yeri arayamaz. Çöl yaşamının aksine yerleşik hayatta anlaşmazlıkları çözmek için anlaşma, taviz verme ve yasalara başvurmaktan başka çare yoktur. Libya, Cezayir’den sonra komşularına göre en büyük yüzölçümüne sahip ama aynı zamanda nüfusu en az olan bir ülkedir.

Halkı birbirinden uzak ve seyrek nüfuslu bölgelerde yaşamaktadır. Bugün bile yaşadıkları bölgeyi anavatan olarak adlandıran gruplar vardır.

Akdeniz ile Afrika arasında ticaret yapmak veya doğudan gelen Müslüman fatihler ya da batıdan gelen Fatimiler gibi bu bölgenin doğusuna ya da batısına geçmek isteyenler olsun Fenikelilerden beri bu topraklara geliş nedeni maddi kazançlardan ziyade coğrafyaydı. Geniş ve seyrek nüfuslu bu ülkeye toprak, coğrafi değerinin yanında bir değer daha ekledi; o da petroldü. Bu keşif ile birçokları ülkeyi avcıların avlamak için fırsat kolladıkları bir ava benzetmeye başladı. Libya, birbirinden uzak bölgelerde yaşayan halkı arasında anlaşmazlık rüzgarları estiğinde avcıların istila etmeye hazırlandıkları bir ülke haline geldi. Romalılardan Arap fetihleri sonrası, Osmanlı dönemi ve İtalyan işgaline Libya’nın tanık olduğu yönetim formülleri arasında çok büyük farklar vardı. Bağımsızlıktan sonra ise Libyalılar tek bir adamın yönetimine dayanan formülü benimsedi. Bu adam, sahip olduğu siyasi ve manevi miras nedeniyle Kral İdris es-Senusi idi. Kendisi güçlü bir kabileden değildi ama dedesi Cezayir’den gelen bir sufi ve fakihti. Çoğunluk tarafından kabul edilen bir sembol olmasını sağlayan nitelik ve meziyetleri de bunlardı. Yeni rejim ülkenin nasıl yönetileceği kurallarından ziyade kimin yöneteceği üzerine kuruldu. Anayasal monarşi ile yönetilen ülkede yasaların, devletin idari mekanizmasına ilişkin kuralları belirlediği doğru ama aslında kararları kral alıyordu. Hükümeti atayan ve fesheden, ülkenin politikasını çizen oydu. 1 Eylül 1969’daki darbe ve monarşi rejiminin devrilmesinden sonra hayata geçirilmeyen bir anayasa bildirgesi yayınlandı. Devrim Konseyi üyeleri arasında daha en başında yönetim kuralları konusunda ihtilaf baş gösterdi.

Böylece istifalar ve darbe girişimleri dizisi başladı. Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın Libya’daki temsilcisi eski Mısırlı istihbaratçı Fethi el-Dib “Abdunnasır ve Sevretu Libya” (Abdunnasır ve Libya Devrimi) adlı kitabında söz konusu dönemin arka planından detaylı bir şekilde bahseder. Gizli ve açıktan yürütülen savaşların tamamının nedeni ülkenin nasıl yönetileceği değil kimin yöneteceğiydi. Libya’daki ilk siyasi örgüt olan Arap Sosyalist Birliği, onu yürürlükten kaldıran bir yasa olmadan ortadan kayboldu. Cemahiriye rejiminin deklare edilmesi ve konferanslar yapılıp halk komitelerinin kurulmasından sonra Muammer Kaddafi, “Kardeş Albay”dan  “Kardeş Lider”e dönüştü. Ülkeyi kimin yöneteceği meselesi çözüldü. Fakat o günden bu yana ülkenin nasıl yönetileceği meselesi güçlü, ciddi ve nesnel bir şekilde ele alınmadı. Gerçek bir kanlı düğün olan iç savaştan sonra dahi bu gerçekleşmedi. Bir anayasa taslağı yayınlanmasına, durmadan referandum ve seçimlerden bahsedilmesine karşın “ülkeyi kim yönetecek” virüsü “ülke nasıl yönetilecek” sorusunu şiddetle bastıran kanlı bir etken olmayı sürdürdü.

Bugün Libya’da kapılar yabancı müdahalelere sonuna kadar açık. Ulusal karar, kanlı anlaşmazlığın rüzgarına kapılmış. Mesele artık müdahalecilerin ağzının suyunu akıtan çıkarlar uğruna girişilen bir yarış olmaktan çıkıp ülkenin konumu ve zenginliklerine yönelik hırs ve açgözlülüğe dönüştü. Anavatanı kurtarmak için gönderildiklerine inanan bütün taraflar ise bu öldürücü virüsün esirlerinden başka bir şey değiller.

Burada şu sorulmalı: Ülke bu kanlı düğünden nasıl kurtulabilir ve çıkış yolu nedir?

Bu soruya yanıt olarak hazır bir reçete önermek zor. Fakat felaketin, görevlerin ve ülkenin birlik ile varlığını hedef alan yakın tehdidin ağırlığı, Libya topraklarındaki etkin yabancı güçleri uyaran bir alarm olabilir. Onları alınan kararlarda hiçbir etkisi kalmayan bütün Libyalı taraflara dayatabilecekleri bir çözüm üzerinde uzlaşmaya zorlayabilir. Libya meselesinde aktif yabancı güçler, ülkenin bölünmesi durumunda yangının zehirli alevlerinden kendilerinin de çokça zarar göreceklerinin farkına vardılar.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya