Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Macron ve Hizbullah tuzağı

Macron ve Hizbullah tuzağı

Salı, 8 Eylül, 2020 - 14:00
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 

Egemenlik, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Irak ziyareti sırasında siyasi metinlerinde yer aldığı şekliyle Beyrut ziyareti sırasında Fransız endişeleri arasında yer almadı. Halbuki İran faktörü, iki ülkedeki egemenlik eksikliğinin nedenlerinin ortak paydasını oluşturuyor.

Bugün Lübnan’daki egemenliğin tek bir amacı var: Milis gücü Hizbullah’ın sahip olduğu silahın ulusal ve siyasi hayat üzerindeki kontrolünden kurtulmak. Aynı Irak’ın Şii milis güçleri silahlarının gücünden, İran’ın “Şii evi” adı verilen yapı aracılığıyla Bağdat’taki siyasi hayat üzerindeki büyük etkisinden kurtulmayı hedefliyor olması gibi.

Ne var ki Macron, Bağdat’taki performansının aksine Beyrut’ta genel seçimlerin parlamento içinde kendisine sağladığı temsil özelliğini gerekçe göstererek ilk önce Hizbullah’a açılma konusunu abarttı. Ardından da  Hizbullah’ın siyasi sistem kurumları içerisinde temsil meşruiyetine sahip siyasi kanadı ile Fransa’nın terör listesine almış olduğu askeri kanadını birbirinden ayırma teorisine ilişkin vizyonunu sundu.

Hizbullah’ın iki kanadını artık birbirinden ayırmayan İngiltere ve Almanya’nın pratik nedenlerle geri adım attıkları Macron’un bu teorisi, kendisinden önce Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesi’nin Hizbullah’ın güvenlikten sorumlu yetkililerinden Selim Ayyaş’ı Refik Hariri suikastı davasında suçlu bulan kararı açıklanmamış olsaydı belki kabul edilebilirdi.

Hizbullah’ın bu karara verdiği kurumsal, kitlesel ve medyatik tepkiyi takip etmesi, Macron’un silahlı İslami cemaatleri savunmaktan vazgeçmesi, terörist ile seçilmiş meşru kanat arasındaki bu ayrımın yanlışlığını teyit etmesi için yeterli olacaktır.

Kararın açıklanmasından sonra Hizbullah’ın yakın çevresinde sokaklar kahraman Ayyaş’ı öven pankartlarla donatıldı. Bununla da yetinilmedi; pankartlar, sakinlerinin bunları kendilerine yönelik manevi bir saldırı olarak gören sokaklara da asılarak mezhep fitnesi çıkarma kertesine varıldı. Siyasi tutumu da bundan farklı değildi. Mahkeme kararını, sadece askeri kanadına değil bir bütün olarak kendisine yönelik bir komplo sayarak kınayan bir tutum sergilendi.

Hizbullah’ın kendisi, Cumhurbaşkanı Macron’un aksine iki kanat teorisine hiçbir değer vermiyor. İrlandalı Sinn Féin Partisi bir dönem bu teoriyi benimsemiş, milliyetçi bir siyasi parti olarak kendisi ile askeri kanadı “Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu”nun ayrıldıklarını açıklamıştı. Bu ikisi, her zaman (istihbarat ve araştırma çevrelerinde bilinenlerin aksine) aralarındaki bağı kesin bir dille reddetmeye dikkat etmiş olsalar da Hizbullah tek bir beden ve tek bir liderlik olduğunda ısrar ediyor. Nitekim Hasan Nasrallah’ın yardımcısı Şeyh Naim Kasım, 2009’da “Los Angeles Times” gazetesine verdiği ünlü röportajında bunu kelimesi kelimesine teyit etmişti.

Hizbullah, kendisi ile askeri kanadının ayrı olduğunu iddia etmek için bile benzerlerinin harcadığı çabayı harcamıyor.

Silahlı halk direnişi çevrelerinde “terörizm” olarak tanımlanan intihar saldırıları çağını başlatan, Beyrut Amerikan Üniversitesi başkanını öldürmekle suçlanan, rehine olarak kullanmak için sivilleri kaçıran İmad Muğniye, 2008’de öldürüldüğünde Hizbullah’ın bir lideri, hatta tarihi askeri lideri olarak övülmüştü.

Hal böyleyken Hizbullah’ın kuruluş koşullarının ulaşmış olduğu konumdan farklı olduğunu, bir terör örgütünden, Lübnan devleti içinde siyasi temsil meşruiyetine sahip “askeri bir kanadı” olan bir “direniş” örgütüne evrildiğini varsaymak saflıktır.

İmad Muğniye, Suriye, Lübnan, Yemen, Bulgaristan, Afrika, Kıbrıs, Kuveyt, Mısır ve diğer ülkelerdeki savaş cepheleri ve güvenlik operasyonlarının komutanı olmasının yanı sıra aynı zamanda diğerleriyle birlikte parlamento ve kabine içindeki siyasi bloğun, medya ve çeşitli propaganda organların işleyişi ve faaliyetlerinden sorumlu siyasi liderdi.

Bu durumda, temsili meşruiyete sahip kanat ile terörist kanat arasındaki Fransız ayrımı şundan ibaret olmaktadır: Hizbullah’ın gerçek kimliğiyle bağlantılı nedenlerden ziyade bu veya şu tanımın belirli Fransız siyasi menfaatleriyle ne ölçüde uyumlu olduğuna göre önceden alınmış siyasi kararlar...

Cumhurbaşkanı Macron’un tutumun ortaya çıkardığı ikinci ikilem, şu ya da bu grubun temsil özelliğine sahip olmasının anlamına ilişkin romantik görüşle bağlantılıdır. Söz konusu görüşte bu grupların siyasi programlarının niteliği, demokrasi oyununa katılanların değer sistemi, kimliklerinin, dillerinin ve araçlarının demokrasinin nesnel gereklilikleriyle ne ölçüde uyumlu olduğu göz önüne alınmaz.

Siyasi programları demokratik değerlere derinden düşman olsa bile Neo-Naziler, demokratik oyun için uygun bir grup kabul edilebilir mi? Siyasi meşruiyetleri sadece kendilerine verilen oyların sonucuna göre ölçülebilir mi?

Liberal Batı’nın buna vereceği yanıt: Hayır.

Bu nokta şu çok önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Cumhurbaşkanı Macron'a el-Kaide, DEAŞ, Nusra, İhvan, Taliban ve diğer İslamcı şiddet örgütlerinin, tüm İslam ve Arap toplumlarında bir ölçüde temsil özelliğine sahip olmadıklarını kim söyledi? Bu örgütlerin seçimlere katılması ve ne oranda olursa olsun oy almış olmaları onlara, siyasi sürecin doğal ürünleri olarak yaklaşmayı gerektiren siyasi bir meşruiyet verir mi?

Gerçek şu ki Cumhurbaşkanı Macron bu tür örgütlerin inançlarını açıkça uygulamalarını ve yaptıkları propagandaları çirkin buluyor. Ünlü bir konuşmasında, bu insanların Fransa’nın cumhuriyet değerlerinden kültürel olarak ayrılma eğilimlerini hoş görmenin tehlikelerinden bahsetmişti.

Diğer yandan Lübnanlılara, seçilmiş oldukları gerekçesiyle kültürel, siyasi ve değersel olarak diğer Lübnanlılardan ayrılma eğilimlerine sahip olanlarla diyalog kurmasını anlamaları çağrısında bulunurken yukarıda bahsedilenlere hiç önem vermiyormuş gibi görünüyordu.

Ortada kabul edilebilir bir Şii terörü ile kabul edilemez bir Sünni terörü mü var?

Gerçek şu ki Hizbullah’ın sözde var olan siyasi ve askeri kanatları arasında bilimsel ve tartışmasız bir biçimde kanıtlanabilecek bir ayrım yok. Liderlerinin ve eylemlerinin tanıklığıyla Hizbullah tek bir yapıdır. Bütün mesele, diğer terörden daha karmaşık, siyasi sürece katılma ve onun şartlarına bağlı kalma iddiası örtüsü altında kendisini gizlemekte daha yetenekli olmasıdır.

Başkan Macron'un pozisyonuna gelince… İnanılmaz olana inanan önceden alınmış siyasi bir karardır. Gerçekleri kabul etme temelinden ziyade Batılı siyasi düzende karar alma mekanizmasının nesnel, bilimsel ve liberal mirasını dışlamayı gerektiren çıkarlara dayanmaktadır.

Hizbullah, meşru bir temsilci değil, terörü demokrasiye entegre etme amacıyla, çoğulculuk başlığı altında Lübnan’daki yarı demokratik ortamdan yararlanan, ötekini kabullenme geleneğine akıllıca yatırım yapan bir terörist gruptur.

Katilin zekası onun iyi hal belgesi değil, daha tehlikeli bir katil olduğunun belgesidir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya