Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Yurtlarımız umutla yönetilir

Ya İran güvenli ve istikrarlı bir ülke olsaydı, rızkı her yerden bolca kendisine aksaydı? Ya Irak bütünlüğünü koruyan, güvenliği yerinde, ekonomisi güçlü ve kalkınmanın sabah akşam üzerine yağdığı bir ülke olsaydı?!

Ya Lübnan, o görkemli yeşil dağları ve Bekaa Vaidisi’yle huzur içinde, neşeyle bir yandan Akdeniz’le, bir yandan da dağlarıyla dans eden bir ülke olsaydı? Ya Yemen gerçekten ‘mutlu, bilge ve sağlıklı’ bir ülke olsaydı? Sudan, Suriye, Somali ve Libya da aynı durumda olsaydı?!

Bölgemiz nasıl da hayranlık uyandıran, nasıl da eşsiz bir yer olurdu!

Sonsuz denebilecek zenginlikler… Çaba göstermeden bize bahşedilmiş petrol, gaz, madenler, altın, tarım ürünleri, köklü sanayiler… Aydınlık zihinler, hırslı ruhlar, genç bir nüfus… Küresel ticaret yollarının denizden ve karadan kesiştiği bir coğrafya. Ve hepsinden önemlisi, pek çok medeniyetin doğduğu o derin tarihsel birikim; peygamberlerin yurdu, ilahi mesajların beşiği olan bir toprak.

Ama biz bunların hepsini reddettik; dışarıdan bazıları da bize bunu çok gördü. Böylece savaşların toprağına, kederlerin merkezine, felaketlerin başkentlerine dönüştük. Bu ne büyük bir hayal kırıklığı, ne ağır bir kayıp!

Bugün, İran’da savaşın başlamasının üzerinden bir ay geçtikten sonra, etkilerinin ve kıvılcımlarının Körfez ülkelerine, Ürdün’e, hatta Azerbaycan, Türkiye ve Kıbrıs’a kadar sıçradığını görüyoruz. Gözler, İran’ın bölgedeki uzantılarına çevrilmiş durumda. “Bu ‘ahtapotun kolları’ nasıl harekete geçirilecek?” sorusu soruluyor.

Lübnan’daki kolu olan Hizbullah büyük ölçüde etkisiz hale gelmiş durumda; İsrail’in daha güçlü ve baskın kolu karşısında hareket kabiliyeti sınırlı. Irak’taki kolu, yani İran’daki ‘velayet-i fakih’ sistemine bağlı Haşdi Şabi milisleri de ABD ve İsrail’in darbeleriyle zayıflatıldı. Buna karşılık etkilerini Kuveyt, Ürdün ve Suudi Arabistan’a yönelttiler.

Sanatın güzelliğinden hiçbir şey bilmeyen bir sanatçı tarafından bize çizilen tüm bu kasvetli tablolar, nereye dönersek dönelim her aynada… her yerde karşımıza çıkıyor.

Ama yangının küllerinden yeni, bereketli topraklar doğar; yeni tohumlar filizlenir, yer sarsılır, yükselir ve her neşeli çiftten hayat çıkar.

Bizim topraklarımızda, aşağılanma ve başarısızlık sürecini reddedenler var. Topraklarımızı ne kadar çok sırtlan, kurt ve köpek istila ederse etsin, umut ve eylemle bir buluşma yakında gerçekleşecek... Biz sadece umuda mahkûmuz. Bu yüzden ölüm için değil, yaşam için çalışmaktan kaçış yok.