Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Suriye’nin doğusunda DEAŞ

Suriye’nin doğusunda DEAŞ

Çarşamba, 19 Ağustos, 2020 - 08:45
Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar

Suriye’deki DEAŞ hakkındaki haber ve raporların sayısı son aylarda arttı. Bilgilere bakılırsa Suriye’nin doğusu DEAŞ’ın operasyonlarının en önemli sahnesi konumundaydı. Aynı bölge çeşitli tarafların operasyonlarına da tanık oldu. Bu karşılıklı operasyonlara DEAŞ’ın yanı sıra bir yandan Rusya’nın desteği ve himayesindeki Esed rejimi kuvvetleri ile İranlı milis güçleri, diğer yandan ABD ve Uluslararası Koalisyon Güçleri tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) katıldı.

Bölgenin tanık olduğu operasyonlardan bahsetmek için bölgeyi çevreleyen koşullar, sakinlerinin durumu ve kendisini kontrol eden ana silahlı kuvvetler üzerinde dikkatlice durmak gerekiyor. Böylelikle olanlara ışık tutulabilir, oradaki durumun gerçekliği ve bir sonraki aşamada nasıl olacağı netleştirilebilir.

Deyrizor ili, Suriye’nin doğu bölgesinin merkez noktasıdır. İli doğuda el-Kaim ve Bukemal sınır kapılarını içeren Suriye-Irak sınır hattı, kuzeyde Haseke ili, batıda Rakka ve Humus çevreliyor. Humus ve Irak topraklarının bir bölümü de ili güneyden çevreliyor. Bu konumu kendisini, DEAŞ örgütüne düşmanlığını açıkça dillendiren ve kendisine karşı topluca savaşa katılan tarafların tam kontrolü altında olan bölgelerle kuşatılmış hale getiriyor. Doğusunda Irak kuvvetlerinin yanı sıra geçen yıl Irak-Suriye sınırı yakınlarında kendisine üsler inşa eden Iraklı Haşdi Şabi’ye bağlı silahlı gruplar konuşlanmış halde. Deyrizor şehrinde ise iki taraf da askeri olarak konuşlanmış bulunuyor. Birinci taraf, Esed rejimi kuvvetleri ve İran kuvvetlerinin yanı sıra İranlı milis güçleri kapsıyor. Hepsi de Rus güçleri tarafından destekleniyor. İkinci taraf Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) temelini oluşturduğu, bölgedeki ABD kuvvetleri ve DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu tarafından desteklenen SDG’den oluşuyor.

Suriye'nin doğu bölgesi geçtiğimiz yıllar içinde savaşlara ve çatışmalara tanık oldu. Bunlar halkın bir kısmını bölgeden kaçmaya itti. Geride kalanlar da ya DEAŞ’ın bölge sakinlerine karşı yürüttüğü savaşlar ya da DEAŞ’a karşı savaşan çeşitli tarafların savaşlarının yakıtı haline geldi. Sözgelimi DEAŞ’ın 2014 yılında Eş-Şeitat aşiretine karşı yürüttüğü savaş örgütün bölgenin kontrolünü ele geçirmesiyle sonuçlanmıştı. Keza DEAŞ’a karşı savaşan taraflar da çeşitli nedenlerle çatışmalar sırasında DEAŞ ile bölge halkı ayrımını görmezden geldi. Bunun nedenlerinden biri de DEAŞ’ın, 2019 baharında yaşanan ve örgütün sonunu deklare eden Baguz çatışmalarında olduğu gibi yürüttüğü savaşlarda bölge halkını canlı kalkan olarak kullanmasıdır. Söz konusu dönemde DEAŞ tarafından esir alınan binlerce sivilin Baguz’daki çatışmalarda öldürüldüğü söylenmişti. Bu, 2017’de Rakka şehrinin DEAŞ’tan kurtarıldığı operasyonlar sırasında yaşananların tekrarıydı. Rakka’da da DEAŞ’ın tutukladığı veya canlı kalkan olarak kullandığı binlerce sivil yaşamını yitirmişti. Suriye’nin doğusunu kurtarma operasyonları, örgütün savaşçılarının çoğunun öldürülmesi, hayatta kalanların, özellikle de savaşmadan teslim olan yabancı savaşçılar ve örgüt liderleri ile kendilerinden şüphe edilen sivillerin tutuklanması ve DEAŞ’a ait gözaltı merkezlerine gönderilmesiyle sonuçlandı. Örgütten geriye kalan az sayıdaki uyuyan hücrenin ise bir yandan örgütün aldığı yenilgi diğer yandan da örgütün kurbanlarının aileleri de dahil çeşitli tarafların sürekli takibi nedeniyle düşmanlarının kontrolü altındaki bölgede varlığını yeniden tesis etmesi ve operasyonlar düzenlemesi söz konusu değil. Bunun tek istisnası, düşmanlarının söz konusu duruma örtülü olarak göz yummasıdır. Bu, Suriye’nin doğusunda askeri kontrole tabi olan tüm taraflar için geçerlidir. Zira DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkması ve saldırılar düzenlemesi, buna bağlı olarak kendisine karşı operasyonların düzenlenmesi, askeri kontrole sahip tüm güçlerin ortak amaçlarını gerçekleştirmektedir. Bunların ilk ve en önemlisi, sahada yerel çatışmaların yaşanması ya da tarafların sahadaki kontrol gücüne dayanan siyasi uzlaşı veya mutabakatlara varmasına tanık olabilecek bir sonraki aşamaya hazırlık olarak her bir tarafın bölgedeki askeri kontrolünü güçlendirme çabasıdır. İkincisi, Suriye meselesinde birbirleriyle ihtilaf, çatışma içinde olan güçler ve taraflar arasında ortak noktalar oluşturduğu için söz konusu güçlerin teröre karşı savaşın yanında DEAŞ ile mücadeleyi de sürdürmekte kararlı olduklarını vurgulama çabasıdır. Tüm tarafların üçüncü bir ortak amacı daha var: Bölgede uygulanan ve sahiplerinin yayılmasını, kendisiyle etkileşime girilmesini istemedikleri politika ve icraatları örtmek için DEAŞ meselesinden yararlanmak. Kamuoyunu meşgul etmek ve daha az öneme sahip olarak tasnif edilen meselelerin üstünü örtmek için DEAŞ meselesi öne çıkarılıyor. Bunun örneği oldukça çoktur. Belki de en önemlisi Esed rejiminin bölgedeki DEAŞ meselesine dahil olmasıdır. Esed rejimi, sadece bölgenin sahip olduğu önem, ortak olmak ya da yeniden kontrolü altına almayı umduğu zenginliklerden dolayı bu bölgedeki varlığını pekiştirmek istediği için bu meseleye dahil olmadı. Aksine amaç bunun ötesinde, uluslararası toplum tarafından yeniden kabul görmesine ve kendisi ile ilişkilerin normalleştirilmesine katkıda bulunuyor.

Bunun yanı sıra bölgede DEAŞ’ın varlığı meselesinin gündeme getirilmesi, İran’ın bölgedeki varlığı, bölge halkını Şiileştirmeyi, milis güçleri şeklinde organize etmeyi amaçlayan politikaları için de bir örtü oluşturmaktadır. İran böylece bölgede yerel bir kontrol sağlamanın yanı sıra Bukemal Sınır Kapısı ile gerek Şam gerekse kıyı bölgesi olsun Suriye’nin derinlerine uzanan yolu kontrol etmeyi hedefliyor. DEAŞ meselesi ayrıca SDG’nin bölgedeki politikaları ve uygulamaları, özellikle son derece önemli iki konuyla ilgili uygulamaları için de bir kalkan sağlıyor. Bu konuların ilki, Arap aşiretler ve bazı liderlerine karşı yürüttüğü savaştır. SDG bu savaşı DEAŞ ile bağlantılıymış gibi göstermeye çalışıyor ama aslında kendisi parlak sloganlarına rağmen ırkçı, radikal ve fanatik politikalar takip eden, kendisi ile Arap aşiretleri arasındaki politik çatışmaların bir parçasıdır. SDG, bölgede çocukları zorla silah altına almaya devam ediyor. Sahipsiz kalmış mülklerin idaresiyle ilgili karar alıyor. Ne var ki bu karar evlerini bırakmak zorunda kalan bölge sakinlerinin mallarına el koymak anlamına geldiği için Kürtler dahil tüm tarafların geniş muhalefeti ile karşılaştı. Bu yüzden SDG, bunları uygulamaktan vazgeçmek zorunda kaldı.

DEAŞ’ın Suriye’nin doğusundaki varlığı, bölgede askeri kontrole sahip tüm güçlerin ortak çıkarı ve birden fazla sonucu olan büyük bir meseledir. Bu, söz konusu güçleri ortaklaşa bir şekilde hareket etmeye, geri dönmesini sağlayarak veya kendisini geri çağırarak DEAŞ’ın bölgedeki varlığını pekiştirme çabasına girmeye sevk etmektedir. Bahsedilen güçleri bunu yapmaya iten bir neden de yerel tarafların yakın bir zamanda kurulan ve bölge halkından Arap, Kürt ve Asurileri içeren Barış ve Özgürlük Cephesi adındaki yeni bir siyasi ittifakı öne çıkarma çabalarıdır. Zira bu yeni oluşum, bölgedeki silahlı çatışmaları yatıştırmaya yardımcı olabilir ve bölgede SDG’ye karşı gerçek bir rakip ortaya çıkarabilir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya