Ayasofya gerçeği: Dinen kabul edilebilir mi?

Ayasofya gerçeği: Dinen kabul edilebilir mi?

Cuma, 17 Temmuz, 2020 - 14:30
Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü

Bir aydan fazla bir süre boyunca Erdoğan'ın yeni adımı olan Ayasofya Kilisesi’nin yeniden camiye dönüştürülmesi haberlerini takip ediyorum. 1453 tarihinde Konstantinopolis'in fethi ile camiye dönüşen kilise, 1934 yılında Mustafa Kemal tarafından müzeye dönüştürülmüştü.

İslam'ın başlangıcından itibaren kiliseleri camiye dönüştürmek veya yok etmek bir dini davranış biçimi değildi. Bu bana mahsus bir fikir değil. Nitekim Kuran-ı Kerim’de de geçtiği üzere bu temel bir ilkedir:

“Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah mutlak güç sahibidir.” (Hac: 22/40)

Ulusların, devletlerin ve dinlerin bu çeşitliliği, insan dünyasında bir denge kuralıdır (insanların bazılarını diğerleriyle defetmek). Bu denge unsuru, insanların yaşam özgürlüklerini, anavatanlarını, dinlerini ve ibadet yerlerini muhafaza altına alır. Hac Suresi’nin 40’ıncı ayetinin başında Hz. Peygamber'e tabi olan Kureyşlilerin yurtlarından sürülmesinden söz eder. Ayette geçtiği üzere, “Onlar sırf ‘Rabbimiz Allah’tır’ dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir.” Sünnetullah, Allah’ın çokça zikredildiği çeşitli mabetlerin korunmasını sağlayan bu dengeyi muhafaza etmeyi gerektirir. Allah, ibadet özgürlüğü ve mabetlerin korunması için olan bu düzenlemeyi kabul edenleri ve destekleyenleri desteklemektedir.

Bundan dolayı mabetleri dönüştürmek veya yok etmek Kuran-ı Kerim’de belirtildiği üzere dini davranış değildir. Bunun herhangi bir şekilde gerçekleşmesi durumunda ümitler, bu dengenin yeniden kurulması yönünde olacaktır. Çünkü bu Allah’ın sünnetlerinden biridir ve mutlak güç sahibi odur.

Kuran’ı Kerim’de bu durumu bütünüyle açığa kavuşturan bir diğer ayet ise şöyledir:

“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış olan kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan menetmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.” (Mümtehine: 60/8)

Müslümanlar iki durum dışında insanlığın geri kalanı ile olan muamelesinde iyiliği ve adaleti gözetmeye memurdur: Dininizden dolayı size saldırılması (mabetlerinizi yıkmak ve sizi dininizden geri döndürmek için) ve Kureyşlilere yapıldığı gibi yurdunuzdan sürüldüğünüzde. Her iki durumda dininizi ve vatanınızı savunmak zorundasınız. Bir önceki ayete geri dönersek, ayette daimi bir düşmanlığın olmamasından söz ediliyor. Dolayısıyla düşmanlar arasında merhamet ve sevginin ikame olması için ‘mabetleri yıkmak ve sürmek’ gibi iki eylemden sakınılması gerekiyor. “Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah, hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” Mümtehine: 60/7)

Gerçekten de ibadet yerlerinin dönüşüm ve yıkımdan korunması, Müslümanların son yıllardaki bireysel beyanatında da temel bir unsur haline gelmiştir. Dünya Barışı ve Birlikte Yaşamak için İnsan Kardeşliği Belgesi, Mekke Deklarasyonu ve Yeni Hilfü'l-Fudûl Bildirgesi bunlardan bazılarıdır.

Meseleyi bu kadar uzatıyor olmamın sebebi, başkalarının mabetlerini yıkmanın veya dönüştürmenin ne dini bir talep ne de ahlaki bir eylem olduğunu söylemek içindir. İnsanlar arasındaki ilişkilerin ölçüsünün ‘adalet ve iyilik’ olduğunun bildirildiği Kuran Kerim’de yer alan bir diğer ayet ise şudur: “Ey insanlar! Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat: 49/13)

Kuran tarafından yasaklanan bu eylem tarihimizde gerçekleşti mi? Evet. Fakat bu dini bir eylem değildi, bilakis fetih ve hakimiyetin bir alameti olarak yapılan bir eylemdi. Ömer bin Hattab, Kudüs'te bir kiliseyi ziyareti sırasında namaz vaktinin girmesiyle birlikte kendisine namaz kılması için yer gösterilince şöyle cevap verir:

“Benden sonra bir emirin ya da cahil birinin bunu kendisi için delil olarak göstermesini istemem.”

Velîd bin Abdülmelik, Şam’da John Baptist Kilisesi'nin topraklarının bir bölümüne Emevî Camii'ni inşa etmişti. Ömer bin Abdulaziz kendisinden beş yıl sonra geldi ve yakında bulunan Guta’daki 14 kiliseyle Ortodoks dini yetkililerini razı edene kadar uzun süre müzakerelerde bulundu. Ömer bin Abdülaziz yine de bundan hoşnut değildi ki şu cümleleri kurdu: “Allah’a yemin olsun ki, eğer razı olmasalardı camiyi yıkardım. Çünkü gasp edilmiş bir topraktaki namaz sahih olmaz.”

Avrupa ve İslam Ortaçağ'ındaki fetih hareketleri eziyet ve harekete dayanıyordu. Zira Kuran-ı Kerim’de belirtildiği üzere insanın haysiyetine ve onuruna yönelik en büyük hakaret dini için onunla savaşmak ve onu vatanından çıkarmaktır.

Mustafa Kemal Atatürk, siyasi ve stratejik olarak iki akıllıca şey yaptı: “Başkenti Ankara'ya taşımak ve Ayasofya camisini her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği bir müzeye dönüştürmek.”  Atatürk dini ve milliyetçi duyguları izale etti. Bununla birlikte ülkenin ne alanı daraldı ne de saygınlığı azaldı, bilakis Türkiye’nin saygınlığı arttı. Öyleyse neden mezarları kazıyorsunuz? Zaman değişti, zihniyetler değişti, değerler ve ahlak değişti. Buna kulak verilmemesinin ceremesini gelecekteki masum halklar çekecektir.

Erdoğan’ın Ayasofya’yı camiye dönüştürmesi eğer dini bir eylem değilse nedir? Takip ettiği politikanın bir gereği midir?

Türkiye’nin içini yakından bilmiyorum. Bazı insanlar Erdoğan’ın attığı bu adımdan memnun olabilirler. Nitekim Lübnan'daki bazı şeyhlerimizin de bunu sevinç içindeki tezahüratlarıyla karşıladıklarına tanık oldum. Fakat kesin olarak söyleyebilirim ki siyasi olarak atılan böyle bir adım ne Müslümanların ne de İslam’ın çıkarınadır. Ezher ve Suudi Arabistan’daki alimlerinin söylediği şey de budur. Dünya üzerinde dinimize iyi bir nazarla bakılmıyor. Dünya çapında İslam adına yapılan şiddet ve işlenen suçların hepsi bunu besliyor. Suriye ve Irak'ta’ kiliselerin yıkılması, insan haysiyetine ve onuruna dokunulması’ daha sonra gelen nesillerce de unutulmayacak kötü izlenimler bıraktı.

Erdoğan'ın bu davranışındaki çıkarı nedir? Fatih’e ya da Büyük Süleyman'a mı benzemeye çalışıyor. İnsanlar onunla birlikte ülkedeki Kürt sorununun çözülmesini ve ülkenin ekonomik anlamda kalkınmasını umuyorlardı. Şu anda kalkınmada bir düşüşle birlikte Türk lirası da değer kaybediyor.

“Sıfır sorundan düzinelerce soruna ve savaşa… Amerika ile Rusya arasında mekik dokumaya. Ey büyük fatih!”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Ayasofya konusunda atmış olduğu bu adım, laik ve Müslüman Türkiye için zararlıdır, İslam için zararlıdır. Bu akıllıca atılmış politik bir adım değildir. Mutlak güç ve kudret sahibi yalnızca Allah’tır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya