Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Türkiye’de muhalefet Erdoğan’ın Arap dünyası ile ilişkisine karşı mı?

Türkiye’de muhalefet Erdoğan’ın Arap dünyası ile ilişkisine karşı mı?

Pazar, 2 Ağustos, 2020 - 11:15

Recep Tayyip Erdoğan 1945 doğumlu yani şu anda 75 yaşında. Sırtının eğilmeye başladığı doğru ama istek ve arzuları gökyüzüne ulaşıyor. Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olması için önünde iki yıl var. Takiyye yapmak ve sakin bir şekilde hareket etmek için yeterli zamanı olmadığını hissettiği için de projesinin üzerindeki örtüyü hızla kaldırdı. Zira iç sorunları kötüleşmeye, rakipleri artmaya, muhalifleri çoğalmaya başladı. Erdoğan’ın zihninde bir proje var ve onun için hem içeride hem de dışarıda savaşıyor.

Erdoğan’ın Libya, Suriye ve Irak’ta yapıp ettikleri sadece bir kişisel hırs ve hayal mi yoksa muhalifleri dahil bütün partilerin kabul ettiği ve bir devlet olarak Türkiye’ye ait hırslar mı?

AK Parti karşıtı Türk muhalefetinin veya AK Parti’den ayrılıp kendi bağımsız partilerini kuran Davutoğlu ve Babacan ile ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’dan her birinin Erdoğan’ın özellikle bölgemizdeki dış politikalarına karşı açıklamış oldukları farklı tutumları bulunuyor.

Türkiye’de muhalefet Erdoğan’ın Arap dünyası ile ilişkisine karşı mı? Maceralarına karşı mı? Türk askerlerini Türkiye sınırları dışına göndermesine karşı mı? Arap ülkelerinin iç işlerine karışmasına karşı mı? Mısır, Suudi Arabistan, Suriye, Yemen, Irak ve BAE gibi Arap ülkelerine karşı açık ve net düşmanlığına karşı mı yoksa prensipte kendisi ile anlaşıyor, metot ve üslupta mı kendisi ile ihtilaf ediyor?

AK Parti’nin kurucularından biri olan ama Erdoğan ile arasındaki anlaşmazlıklar arttıktan sonra partiden ayrılıp kendi partisini kurarak muhalefeti seçen Davutoğlu, konuk olduğu “360 Derece” programında şu açıklamada bulundu: “ Perde arkasında neler olduğu hakkında konuşmalıyım. Libya’da Mısır ve Türkiye arasındaki bir çatışma Türkiye’nin lehine olmayacaktır. Ancak Mısır veya bir başkası istediği için Libya’dan çekilmemiz doğru olmaz. Aksine Türkiye’nin gücünü akıllıca kullanması gerekiyor.”

“Turkeyalaan” haber sitesine göre Davutoğlu, daha sonra Erdoğan’a hitap ederek şunları ekledi: “Tunus ve Cezayir ile ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz. Arap hattını korumalıyız. Fransa AB’nin Libya’daki tek temsilcisi değil. İtalya ve Almanya ile ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz. ABD ve Rusya’nın etkinliklerini artırmasının sonuçları göz önünde tutulmalıdır. Rusya ile oturup açıkça konuşmalı ve Suriye’de işbirliği yaparken Libya’da karşı karşıya gelmeyelim demeliyiz. Eğer makul bir sonuca ulaşırsak gerektiğinde oturup Mısır ile de konuşmalıyız.”

Fark ettiğimiz gibi Davutoğlu, müdahalelere kapıyı açık bırakıyor. Erdoğan ile ihtilaf ettiği tek nokta prensip değil, Erdoğan’ın çatışmacı üslubu.

Babacan, Erdoğan’a karşı muhalefetinde daha çok iç sorunlara odaklanıyor ve dış politikada neden olduğu sorunlara nadiren değiniyor. Ancak o da bir keresinde şu açıklamayı yapmıştı: “Devlet laiklikten uzaklaşırken yönetim mekanizmasında dini meseleler öne çıkıyor. Bunlar, Türkiye'nin Suriye ve Libya'daki rolüne ek olarak Erdoğan'ın popülaritesini etkileyen bir dizi yanlış karardır. Bugün Ankara orada sıkışmış bir durumda ve iki büyük güç ABD ile Rusya arasında gidip geliyor.

Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kılıçdaroğlu’na gelince, Erdoğan’ı açıkça Katar ile ittifakı ve Mısır ile Suudi Arabistan’a düşmanlığı nedeniyle Türkiye’ye en kötü krizlerini yaşatmakla   suçluyor.

Karşı çıkan ile kabul edenler arasında gidip gelen bu tutumlar bizi bir kez daha yukarıdaki soruya götürüyor: Kişisel bir hırs mı yoksa bir ülke politikası ile mi karşı karşıya bulunuyoruz? Erdoğan, Arap bölgelerini işgal etme emellerini artık gizlemiyor, aksine bu bölgelerin Osmanlı Türkiyesi’ne bağlı olması gerektiğini açıkça söylüyor. Türkiye'nin bu bölgelerdeki zenginlik ve doğal kaynaklarda hakkı olduğu ve alması gerektiği düşüncesini alenen dillendirmeye, oturduğu hilafet koltuğundan bu ülkeleri saymaya, asası ile işaret edip nasıl ele geçireceğini anlatmaya başladı. Diğer partiler de bize bir av ve ganimet gözüyle mi bakıyor yoksa bizimle egemenliğimize saygı duyan bir ilişki kurmaya hazırlar mı?

En önemli soruyu ise kendimize yöneltmeliyiz: 2023’te kimin kazanacağı bir yana Türkiye’ye yönelik politikalarımız, stratejik bir biçimde mi inşa ediliyor? Biz Türk halkına saygı duyuyor ve kendisini takdir ediyoruz. Türkiye dost bir ülke. Bilhassa biz Körfez ülkelerinin kendisi ile yakın bağlarımız bulunuyor. Arap Baharı öncesinde kendisine açılmıştık. Aramızdaki ticaret hacmini artırmıştık. Deneyim alışverişinde bulunuyorduk. Ticari ve kültürel ilişkilerde parlak bir gelecek planlıyorduk. Ancak bahar adı verilen “yıkıcı” dalga geldiğinde bir de baktık ki Türkiye açık ve seçik bir şekilde düşman bir ülkeye dönüştü. Bunun nedeni sadece Erdoğan mı, yoksa meselenin Erdoğan ile bir ilgisi yok mu? Türklerin müdahalelerini durdurmalarını mı beklemeliyiz? Ya da kaderin planlarını yapıp onun çağını sona erdirmesini mi beklemeliyiz? İyimser olmamalı veya beklememeliyiz, aksine gelecekte kimin başkan olacağına bakmaksızın Türkiye ile ilişkimizin doğasını şimdiden tanımlamalı ve belirlemeliyiz.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya