Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Teşhis ve analiz uzmanları

Son yıllarda ‘siyasi analist’ diye adlandırılan bir meslek (ya da sektör) gözle görülür biçimde canlandı. Her meslekte olduğu gibi, bunda da başarılı olanlar ve başarısız olanlar çıktı. Başarılı olanlar başarılarını ustalıkla sürdürürken, başarısızlar da başarısızlıklarında adeta maharet sergiledi. Arap analistlerle diğerleri arasındaki fark ise oldukça belirgin ve dikkat çekiciydi. Nitekim bir kişinin ‘uzman’ ya da ‘analist’ sayılması için çoğu zaman yalnızca gazete başlıklarına veya birkaç makaleye göz atması yeterli görülüyordu.

Meslektaşlarımızdan biri, diğerleri gibi ‘analist’ diye anılmayı içine sindiremedi ve kendisine ‘Amerikan işleri uzmanı’ unvanını yakıştırmakta ısrar etti. Oysa dünyanın en büyük ülkelerinden birinin tüm meselelerinde tek bir kişinin ‘uzman’ olması ne kadar mümkündü? Bu ciddi mesleki eksikliği ve tevazu yoksunluğunu fark edenler oldu; söz konusu ‘uzman’ uyarıldı ve sonunda unvanını ‘araştırmacı’ olarak değiştirmeye ikna edildi. O günden sonra ekranlar adeta ‘araştırmacılarla’ dolup taştı.

Londra’da bulunduğum dönemde, merhum dost Remzi Sanbar aracılığıyla, Birleşik Krallık’ın Savunma Tedarikinden Sorumlu Devlet Bakanı Jonathan Aitken ile tanıştım. Aitken, kadınlar ve mali konularla ilgili tartışmalar nedeniyle gündeme gelmiş bir isimdi. ‘Tövbesini’ ilan etmek için Hristiyanlığı benimsediğini açıkladı, papaz oldu ve sıradan bir din adamı gibi kilise hizmetine yöneldi. Bununla birlikte aynı dönemde kitap yazmayı ve gazetelerde güncel olaylar üzerine kalem oynatmayı da sürdürdü; önemli siyasi programlara konuk olarak katıldı. Bu faaliyetler, iflasını açıkladıktan sonra ona ek gelir sağladı.

Eski Dışişleri Bakanı Selwyn Lloyd’un torunu da zamanla bir siyasi analist ve tarihçiye dönüştü. Hatta Richard Nixon’ın siyasi kariyerinin talihsiz sonunu ele alan bir kitap kaleme aldı; bunda iki hikâye arasındaki benzerliğin payı olduğu anlaşılıyordu.

İran savaşının ikinci ayına girmesiyle birlikte, Jonathan Aitken kendisini uzman saydığı bir konuda yeniden yazma fırsatı buldu. Bu durum, yabancıların -ya da İngilizlerin- ‘uzmanlık’ olarak gördüğü şey ile bazı Arapların uzmanlık anlayışı arasındaki farkı karşılaştırmayı cazip kılıyor. Nitekim söz konusu isim, Körfez bölgesinde 60 yıl geçirmiş, Arap Körfezi ülkelerine 265 kez seyahat etmiş biriydi. Eserleri arasında Azerbaycan üzerine bir kitap da bulunuyor; ancak kendisi bu kitabın beklenen düzeyde olmadığını da kabul etmişti.

Son olarak The Spectator dergisinde yayımlanan yazısında “Umman, İran savaşından nasıl faydalandı?” başlığını kullandı.

Arap ve İngiliz ‘uzmanlığı’ arasındaki fark gerçekten dikkat çekici: Biri 265 seyahat gerektirirken, diğeri için tek bir uçak bileti yeterli olabiliyor.